?>

Trump Türkiye’nin enerjisine de göz koyarsa ne olur?

Nermin Seçkin

3 gün önce

Trump’ın Venezuela’da Maduro’ya yönelik hamlesi, ABD’nin enerji söz konusu olduğunda sınır, hukuk ve egemenlik tanımadığını açık biçimde gösterdi. “Yatağında paketleme” söylemi bir mizah değil; Washington’un enerjiye ulaşmak için rejim değişikliğini bile meşru gördüğünün özetidir. Meksika hattında düşünülen planlar da aynı zihniyetin ürünüdür. Enerji varsa ABD gelir. Direnç varsa baskı başlar. Ancak Türkiye bu tabloda Venezuela değildir. Ne askeri kapasitesi, ne diplomatik konumu, ne de coğrafyası buna izin verir. ⸻ Doğrudan Müdahale Neden Mümkün Değil? Türkiye; • Güçlü ve sahada sınanmış bir orduya sahiptir, • NATO üyesidir, • Üç kıtanın kesişim noktasındadır, • Ve ABD için son derece pahalı bir çatışma alanıdır. Washington şunu bilir: Türkiye’ye doğrudan müdahalenin maliyeti, getirisinden fazladır. Bu nedenle “işgal”, “lideri paketleme” ya da açık askerî hamleler Türkiye için gerçekçi değildir. Ama bu, hedef olmadığı anlamına gelmez. Sadece yöntem değişir. ⸻ Asıl Tehdit: Dolaylı Baskı Mekanizmaları ABD’nin Türkiye’ye karşı kullanabileceği araçlar bellidir ve daha önce defalarca uygulanmıştır: Enerji şirketleri üzerinden baskı: Uluslararası enerji devleri aracılığıyla; • Ortaklık dayatmaları, • Teknoloji ve finansman kısıtları, • Lisans ve pazara erişim engelleri. Uluslararası tahkim ve sözleşme tuzakları: Enerji anlaşmaları; • Devleti bağlayan uzun vadeli maddelere, • Yüksek tazminat risklerine, • Hukuki görünümlü ekonomik kuşatmalara dönüştürülür. Çevre–iklim–hukuk söylemi: Ambalaj hep aynıdır. Ama amaç nettir: enerji denetimi. Yaptırım artık tankla değil, raporla gelir. İç kırılganlıkların kaşınması: Ekonomi, borç, döviz, toplumsal fay hatları sürekli test edilir. Enerji hedef alınırken içerisi zayıflatılmak istenir. Doğu Akdeniz kartı: Yunanistan–GKRY–İsrail hattı tesadüf değildir. Amaç Türkiye’yi masadan değil, haritadan dışlamaktır. ⸻ Türkiye’deki Amerikan Üsleri Gerçeği Bu denklemde görmezden gelinmemesi gereken kritik bir başlık daha vardır: Türkiye’deki Amerikan askerî varlığı. İncirlik, Kürecik ve diğer unsurlar yalnızca “NATO yükümlülüğü” değildir. Bu üsler: • Bölgeyi anlık izleme ve istihbarat üstünlüğü sağlar, • Enerji hatlarına ve boğazlara yakınlık sunar, • Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’ya eşzamanlı erişim imkânı verir. Yani mesele savunma değil, kontrol kabiliyetidir. Enerji söz konusu olduğunda bu üsler; • Kriz anlarında baskı kaldıraçlarına, • Diplomatik pazarlıklarda görünmez tehditlere, • Türkiye’nin manevra alanını daraltan unsurlara dönüşür. Ancak şu gerçek de gözden kaçırılmamalıdır: ABD, üslerinin bulunduğu bir ülkeye karşı doğrudan düşmanlık üretmek istemez. Onun yerine ekonomik, siyasi ve psikolojik yöntemleri tercih eder. Üsler Türkiye’yi hedef olmaktan tamamen çıkarmaz ama oyunun biçimini belirler. ⸻ Asıl Hedef Ne? ABD’nin derdi Türkiye’nin enerji bulması değildir. Asıl mesele şudur: Enerji sende olabilir ama kontrol bende olacak. Çıkarırsın ama benim şirketimle. Satarsın ama benim pazarlarıma. Taşırsın ama benim koridorumdan. Yani mesele sahiplik değil, denetimdir. ⸻ Kritik Eşik: Türkiye Ne Yaparsa Ne Olur? Eğer Türkiye; • Kendi arama–çıkarma kapasitesini zayıflatırsa, • Enerjiyi tamamen özel ve dış sermayeye bırakırsa, • Askerî caydırıcılığını tartışmalı hale getirirse, • Dış politikada tek eksene sıkışırsa, ABD “bakmakla” yetinmez. Ama Türkiye; • Kendi sondaj ve üretim kapasitesini korursa, • Devlet merkezli enerji politikasını sürdürürse, • Sahada askerî caydırıcılığını masaya koyarsa, • Çok kutuplu denge siyasetini devam ettirirse, ABD bakar… Ama alamaz. Sonuç Trump bir isimdir, bir dönemdir. ABD politikası ise kalıcıdır. Bu yüzden mesele Trump değildir. Mesele şudur: Türkiye gücünü koruyacak mı, yoksa pazarlık masasında mı eritecek? Enerjiye göz koyan çok olur. Ama alıp alamayacaklarını belirleyen Türkiye’nin iradesidir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI