Bir siyasi parti düşünün… Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk. Yüz yılı aşan bir geçmişe sahip. Türkiye’nin ana muhalefet partisi. Ülkenin ekonomik krizden adalete, dış politikadan eğitime kadar sayısız sorunla boğuştuğu bir dönemde ne yapması gerekir? İktidara alternatif üretmesi, topluma umut vermesi, geleceğe dair güçlü bir vizyon ortaya koyması gerekir.
Ama bugün yaşanan tabloya bakınca görülen şey başka.
Bir tarafta genel başkanlık görevini sürdüren Özgür Özel, diğer tarafta yıllarca partiyi yönetmiş ve ardı ardına seçim kaybetmiş Kemal Kılıçdaroğlu. Tartışılan şey vatandaşın geçim derdi değil. Emeklinin maaşı değil. Gençlerin umutsuzluğu değil. Tartışılan şey güç mücadelesi.
Milyonlarca insan mutfaktaki yangını konuşurken, CHP kendi koridorlarında bitmeyen hesaplaşmalarla meşgul. Seçmen çözüm beklerken, parti içi çekişmeler ekranları dolduruyor. İktidarın en çok isteyeceği manzara da tam olarak budur. Muhalefetin enerjisini iktidarı denetlemeye değil, birbirini tüketmeye harcaması…
Bugün gelinen noktada tartışmaların merkezinde “butlan” iddiaları bulunmaktadır. Eğer ortaya atılan iddialar hukuken kabul görür ve kurultay sürecinin sakatlandığı sonucuna varılırsa, ironik bir şekilde butlan ile görevden alındığı söylenen kişinin yeniden göreve gelmesi, butlan ile göreve geldiği iddia edilen kişinin ise görevden ayrılması gibi sıra dışı bir tablo ortaya çıkacaktır. Ancak burada asıl mesele hangi ismin koltukta oturacağı değil, milyonlarca seçmenin CHP’den ne beklediğidir.
CHP’ye gönül verenlerin de, sadece güçlü bir muhalefet görmek isteyen vatandaşların da beklentisi isimler üzerinden yürüyen bir hesaplaşma değildir. Çünkü insanlar kişisel mücadeleleri değil, ülkenin geleceğine dair çözümleri görmek istiyor.
Sayın Özgür Özel’e düşen görev, partiyi sürekli iç tartışmaların içine sürüklemek değil; enerjisini iktidara karşı güçlü bir alternatif oluşturmaya yöneltmektir. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na düşen görev ise yıllarca yönettiği partiyi yeni bir iç savaşın merkezine çekmek yerine, siyasi tecrübesini yapıcı biçimde kullanmaktır. Siyasette hiçbir koltuk partiden, hiçbir isim davadan daha büyük değildir.
Bugün Türkiye’nin konuşması gereken meseleler bellidir: Hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlik, barınma krizi, gençlerin gelecek kaygısı, hukuk ve eğitim sorunları… Muhalefetin görevi de bu sorunlara çözüm üretmek ve toplumun önüne güçlü bir yol haritası koymaktır.
Ne acıdır ki bugün CHP konuşulduğunda akla projeler değil krizler geliyor. Politikalar değil kavgalar geliyor. Umut değil belirsizlik geliyor.
Oysa tam tersine ihtiyaç duyulan şey, farklı görüşlere sahip olsalar bile aynı masada oturabilen, ortak akıl üretebilen ve ülkenin çıkarlarını kişisel hesapların önüne koyabilen bir siyaset anlayışıdır. CHP içerisinde herkesin birbirini tasfiye etmeye çalıştığı bir görüntü vermesi ne partiye ne de muhalefete güç kazandırmaktadır.
Vatandaşın sabrı sınırsız değildir. Seçmen kimsenin kişisel ikbal mücadelesinin seyircisi olmak zorunda değildir. İnsanlar hayat pahalılığıyla mücadele ederken, muhalefetin kendi içinde güç savaşı vermesi sadece rakiplerini sevindirir.
Tarih, büyük partileri dışarıdan gelen saldırıların değil, içeride büyüyen hırsların yıktığını defalarca göstermiştir. CHP bugün bir yol ayrımındadır. Ya enerjisini ülkenin sorunlarına yöneltecek ya da kendi iç çekişmelerinin ağırlığı altında ezilmeye devam edecektir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; Özgür Özel’in de, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da, partide etkili olan tüm aktörlerin de kişisel hesapları bir kenara bırakıp Türkiye’nin gerçek gündemine odaklanmasıdır. Çünkü bu ülkenin yeni kavgalara değil, yeni çözümlere ihtiyacı vardır.
Ve seçmenin artık çok basit bir sorusu var:
“Siz birbirinizle mi mücadele edeceksiniz, yoksa ülkenin sorunlarıyla mı?”
Çünkü milletin gündemi koltuk değil, hayatın kendisidir.