?>

Yoksullar…

Abdullah Yeniekinci

3 saat önce

Yoksullar bu ülkenin en kalabalık sınıfı. Ama en sessizi. Sabahın köründe uyanırlar; çünkü geç kalma lüksleri yoktur. Akşam erken yatarlar; çünkü yarının derdi bugünden ağırdır. Hayat onlar için bir “bekleme salonu” gibidir: daha iyi bir gün, biraz adalet, bir parça insaf beklenir… Ama çağrılan isim hep başkasıdır. Yoksulluk bizde bir sonuç değil, bir kader gibi pazarlanır. “Çalışsaydın”, “okusaydın”, “akıllı olsaydın”… Hep aynı cümleler. Oysa kimse sormaz: Hangi okul? Hangi iş? Hangi fırsat? Yoksulun hatası hiç bitmez ama zenginin şansı hiç sorgulanmaz. Bir ülkede ekmek küçülürken sabır nasihatleri büyüyorsa, orada adalet çoktan terk etmiştir masayı. Yoksullara hep ahlak öğretilir: kanaat, şükür, tevekkül… Zenginlere ise sadece “başarı hikâyesi” yazılır. Aynı ülke, aynı sistem; ama biri için dua, diğeri için ihale. Yoksullar konuşmaz sanılır. Konuşmazlar, çünkü konuştuklarında ya alay edilir ya da susturulurlar. Oy verirken hatırlanır, zam yapılırken unutulurlar. Seçimden seçime sevilen, krizden krize ezilen bir kalabalıktır yoksullar. Ve en acısı şu: Yoksulluk artık sadece cüzdanda değil, hayallerde. Çocuklar büyüyünce “ne olacaksın?” sorusuna meslek değil, “iş bulabilir miyim?” diye cevap veriyor. Bu bir ekonomik tablo değil; bu bir gelecek enkazıdır. Yoksulluk utanç değildir. Utanç olan, yoksulluğu yönetip zenginliği kutsamaktır. Utanç olan, yoksulu tembel; sistemi masum göstermektir. Bu ülkede yoksullar sadaka değil, hak istiyor. Ve bir gün o haklar gerçekten sorulursa, en sert hesap o zaman kesilecek. Sessizliğe aldanmayın. Yoksullar susar… Ama unutmaz. 
YAZARIN DİĞER YAZILARI