?>

BİZ NEDEN BÖYLEYİZ?

Abdullah Yeniekinci

2 saat önce

Bir millet düşünün; tarih boyunca imparatorluklar kurmuş, kıtalar aşmış, mazluma umut olmuş. Bir millet düşünün; Çanakkale’de dünyanın en güçlü ordularına karşı durmuş, Sakarya’da küllerinden yeniden doğmuş. Sonra dönüp bugüne bakın. Kendimize şu soruyu sormaktan kaçamayız: Biz neden böyleyiz? Ne zaman güce tapar hale geldik? Ne zaman makamın, mevkinin, koltuğun önünde eğilmeyi; hakikatin, adaletin ve milletin önünde dimdik durmaya tercih ettik? Güçlü olanın yanında saf tutmayı akıllılık, haksızlığa karşı çıkmayı delilik saymaya ne zaman başladık? Menfaatlerimizi, ikballerimizi, kariyer hesaplarımızı Türk milletinin ve ülkenin çıkarlarının önüne koymayı ne zaman normalleştirdik? Bir zamanlar haksızlığa karşı ses yükselten insanlar yetiştiren bu topraklar, bugün neden suskunların ve seyredenlerin ülkesi haline geldi? Korkunun aklı, cesaretin vicdanı esir aldığı bir dönemde yaşıyoruz. Herkes konuşuyor ama kimse risk almıyor. Herkes şikâyet ediyor ama kimse elini taşın altına koymuyor. Herkes değişim istiyor ama bedel ödemek istemiyor. Biz ne zaman bu kadar korkak olduk? Biz ne zaman bu kadar pısırık olduk? Biz ne zaman rahatımızı vatan sevgisinin önüne koyduk? Bir başka acı gerçek ise bireyciliğin toplumun iliklerine kadar işlemiş olmasıdır. Bir zamanlar “biz” diyen bir milletken bugün her köşeden “ben” sesleri yükseliyor. Komşuluk azaldı, dayanışma zayıfladı, paylaşmak unutuldu. Bir sofrayı bölüşmenin bereketini, bir derdi paylaşmanın huzurunu kaybettik. Herkes yalnız kendi çıkarını düşünür hale geldi. Oysa bir millet ancak ortak kader duygusuyla ayakta kalabilir. Bugün birbirimize neden bu kadar öfkeliyiz? Neden farklı düşüneni düşman görüyoruz? Neden aynı bayrağın altında yaşayan insanları siyasi görüşlerine, mezheplerine, yaşam tarzlarına göre ayrıştırıyoruz? Sosyal medya meydanlarında birbirimizi linç ediyor, günlük hayatımızda birbirimize selam vermekten kaçınıyoruz. Tartışmayı düşmanlıkla, eleştiriyi ihanetle karıştırıyoruz. Oysa bu milletin mayasında kardeşlik vardı. Aynı acıya ağlamak, aynı sevince ortak olmak vardı. Belki de en büyük kaybımız vicdandır. Vicdanın sustuğu yerde adalet ölür. Vicdanın sustuğu yerde merhamet yok olur. Vicdanın sustuğu yerde insanlık tükenir. Bugün sokakta düşene bakıp yoluna devam edenler, haksızlığa uğrayanı görmezden gelenler, sadece kendi çevresinin acısını önemseyenler çoğaldıysa bunun adı ilerleme değil; ahlaki çöküştür. Teknolojimiz gelişmiş olabilir, şehirlerimiz büyümüş olabilir, ekonomik göstergeler değişmiş olabilir. Fakat vicdanını kaybeden toplumlar ne kadar zenginleşirse zenginleşsin gerçekte yoksullaşırlar. Türk milletinin sorunu ne zekâ eksikliğidir ne de kabiliyet eksikliği. Bu millet hâlâ dünyanın en çalışkan, en üretken ve en fedakâr insanlarını yetiştirebilecek potansiyele sahiptir. Sorun; değerlerimizden uzaklaşmamızdır. Sorun; şahsi çıkarlarımızı ortak çıkarların önüne koymamızdır. Sorun; millet olmanın sorumluluğunu unutmuş olmamızdır. Bu ülkenin yeniden ayağa kalkması için yeni sloganlara değil, eski erdemlere ihtiyacı vardır. Daha fazla gösterişe değil, daha fazla ahlaka ihtiyaç vardır. Daha fazla kutuplaşmaya değil, daha fazla kardeşliğe ihtiyaç vardır. Daha fazla bencilliğe değil, daha fazla fedakârlığa ihtiyaç vardır. Çünkü bir milletin gerçek gücü ne ekonomisidir ne ordusudur ne de teknolojisidir. Bir milletin gerçek gücü; vicdanıdır, ahlakıdır, adaletidir ve birbirine duyduğu güvendir. Eğer bunları kaybedersek, geriye sadece kalabalıklar kalır. Ama bunları yeniden kazanabilirsek, yeniden millet oluruz.
YAZARIN DİĞER YAZILARI