Tarih niye tekerrür eder?
Bence tarih tekerrür etmez.
İnsanların bitmeyen hırsları, doyumsuzlukları, iktidar tutkuları ve kişisel hesapları, aynı yanlışları tekrar tekrar yaşamamıza neden olur. Sonra da dönüp bütün bunlara bakar, “Tarih tekerrür ediyor” deriz.
Birkaç gün önce Hanifi Abi aradı.
Namıdiğer Makinist Hanifi…
Güzelce bir azarladı beni:
“Neredesin sen?”
Neredeyim ben?
İzliyorum.
Bir film izler gibi izliyorum.
Kim figüran, kim aktör?
Kim kendi iradesiyle sahnede, kim başkasının yazdığı senaryoda rol alıyor?
Kim gerçekten bir şeyleri değiştirmek istiyor, kim yalnızca yerini sağlamlaştırmaya çalışıyor?
Arkasından yine bir akşam arayınca, “Bak, kıymetlisin benim yanımda!
Kendimi sessizliğe mahkum ettim" dedim.
Hey gidi Makinist Hanifi!
Yıl 1980.
Haziran sıcağı… Sıkıyönetim günleri. Sokaklar güvenli değil, demokrasi hak getire.
Çıksorut'un tepelerinde, işçi kahvelerine bildiri dağıtıyoruz.
Hanifi Abi ortalığı gözetliyor,bir kahveye girip çıktı. Kahvenin temiz olduğunu işaret etti.
İki arkadaş, elimizde bildirilerle daldık içeri. Girmemizle çıkmamız bir oldu.Çünkü içeride bir polis oturmuş çay içiyordu.
“Hanifi Abi, bu ne?” dedik.
“Görmemişim" diye cevap verdi.
O günün telaşı, gençliğin heyecanı, sokakların gerginliği… Hepsi hafızamda.
Sonra, 1980 yılının Eylül ayında, bir askeri cezaevinde yeniden kesişti yolumuz Hanifi Abi'yle.
Haziranın sıcağından eylülün koyu karanlık serinliğine,nemli işkence odalarına uzanan birkaç ayda neler değişmişti!
O günlerde demokrasi,adalet, özgürlük ve eşitlik için mücadele ettiğimize inanıyorduk.Fabrikada işçi,Tarlada köylü için siyasette ortak güzel bir gelecek için.
Bedeller ödendi,hayaller kırıldı,
hayatlar değişti, yıllar geçti.
Peki, bütün bunlar bize ne öğretti?
Söz uzun Hanifi Abi…
Aradan bunca yıl geçti. Kuşaklar değişti, siyasi aktörler değişti, ülke değişti.
Ama dönüp baktığımda, özellikle sol siyasetin kendi içindeki ayrışmaların, güvensizliklerin ve bitmeyen hesaplaşmaların hâlâ yakamızı bırakmadığını görüyorum.
Bugünün asgari müştereklerinde buluşamayınca yarının iktidarlarını hep kaçırıveriyoruz avucumuzdan.
Ortak hedeflerimiz varken kişisel hesaplara takılıyoruz. Birlikte yapabileceklerimizi, birbirimizle mücadele ederek tüketiyoruz.
Aynı amaçlar uğruna yan yana gelmesi gereken insanlar, birbirlerinin niyetlerini sorgulamakla, geçmişin hesaplarını tutmakla, kimin daha haklı olduğunu kanıtlamakla uğraşıyor.
Birbirimizi suçlamakla dönüp duruyor siyaset.
Sonra da soruyoruz:
Neden olmuyor?
Neden başaramıyoruz?
Neden bunca emeğe, bunca birikime, bunca yaşanmışlığa rağmen istediğimiz değişimi gerçekleştiremiyoruz?
Belki de soruyu yanlış soruyoruz.
Belki de asıl sormamız gereken şu:
Bunca yaşanmışlıktan sonra neden hâlâ aynı yanlışları yapıyoruz?
Üstelik mesele yalnızca bir siyasi partinin ya da bir siyasi düşüncenin meselesi değil.
Kişisel hesapların ortak geleceğin önüne geçmesi, makam yarışlarının mücadeleyi gölgelemesi, farklı düşünenleri dinlemek yerine onları etkisizleştirmeye çalışmak, siyasetin hangi tarafında olursak olalım hepimize kaybettiriyor.
Demokrasi yalnızca seçim kazanmak değildir. Çoğulculuk yalnızca kendi düşüncemize benzeyenlerle yan yana durmak değildir.Farklı düşünenlerle de asgari müşterekte buluşup yol yürümektir.
Birlikte mücadele etmek de herkesin bizim gibi düşünmesini beklemek değildir.
Asıl mesele, farklılıklarımıza rağmen ortak bir gelecek kurabilmektir.
Elbette herkes aynı düşünmeyecek.
Elbette fikir ayrılıkları olacak, tartışacağız, eleştireceğiz.
Ama bütün bunları birbirimizi yok etmek için değil, daha iyisini bulmak için yapabildiğimizde bir anlamı olacak.
Yoksa dünün kavgalarını bugüne,
bugünün hesaplarını yarına taşımaktan başka ne yapmış olacağız?
Bekle gör Hanifi Abi, ben bekliyorum!
Kim haklı, kim haksız?
Bazen insan, yıllarını verdiği mücadelenin bugün geldiği noktaya bakınca kendini bu soruyu sorarken buluyor. Bir zamanlar aynı sokaklarda yürüdüğü insanlarla bugün neden aynı hedeflerde buluşamadığını anlamaya çalışıyor.
Ama artık yalnızca başkalarını sorgulamanın yeterli olmadığını da biliyorum.
Çünkü bütün suçu başkalarına yüklemek, kendi payımıza düşen sorumluluktan kaçmanın en kolay yolu.
Biz de birbirimizi dinlemiyorsak,
biz de kişisel hesaplarımızı ortak hedeflerin önüne koyuyorsak,
biz de farklı düşünenleri dışlıyorsak, tarihin aynı yanlışlarla yeniden yazılmasına bizim de katkımız var demektir.
Tarih bizimle dalga geçiyor Hanifi Abi!
Yoksa biz mi tarihten ders çıkarmamakta direniyoruz?
Tarih tekerrür etmez, ettirilir.
Neden?
Çünkü kimi kendi iktidarını korumak, kimi kişisel hesaplarını gerçekleştirmek, kimi de vazgeçemediği hırslarını tatmin etmek ister. Geçmişi kendi çıkarlarına göre eğip büker, yaşananlardan işine geldiği gibi dersleri çıkarır, işine gelmeyenleri unutturur.
Ama tarihin tekerrür etmesinde yalnızca bunların da payı yok.
Bazen biz de aynı yanlışları bile bile tekrarladığımız, birbirimizi anlamak yerine suçladığımız, ortak geleceği kişisel hesaplara feda ettiğimiz için geçmişi yeniden yaşarız.
Hanifi Abi, aradan bunca yıl geçti.
Biz hâlâ geçmişin hatalarını yapıyorsak, hâlâ birbirimizi suçluyorsak,
hâlâ ortak hedeflerimiz için yan yana duramıyorsak, dönüp kendimize de bakmamız gerekmiyor mu?
Belki de mesele tarihin doğru tarafında durduğumuzu söylemek değil,
aynı yanlışları bir daha yaşatmamak için ne yaptığımızdır.
Çünkü tarih, yalnızca geçmişte yaşananların hikâyesi değildir.
Bugün yaptıklarımızın yarına bıraktığı mirastır.
Ve ben hâlâ şuna inanmak istiyorum Hanifi Abi:
Tarihi değiştirmek, önce kendi yanlışlarımızı değiştirmeye cesaret etmekle başlar.
Yoksa Hanifi abi,tarih tekerrür eder durur,bizler de güvenli "kumsalda" kumdan kaleler yapar yapar bozarız...
Yoksa Hanifi abi,tarih niye tekerrür etsin ki güzel şeyleri yaşamak var iken...Tarihin aklında zoru yok,bizim aklımızda zorumuz,niyetlerimizde sıkıntımız var!
Haksız mıyım Hanifi ağabey?

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir