Ana içeriğe geç
Karaca Bozgeyik
Karaca BozgeyikKöşe Yazarı

ÖLÜ İLİŞKİLER MEZARLIĞI

İçinde yaşadığınız toplumu anlamak ve tanımlayabilmek için önce insan ilişkilerine bakmak gerekir.

ÖLÜ İLİŞKİLER MEZARLIĞI

İçinde yaşadığınız toplumu anlamak ve tanımlayabilmek için önce insan ilişkilerine bakmak gerekir.

Ve o ilişkilerin kırgınlıklarına,kızgınlıklarına.

Ve o ilişkilerin çözüm üretemeyen kavgalarına bakmak gerekir.

Ve o ilişkilerin açtığı yaraların "mezarlığına':Ölü ilişkiler mezarlığına...

Çok zor bir dönemden geçiyoruz.

Kimsenin kimseye yardım edemediği,

 herkesin kendi derdine düştüğü, insanların birbirine tutunmakta zorlandığı bir dönem...

Bunun üzerine insan ilişkilerinin geçmişinden bugüne taşınan öfke, haset, kin, nefret ve kırgınlıkları da eklediğimizde ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor.

Adeta bir çaresizlik içinde kıvranıyoruz.

Kimi ekmek peşinde kimi makam peşinde kiminde şamata...

Kiminde cinnet hali.Haberlere yansıyan 8 yurttaşımızın öldürülmesi bir kez daha hepimizi sarstı.

Sevgisizlik, güvensizlik, gücenme,duyarsızlık ve tahammülsüzlük duyguları adeta toplumu bir ölü ilişkiler mezarlığına çevirmiş durumda.

Oysa ilişkiler bir günde ölmüyor.

Bazen söylenmeyen bir söz, 

bazen karşılıksız bırakılan bir telefon,

 bazen zamanında uzatılmayan bir el, 

bazen de dinlenilmeyen bir insan...

Küçük gibi görünen kırgınlıklar birikiyor. Konuşulmayan sorunlar büyüyor.

 Özür dilemek yerine susmayı, 

anlamak yerine yargılamayı, 

çözmek yerine hesaplaşmayı tercih ediyoruz.

Sonra da birbirimize neden bu kadar uzaklaştığımızı sorguluyoruz.

Aile ilişkilerinde, arkadaşlıklarda, dostluklarda, iş hayatında, toplumsal ilişkilerde ve siyasette aynı manzarayla karşılaşıyoruz.

Güvenin yerini kuşku, 

dayanışmanın yerini rekabet, 

dostluğun yerini çıkar, 

diyaloğun yerini suçlama alıyor.

"Herkes" kendisini haklı, karşısındakini haksız görüyor.

"Herkes" anlaşılmak istiyor ama kimse anlamaya çalışmıyor.

"Herkes" saygı bekliyor ama saygı göstermeyi unutuyor.

Peki, hiç kendimize sorduk mu?

Bu "mezarlığın" büyümesinde bizim hiç mi payımız yok?

Bir insanı dinlemekten ne zaman vazgeçtik? 

Bir başkasının başarısını neden kendimize tehdit olarak görmeye başladık? 

Farklı düşüncelere neden tahammül edemiyoruz? 

Neden bir kırgınlığı gidermek için ilk adımı atmayı kendimize yakıştıramıyoruz?

Belki de en büyük sorunlarımızdan biri, ilişkilerimizi yaşatmak için çaba göstermeyi unutmuş olmamız.

Oysa insan, insana muhtaçtır.

Oysa insan insanın umududur.

Bazen bir telefon, 

bazen samimi bir merhaba,

 bazen içten bir özür, 

bazen de hiçbir karşılık beklemeden uzatılan bir el, 

ölüme terk edilmiş bir ilişkiye yeniden hayat verebilir.

Elbette her ilişki kurtarılamaz.

 Her kırgınlık giderilemez. 

Her insanla yeniden yol yürünemez.

Ama en azından birbirimizi tüketmeden, kırmadan, ötekileştirmeden yaşamanın yollarını arayabiliriz.

Çünkü ilişkilerimizi kaybettikçe yalnızlaşıyor, yalnızlaştıkça birbirimize daha fazla yabancılaşıyoruz.

Belki de artık yeni mezarlar kazmak yerine, eski mezarların başında durup düşünme zamanıdır.

İnsan ilişkileri mezarlığında daha kaç mezar açacağız?

Yoksa birbirimizi yaşatmanın, birbirimizi anlamanın ve yeniden güvenmenin bir yolunu bulabilecek miyiz?

İnsanlar birbirlerini kaybetmiyor sadece; birbirlerini kaybetmemek için çaba göstermeyi de unutuyorlar.

Unutmayalım; bir toplum yalnızca ekonomisiyle, kurumlarıyla, binalarıyla değil, insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin niteliğiyle de ayakta kalır.

Birbirimizi sevmek zorunda olmayabiliriz ama birbirimizi anlamak, dinlemek ve insan olarak değer vermek zorundayız.

Çünkü belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, yeni insanlar bulmak değil, birbirimizi yeniden kazanabilmek.

İnsan insanın umududur.

Umut olmaktan vazgeçmeyin.

Umutlu olmak güzel bir şey!

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın