Planlar hazır, riskler biliniyor. Peki neden İstanbul hâlâ yağmurla birlikte felaketi yaşıyor?
İstanbul’da bir kez daha sağanak yağış, su baskınları, göle dönen yollar, mahsur kalan insanlar ve acı kayıplar yaşandı. 14 Ekim 2026’da etkili olan yağışın ardından 15 Ekim sabahı kentte hayat ciddi ölçüde aksadı. Bazı bölgelerde metrekareye düşen yağış 200 kilogramı aşarken, iki kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.
Bir çocuğun su birikintisinde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesi, hepimizin yüreğini yaktı.
Ancak bütün bunların ardından yalnızca yağmurun şiddetini konuşmak yeterli mi? Asıl soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
İstanbul bu yağışlara ne kadar hazırdı?
Plan var. Peki uygulama nerede?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki İSKİ, 23 Ağustos 2023’te İstanbul’un 2053 yılına kadar içme suyu, atık su ve yağmur suyu ihtiyaçlarını kapsayan İçme Suyu ve Kanalizasyon Master Planı’nı kamuoyuna duyurdu.
Açıklanan plan oldukça kapsamlıydı. İSKİ’nin yayımladığı bilgilere göre 55 bin 950 kolektör alt havzası incelendi. Mevcut 2 bin 190 kilometrelik kolektör hattı dere sistemleriyle birlikte modellendi. 410 kilometrelik mevcut kolektör hattının iyileştirilmesi, 522 sürdürülebilir kentsel drenaj yapısı ve 103 kilometre yeni kolektör güzergâhı önerildi.
Ayrıca dere ve yağmur suyu sistemleri birlikte değerlendirilerek taşkın tehlike ve risk haritaları oluşturuldu.
Kaynak: İSKİ – 2053 Master Planı ile İstanbul’un Suyu Güvende
Peki, bütün bu çalışmaların ardından bugün hangi projeler tamamlandı? Hangileri devam ediyor? Hangileri henüz uygulamaya geçmedi?
Kamuoyunun bu sorulara açık, anlaşılır ve rakamlarla desteklenmiş yanıtlar alması gerekiyor.
Çünkü bir planın hazırlanmasıyla sahada uygulanması aynı şey değildir. Bir riskin haritalarda belirlenmiş olması da o riskin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez.
İstanbul neden suyun altında kalıyor?
İstanbul’un sorunu yalnızca yağmurun fazla yağması değil. Şehrin yoğun yapılaşması, geçirimsiz beton yüzeylerin artması, dere yatakları ve doğal su akış yolları üzerindeki baskılar, yetersiz drenaj kapasitesi ve altyapı sistemlerinin durumu birlikte değerlendirilmelidir.
Yağmur suyunun mümkün olan her yerde güvenli biçimde toplanması, taşınması, depolanması ve uygun alıcı ortamlara ulaştırılması gerekir. Ancak denize doğru bir kanal açmak tek başına çözüm değildir. Kot farkları, deniz seviyesi, geri tepme riski ve aşırı yağışın altyapı kapasitesini aşması gibi mühendislik sorunları da hesaba katılmalıdır.
Bu nedenle İstanbul’un ihtiyacı, yalnızca yeni borular döşemek değil; bilimsel verilere dayanan, kurumlar arasında koordineli ve uzun vadeli bir taşkın yönetimidir.
Afet gelmeden önlem almak devletin sorumluluğudur
Meteorolojik uyarılar elbette önemlidir. Vatandaşın uyarılması gerekir. Ancak uyarı yapmak, afet riskini azaltmaya yönelik bütün sorumlulukları yerine getirmek anlamına gelmez.
İnsanlar işe, okula, hastaneye gitmek zorunda. Herkesin bir uyarı üzerine hayatını durdurması beklenemez. Riskin yüksek olduğu durumlarda ulaşımın, eğitimin ve çalışma hayatının nasıl düzenleneceği; tehlikeli geçitlerin nasıl kapatılacağı; bodrum katlarda ve taşkın riski taşıyan bölgelerde yaşayanların nasıl korunacağı önceden planlanmalıdır.
Bunun sorumluluğu tek bir kuruma indirgenemez. Belediyeler, merkezi yönetim, ilgili altyapı kuruluşları ve afet yönetim birimleri görev ve yetkileri çerçevesinde hesap verebilir olmalıdır.
Burada siyasi tartışmalardan önce insan hayatı gelmelidir.
Bu son afet olmayabilir
İklim değişikliği ve aşırı yağış riski karşısında hiçbir şehir bütün afetleri önleyebileceğini iddia edemez. Ancak bilimsel planlama, doğru altyapı yatırımları ve etkili erken uyarı sistemleriyle can ve mal kayıpları azaltılabilir.
İstanbul’un geleceğini ilgilendiren mesele tam da budur.
İSKİ’nin 2053 Master Planı’nda belirtilen projelerin hangilerinin tamamlandığı, hangilerinin bütçe beklediği, hangilerinin geciktiği ve gecikme varsa bunun nedenleri kamuoyuna açıklanmalıdır. Yapılan yatırımların taşkın riskini ne ölçüde azalttığı da bağımsız teknik değerlendirmelerle ortaya konulmalıdır.
Çünkü vatandaşın vergileriyle hazırlanan planların amacı yalnızca rapor yayımlamak değil, yaşamı güvence altına almaktır.
Bugün İstanbul’da yaşananları yarın unutursak, aynı soruları bir sonraki sağanakta yeniden sormak zorunda kalabiliriz.
Yağmurun ne zaman yağacağını her zaman bilemeyebiliriz. Ama yağmur yağdığında şehrin nasıl korunacağını planlamak mümkündür.
Bir çocuğun hayatını kaybetmesinden sonra yalnızca başsağlığı mesajları yayımlamak yetmez. Riskler önceden belirlenmişse, yapılması gereken yatırımlar biliniyorsa, artık bunların uygulanmasını ve sonuçlarının denetlenmesini istemeliyiz.
İstanbul’un ihtiyacı yeni bir afetin ardından verilen sözler değil, afet gelmeden önce alınan önlemlerdir.
Çünkü insan hayatı hiçbir master planın dipnotu olamaz.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir