Siyasetin en önemli unsuru yalnızca siyasi partiler değildir. Demokratik sistemlerin gerçek taşıyıcısı, herhangi bir partiye organik bağlılığı bulunmayan ve siyasal tercihlerini kendi değerlendirmeleri doğrultusunda belirleyen bağımsız yurttaşlardır.
Ancak Türkiye’de siyasal tartışmalar çoğu zaman bireyi bir tercih yapmaya değil, bir kimliğe eklemlenmeye zorlayan bir dile dönüşüyor. “Şuncu musun, buncu musun?” sorusu, yurttaşın düşüncesini anlamaktan çok onu bir siyasi kategoriye yerleştirme işlevi görüyor.
Oysa demokratik yurttaşlık, her meselede aynı siyasi aktörü desteklemek anlamına gelmez.
Bir yurttaşın bir konuda bir partinin görüşünü, başka bir konuda ise farklı bir partinin yaklaşımını doğru bulması bir çelişki değildir. Aksine bu durum, siyasal tercihlerin kişisel değerlendirme, bilgi ve değerler üzerinden şekillenebileceğini gösterir.
Bağımsız olmak; siyasetsiz olmak değildir.
Tam tersine, siyaseti yalnızca parti aidiyetleri üzerinden okumamaktır.
Bağımsız yurttaşın en önemli gücü, oyunu ve desteğini peşinen bir siyasi yapıya tahsis etmemesidir. Hiçbir parti, hiçbir lider ve hiçbir siyasi hareket, yurttaşın desteğini otomatik olarak hak edilmiş kabul etmemelidir.
Bu nedenle bağımsızların meselesi “hangi partinin yanında duracağız?” sorusundan önce, hangi ilkelere göre duracağımızı belirlemektir.
Hukukun üstünlüğü mü?
Liyakat mi?
Laiklik mi?
Ekonomik adalet mi?
Eğitim politikası mı?
Milli egemenlik mi?
Özgürlükler mi?
Kamu yönetiminde şeffaflık mı?
Her yurttaş bu sorulara kendi cevabını verebilir. Önemli olan, cevabın bir parti tarafından hazır olarak verilmesi değil, kişinin kendi siyasi muhakemesiyle oluşmasıdır.
Burada bağımsız yurttaşların birlikte hareket etmesi, tek bir siyasi parti kurmaları veya ortak bir siyasi kimlik altında toplanmaları gerektiğini söylemek de doğru olmaz. Asıl mesele, farklı görüşlere sahip insanların parti kimliklerinden önce yurttaş kimliklerini koruyabilmeleridir.
Çünkü bağımsız yurttaş çoğaldıkça siyasi partilerin de yurttaşın peşinden gitmesi gereken bir demokratik ilişki ortaya çıkar.
Başka bir ifadeyle;
Siz sürekli bir partinin peşinden gitmek zorunda değilsiniz.
Siyasi partiler de toplumun değişen taleplerini, beklentilerini ve itirazlarını dikkate almak zorundadır.
Demokraside siyasi partiler seçmen üzerinde vesayet kuran yapılar değil, toplumun taleplerini siyasal programa dönüştüren araçlardır.
Bu nedenle bağımsız yurttaşın kendisine sorması gereken soru basittir:
“Ben hangi partiliyim?” değil, “Ben hangi ilkelere inanıyorum ve hangi politikaları doğru buluyorum?”
Partiler değişebilir.
Liderler değişebilir.
Programlar değişebilir.
Siyasi dengeler değişebilir.
Fakat yurttaşın kendi aklıyla değerlendirme yapma hakkı değişmemelidir.
Belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirine benzeyen insanların aynı çatı altında toplanmasından çok, farklı düşünen insanların bağımsız düşünme hakkını savunabilmesidir.
Bağımsızlık tam da burada başlar.
Bir siyasi partinin sizi kendi saflarında görmek istemesi başka şeydir; sizin kendinizi herhangi bir siyasi yapının safında görmek zorunda hissetmeniz başka.
Bırakın sizi “şuncu” veya “buncu” ilan etmek yerine, siyasi partiler sizin desteğinizi kazanmak için çaba göstersin.
Çünkü demokraside yurttaş partinin arkasından yürüyen kişi değil; siyasi partilerin hesap vermek zorunda olduğu kişidir.
Bağımsızlar birleşin demek, aynı düşüncede birleşin demek değildir.
Bağımsızlığınızı kaybetmeden yan yana durabilin demektir.
Ve belki de en önemlisi:
Kimsenin siyasi kimliğini size hazır olarak vermesine izin vermeyin. Kendi düşüncenizi kendiniz kurun.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir