Bazı ülkeler hayal kurar.
Bazı ülkeler o hayalleri planlar.
Bazı ülkeler ise… hayallerini toprağa gömer.
Türkiye, tam da bunu yaptı.
Uçak kazasında hayatını kaybeden Prof. Dr. Engin Arık, bu ülkenin enerji kaderini değiştirebilecek bir kapıyı aralıyordu. Adı konmuştu: Toryum.
Yani dışa bağımlılığı bitirecek, enerjide bağımsızlığı mümkün kılacak bir yol.
Ama anlatamadı.
Daha doğrusu, anlatılmasına izin verilmedi.
Bugün dönüp baktığımızda mesele sadece bir bilim insanının kaybı değil.
Bir vizyonun, bir ihtimalin, bir gelecek tasavvurunun kaybıdır bu.
Çin ne yaptı?
Dinledi.
Planladı.
Sabırla, sessizce ilerledi.
Bugün Çin, toryum reaktörlerini çalıştırıyor.
Enerjide dışa bağımlılığını azaltıyor.
Üretimini ucuzlatıyor.
Sanayisini güçlendiriyor.
Ve en önemlisi: kendi kararlarını alabilen bir ekonomi inşa ediyor.
Enerji bağımsızlığı, sadece elektrik üretmek değildir.
Enerji bağımsızlığı;
dış politikada elini güçlendirmek,
ekonomide kırılganlığı azaltmak,
krizlere karşı ayakta kalabilmektir.
Biz ne yaptık?
Petrole, doğalgaza, ithalata bağımlı kaldık.
Her küresel krizde fiyatlara teslim olduk.
Her döviz dalgalanmasında çaresizleştik.
Enerji faturasını öderken, egemenliğimizden de taksit taksit vazgeçtik.
Oysa bu ülke,
dünyanın en büyük toryum rezervlerinden birine sahipti.
Oysa bu ülke,
bilim insanına kulak verseydi bugün bambaşka bir yerde olabilirdi.
Bugün Çin’in ekonomik bağımsızlığı konuşuluyor.
Yarın küresel dengeleri belirlemesi konuşulacak.
Biz ise hâlâ şunu konuşuyoruz:
“Acaba neden hep geç kalıyoruz?”
Çünkü biz,
bilimi siyaset üstü görmedik.
uzun vadeli devlet aklı inşa edemedik.
stratejik alanları günlük hesaplara kurban ettik.
Bu bir kader değil.
Ama ağır bir ihmalin sonucudur.
Ve artık şu gerçeği kabul etmek zorundayız:
Engin Arık sadece bir bilim insanı değildi.
O, bu ülkenin kaçırdığı bir gelecekti.

