USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000
Gündem

Prof. Dr. Şenol: Cezasızlıktan cesaret alıyorlar!

Pandeminin başından beri görüşlerini ve cesur eleştirilerini sakınmayan bilim insanı, enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, geçen hafta şans eseri aşı karşıtı Mustafa Yücel’in saldırısından kurtuldu. Şenol, “Cezasızlıktan cesaret alıyorlar” dedi.

Prof. Dr. Şenol: Cezasızlıktan cesaret alıyorlar!
07-08-2022 15:22
07-08-2022 15:26
Google News

Pandeminin başından beri görüşlerini ve cesur eleştirilerini sakınmayan bilim insanı, enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, geçen hafta şans eseri aşı karşıtı Mustafa Yücel’in saldırısından kurtuldu. Şenol, “Cezasızlıktan cesaret alıyorlar” dedi.

Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, Diken.com.tr'den Mesude Erşan'a konuştu. Olayın detaylarını hatırlayalım. Mustafa Yücel, yaklaşık üç hafta boyunca sosyal medya hesabı üzerinden adım adım nasıl eyleme geçeceğinin ipuçlarını verdi. Şenol’u izlediği çok belliydi. Şenol’un arabasıyla geçtiği güzergahın krokisini, yürüdüğü parkı, evinin yakınlarından görüntüleri sosyal medya hesabından paylaştı. Avlanacağını, avdan eli boş hiç dönmediğini, ‘Esintiyi’ vurmayı hedeflediğini yazdı. Kusursuz bir cinayet işleyeceğini hatta intihar süsü vereceğini ima etti.  Sözüm ona ‘şifre’li ama ne olduğu açık mesajları kimileri tarafından beğenildi hatta yeniden paylaşıldı.

Ama bunların hiçbirinden Şenol’un haberi olmadı. Haber veren de çıkmadı. 

Ta ki Yücel 29 Temmuz’da Şenol’un ofisinin bulunduğu binaya kesilmiş dana dili bırakana kadar. Şenol’un ofisinin bulunduğu binanın otopark görevlisine Şenol’a iletmek üzere ‘avcı hastasının geldiği’ mesajını bıraktı. Alttaki kafeye iki limonata sipariş edip Şenol’a yolladı.

Şenol o gün ofisine her zamanki saatinde varsaydı, Yücel’le karşı karşıya gelecek, belli ki canından olacaktı.

Bu planlı girişiminden 45-60 dakikalık gecikmeyle kurtulan Şenol’un şikayeti üzerinde emniyet güçleri bina, otopark ve kafenin kamera kayıtlarını tek tek inceleyerek, Mustafa Yücel’e kısa sürede ulaştı.

Ankara başsavcılığının talimatı üzerine, Şenol’u ölümle tehdit ettiği iddiasıyla Eskişehir’de gözaltına alınan Yücel savcılık ifadesinde, dostluk ve barış sembolü olarak limonata gönderdiğini, dana diliyse bırakmadığını iddia etti.

‘Op.Dr.’ olduğunu öne süren Yücel, Şenol’a hemoroit (basur) rahatsızlığı için gittiğini ama muayene etmek istemeyeceği (enfeksiyon hastalıkları uzmanı bakmaz) düşüncesiyle vazgeçtiğini anlattı. Suçlamayı kabul etmediği gibi, kendisinin Şenol’dan davacı olduğunu söyledi.

Bilim karşıtlarının ne kadar ileri gidebileceğini, hiç de masum olmadıklarını gösteren Yücel çıkarıldığı mahkemede, ‘tehdit’ ve ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak’ suçlarından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Yücel durmadı, gazetecileri de tehdit etti.

Yücel’in doktor olduğunu ortaya koyan herhangi bir belge, diploma vs. yok, sadece iddiaları var. Sözüm ona bitkisel kanser ilaçları, vitaminler vs. satıyor, hastaları tedavi ediyor. Bilim karşıtlarıyla aynı saflarda, bilim insanlarına saldırıyor. Kah ilk kez duyduğumuz partilerle, kah başka hareketlerin yanında duruyor.

Toplumun çok farklı kesimlerinden büyük destek gören Şenol, yaşadıkları korkunç ve ürpertici olsa da “Korkmuyorum” dedi ve ekledi: “Her zaman olduğu gibi bilim kazanacak. Karanlık, kimlerin aydınlık olduğunu gösterecek. Elbet bitecek, geçecek. Tarihte bilim insanlarını susturmak isteyenler olmuştur ama hep bilim kazanmıştır.”

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve Türk Tabipleri Birliği Pandemi Çalışma Grubu üyesi Şenol’a bilim karşıtlarını ve mücadelesini sorduk:

Bir kez daha geçmiş olsun Esin hanım. Aşı daha doğrusu bilim karşıtlarının sizinle teması ilk ne zaman başladı?

Yıllardır aşı çalışmaları yapıyorum. 2013’de Türkiye’deki ilk erişkin aşı merkezini kurmadan da önce aşılarla ilgili aktif çalışıyordum. Ama aşı karşıtlarıyla yolum hiç kesişmedi. Erişkin bağışıklaması, çocukluk aşılaması kadar zorunlu ve yaygın değil. Bir fırsatçı aşılamadır. Gelen hastalara teklif edilir. Kabul ederlerse yapılır. Pandemiyle birlikte organize bir hareketle karşılaştım. Türkiye’nin ilk Covid-19 vakasını Sağlık Bakanı Fahrettin Koca geç açıkladı. Ben vakanın olduğunu söylediğimde, hükümet yanlıları, yandaş medya tarafından hedef gösterildim, linç kampanyası başlattılar. Şiddeti teşvik ettiler. Adeta bombardımana uğradım. Amaçları beni paralize etmekti. Konuşmamızı, gerçekleri söylememizi engellemeye çalışıyorlar. Maaşlı trollerin her gün linçiyle karşılaştım. O zaman da avukatımla suç duyurularında bulunduk ama hiçbir karşılık alamadık. Bir süre sonra pandemi resmi ilan edildikten sonra bir kısım yatıştı. Aşılamanın başlamasıyla bu kez ‘aşı karşıtlığı’ adı altında karşımıza çıktı.

Bizdeki gruplarla, dünyadaki benzer gruplar arasında farklar, benzerlikler var mı?

Bizim için değerli bir dergide (Lancet) 1998’de Dr. Wakefield’ın kızamık aşısı yapılan çocukların otizme yakalanma riski taşıdıklarını öne süren makalesinin yayımlanmasıyla (sadece 12 çocukla yapılmış bir çalışma) aşı karşıtlığı küreselleşmeye başladı. Sonra Wakefield’in ilaç firmalarına karşı dava açan ailelerin avukatlarından para aldığı anlaşıldı. Aşı firmalarından da almaya çalışmış. Hareket dalga dalga yayıldı. ABD, Rusya gibi güçlü ülkelerden bazı fonların bu hareketi desteklediği biliniyor. Çünkü 2000’den sonra internet üzerinden ürünler (vitaminler, mineraller, bitkiler vs.) büyük miktarlarda satılmaya başladı. Bunların karı, ilaç sektörünü misliyle katladı. Hiçbir denetim olmadan sadece sosyal medya hareketleriyle ve “Bilim yoktur, tıp yoktur” diyerek ciddi paralar kazanıyorlar.

Bunlara inananlar kim?

İnananlar aslında yeterince iyi muhakeme yapamayan bir kitle. Rasyonel değil, duygusal tepki verenlerin üzerinde çalışıyorlar. Bunun için saptanmış üç-beş yöntemleri var: Bilim dünyasını karala, gerçekleri eğ, bük, saptır, saldır… “Bilim insanı kötüdür” de. O sırada kendi ürünlerini satıyorlar. Zanlı da Afrika’dan getirdiği bitkilerle kanseri tedavi ettiğini söylüyor. Diploması yok, sahte kimliklerle yaşıyor. Bütün sistem seyrediyor. Çok sayıda ortağı var. Vitamin satan doktor ünvanlı insanlarla ortak. Bazı inanç grupları var. Bu inanç grupları da aslında farklı şekillerde savrulmuş. Şimdi aşı karşıtlığı etrafında kendilerine yeni bir nefes buluyorlar. Eminim yabancı benzerleri gibi Türkiye’dekiler de fonlanıyor. Ama bizdekiler akılcı senaryolar kuramıyorlar. Tabanı çürük hipotezleri var. Uluslararası arenada bazen kar için, para için bilimin onurundan vazgeçip bunların yanına geçen anlı şanlı bilim insanları var maalesef. Ama Türkiye’de bunlara katılan, o düzeyde ünvanlı kimse yok. Çünkü bilim insanlarımız genel olarak onurlu, dik duruşlu, kamuya ve devlete hizmet terbiyesi almış insanlar. Onun için daha çok inanç gruplarıyla çalışıyorlar. Birkaç elebaşı bu işten para kazanıyor. Aşıdan tereddüt edenleri ve retçileri bunlardan ayrı tutuyorum. Bu işten para kazanan ve şiddete dönüştürenlere sözlerim. Küçük bir azınlık yeterince büyük gürültü çıkaramayınca, uluslararası benzerlerinden daha sık ve çok şiddette başvuruyor.

Sahte bilim masum değil

Bilim karşıtlarını ve troll ordularını kim ya da hangi kuruluşlar besliyor?

İnternetten ürün satıcıları. İnanç grupları da çok. Şeyh ve mürit ilişkisi kurmak, para kazanmak, ürünün zararını, hasarını ölçemeyecek insanlarla iş yapmak isteyenler ve genel olarak hukuksal süreçler ve denetimlerden kaçmaya çalışan gruplar. Ama vurgulamak isterim ki sahte bilim masum değil. Büyük rant ve fonlar söz konusu. Partiler kuruyorlar ve suç örgütlenmesine giriyorlar. Din, politika ve iktidardan güç alıyorlar. Twitter’dan ölüm listeleri yayımlıyorlar. Aşı retçilerini ve tereddüdü olanları ağlarına düşürüyorlar. Aşı olmamalarını sağlayarak, bu insanların ölmeleri pahasına para kazanan insanlardan bahsediyorum. Militanları var. Çünkü büyük bir gelir ortaklığı var. Bu artık bir halk sağlığı sorunu. Hızlı davranmak zorundayız. Karşımızda korkunç kara bir örgütlenme var. Bilimden vazgeçersek ortaçağ karanlığına yuvarlanırız. Tarihte bilim insanlarını susturmak isteyenler daha önce de oldu. Ama hep bilim kazandı.

Neden Türkiye ve dünyadaki bilim karşıtları şeytanlaştırmak için Bill Gates’i seçiyor?

Aşı karşıtı örgütlerin kemik gruplarının yer küreyle ilgili en ufak fikirleri yok. Onları izleyen ve kafaları karışanlardan bahsetmiyorum. Var olan şuçla ilgili de en ufak bir fikirleri yok. Yaşama karşı müthiş bir yabancılaşma duygusu içindeler. Bu da panik ve korku demek aynı zamanda. Tek bir anahtar kelime büyüyüp tutundukları bir inanç haline geliyor. Karşı taraf düşman olursa kendi varlıklarını teyit ediyorlar. Bill Gates’le ilgili senaryonun bu kadar tutmasının nedeni, Türkiye’de de “Bilim insanları 5G’ciler” diyenler. Aslında küresel akımın parçası olanlar ta kendileri.

Tıp teknolojisi, yöntemler, ilaçlar, aşılar sürekli gelişiyor. Neden en çok aşılara sarıyorlar sizce?

Aslında ‘deneysel sıvı’ lafı bir anahtar kelime. Deneysel sıvı dedikleri aşı bir solüsyon olarak enjekte ediliyor. İnsanlarda metaforik olarak pek çok korkuya birden dokunuyor. Bir bulaşıcı hastalık var. Bulaşıcı hastalık yerküreyle ilgili, varlığımıza ilişkin en büyük tehdit olmuş. İnsan metodolojik ve sistematik olarak onunla baş edebilmiş. Onu düşmanlaştırdığı zaman yani bulaşıcı hastalığın gökyüzü dolaylarından gelen bir olay olduğuna inanan gruplar, ona karşı yapılan sıvıyı da aynı kategoriye koyuyor. İkisini birden şeytanlaştırıyor. Orada enjeksiyon korkusunun da devreye girdiğini düşünüyorum. Bütün korku metaforlarının çalıştığı bir senaryo haline geliyor. Rasyonel tepkilerin, bütün akılcı tutumların yerini sadece duygusal tepkiler daha doğru tabirle tepinmeler alıyor. Bunun en büyük karşılığı aşı.

Pandemiye gerçek ötesi çağda yakalandık

Tek dertleri, aşı değil. 5G’ye de karşılar, İstanbul Sözleşmesi’ne de… İklim değişikliğine de inanmıyorlar, cinsiyet eşitliğine de. Aynı yerlerden mi besleniyorlar?

Hatta “Dünya düzdür” diyorlar. ‘Post-truth’ yani gerçek ötesi deniyor bu duruma. 20’inci yüzyıla bakalım. Birinci Dünya Savaşı’nda nüfusun üçte biri grip salgınından ölüyor. İki dünya savaşı, peşinden ekonomik gerileme ve milyonlarca nüfus kaybı. Daha sonra bu kitlesel ölümlerle baş edemeyen insanlar teknolojide müthiş ilerledi. O teknolojik ilerlemeye eşlik edemeyen varoluşsal sorunlar yaşanıyor. Yaşama iştahı, her şeye rağmen uzun yaşama arzusu sermaye tarafından karşılanıyor. Gerçekle baş edilemiyor ve bükülmüş bir gerçek isteniyor. Pandemiye böyle bir gerçek ötesi çağda girdik. Çok bencillik, çok yalnızlık varken ve aslında ölümlülük dediğimiz o gerçekle baş edemezken… 

Bir de doğal yaşamı savunmak adına aşılara toptan karşı çıkanlar var.

Evet ama bir yandan “Doğal yaşam” diyerek para kazanan bir grup insan var. Doğal yaşam, ilkel yaşamak değil. Doğal yaşamak günün şartlarında, rasyonel olanı yapmak. Bütün teknolojik gelişmeleri reddedip yaşamak değil. Dolayısıyla, gene safsata ve hurafeyle çarpıtılmış, bükülmüş bir gerçekle ticaret yapılıyor. Ortak nokta demek ki ne? Kandırılacak bir kitle bulunuyor. Kandıracak ve para kazanacak kişi, başka para kazanan kişilerle karını paylaşıyor. Bu nedenle iddiaların karşısında, doğruların görünmemesini istiyorlar. Doğruyu söyleyenleri karalıyorlar.

Aslında sosyal medyada paylaşım yapanların sayıları çok değil.

Etkileşimleri yüksek. Elindeki telefonu günün üçte birinde kullanan bir kitleye hitap ediyorlar. Çalışan, üreten, sisteme dahil bir kitle değiller. Onların kitlesi çok daha fazla etkileşime giren ve sosyal medyayı yoğun kullanan kitle.

Bildik ya da ilk kez pandemide adını duyduğumuz bazı siyasi partilerle birlikte hareket ediyorlar. Bu buluşma tesadüf mü? Birbirlerini mi kullanıyorlar?

Hayır tesadüf değil. Türkiye’de derneklerin hepsi mercek altına alınabiliyor. Faaliyetleri incelenebiliyor. Ama partileşince bütün yasal süreçlerin, kontrollerin dışına çıkmış oluyorsunuz. Çok akıllıca bir şey. Zaten denetimden kaçırdıkları işler yapıyorlar. Sistem bunları kayırıyor ve kolluyor. Çünkü inanç temelli bu kitle bir yandan da aslında pek çok partinin kolay oy tabanı.

Daha önce de saldırılarla karşılaştınız, hukuk yoluna da gittiniz. Bu girişimleriniz sonuçlandı mı? Hukuk sizin yanınızda mı?

Beni tehdit eden Büyük Uyanış Hareketi diye bir grup var. “Seni son bir kez uyarıyoruz, bu işin sonu iyi olmayacak” diyen grup benim katlimi planlayan, bir saat farkla kurtulduğum zanlıyla yakın ilişkili. Daha önceki hukuksal sürecimizde “Hakaret yok” denmiş, takipsizlik kararı verilmişti. Avukatımla mahkemeye başvurarak, “Siz takipsizlik verdiniz, bakın ne oldu” diyeceğiz tekrar. Bir de eski bir gazeteci, günlük kıyafetim üzerinden kendi muhafazakar kitlesinin önüne beni atarak tacize ve şiddete uğramamın yolunu açıyordu. Hukuki süreçlerin tamamlanmasını bekliyoruz ki tazminat davası açabilelim. Bunun dışındakilerde sonuç alabildiğimizi söylemem. Ama saldırıların nereye varabileceğini gördük. Yeniden suç duyularımız için hazırlanıyoruz.

Bilim karşıtlarının yalan, dolanları ortalıkta rahatça dolaşıyor. Birileri de etkileniyor ve peşlerine düşüyor. Sağlık, adalet, İçişleri bakanlıkları bu konuyla ilgili mi?

Hiçbiri ilgili değil. Seyredenler en az onlar kadar suçlu.

Son olaydan önce Mustafa Yücel’in sizinle bir teması oldu mu?

Hayır. En azından benim onunla olmadı. Beni, evimi, arabamı haftalarca takip etmiş. Binanın içinden de canlı yayın yapmış. Düşünsenize bunlar öyle bir kitle ki izlemiş, suç duyurusunda bulunmamış. Nasıl cinayet işleyeceğini merak ettiler herhalde. Ben hiç farkında değildim.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ÇOK OKUNANLAR
ANKET TÜMÜ
ARŞİV ARAMA
PUAN DURUMU TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ
Günün Karikatürü