"Biz tarihin doğru tarafındayız."
Bu cümle öyle güçlü söylenir ki, sanki tarihin kendisi kararını vermiş,
hükmünü açıklamış gibidir.
Söyleyen kendisini haklıların safına, karşısındakini ise yanlışların tarafına yerleştirir.
Oysa tarih gerçekten böyle çalışan bir mekanizma değildir.
Tarih yaşananları not eder,ilkeler yol gösterir,vicdanlar karar verir.
Dün alkışlananların bugün eleştirildiği,
dün dışlananların yıllar sonra haklı bulunduğu bir dünyada tarihin "doğru tarafı" nasıl belirlenir?
Daha da önemlisi; insanlar gerçekten tarihin doğru yerinde olmayı mı isterler,
yoksa kazanan tarafta bulunmayı mı?
Belki de önce şu soruları sormak gerekir:
Tarihin doğru yeri diye bir yer gerçekten var mıdır?
Tarihi Kazananlar mı Yazar?
Dün,hain ilan edilenlerin bugün kahraman,
Dün,kahraman ilan edilenler bugün tartışmalı kişiler haline gelebiliyorken tarihin doğru yeri nasıl tanımlanır.
Dün,Toplum içinde kendi "iktidarını" korumak için yasa tüzük proğram tanımayan bugün kendisine haksızlık yapıldığını söylerken hak arayışına girmesi ve tarihin doğru yeri tanımlaması neler referans alınarak yapılmaktadır.
Tarihin zaman içinde kendi kişisel çıkarları ve beklentilerine göre yorumlanması tarihi ve peşinden gelenleri yanıltmak olmaz mı?
Tarihin Doğru Yerini en iyi İlkeler tanımlar.
Tarihin doğru yeri kişilerde değil, ilkelerdedir.
Adaletin yanında olmak,
Özgürlüğün yanında olmak,
İnsan onurunu savunmak,
Haksızlığa karşı çıkmak,
Bu ilkeler değişmez.
İsimler değişir, partiler değişir, dönemler değişir ama ilkeler kalır.
Çoğu zaman bir lidere, partiye veya gruba bağlılığı tarihin doğru yerinde olmak sanıyoruz.
Oysa tarihin doğru yerinde olmak, gerektiğinde kendi tarafına da eleştiri getirebilmektir.
"Kör sadakat" ile ilkesel duruş arasındaki çizgiyi iyi çekmek gerekir.
Tarihin doğru yeri bir partinin, bir liderin, bir grubun yanı değildir.
Tarihin doğru yeri; adaletin, vicdanın ve hakikatin yanıdır. Çünkü insanlar değişir, iktidarlar değişir, dönemler değişir. Ama vicdanın pusulası değişmez. Asıl mesele, tarih bizi nereye yazacak sorusu değil; bugün hangi değerlerin yanında durduğumuzdur.
Özellikle "tarihin doğru tarafında olmak" söylemi içi doldurulmadan söylenmesi sorgulanmalıdır.
Bunu söyleyen kişinin geçmişte durduğu yer ve yaptıkları "tarihin doğru yeri" gibi büyük laf etmeye uygun mudur?
Tarihin "doğru yeri" diye bir yer var mı,
yoksa her kuşak tarihi yeniden mi yorumluyor?
Ya da kazanan ve kaybedenler nasıl yorumluyorlar.
İnsanlar tarihin doğru yerinde olmayı mı istiyor, yoksa kazanan tarafta olmayı mı?
Bir insan kendi döneminde yanlış anlaşılmış ama tarihte haklı çıkmış olabilir mi?
Bunun örnekleri var!
Tarihin doğru yeri;
kişilerde mi,fikirlerde mi,
ilkelerde mi, değerlerde mi?
Sürdürülebilir bir fikrin pratikte hayata geçirilmesi için yapılanları incelemek gerekir.
Bugün tarihin doğru yerinde olduğunu söyleyenler,hangi yaşanmış gerçeklikle bunu söyleme hakkını kendilerinde görüyorlar.
Yetki kendilerindeyken yaşanan olaylara,tabanın taleplerine kulaklarını tıkayanlar,demokrasi süreçlerini işletmeyenler samimiyet ve vicdan ile davranmaktan uzak dururken yetkilerini kaybedince nasıl oluyor da bir anda adalet vicdan arayışına giriyorlar.
Gerek siyasette,gerek ticarette,gerekse sosyal ilişkilerde akıl ve vicdan terazisi yerine kendi çıkarı kendi kişisel planı tarafına görünmeden "ağırlık" koyanlar tarihi yanıltmış olmazlar mı?
Ahlak,ilkeler ve vicdan gün gelir yakalarına yapışır.
Tarih kimsenin "gözünün yaşına" bakmaz!
Tarihin hükmü çoğu zaman gecikir,
fakat insanın vicdanı her gün karar verir.
Tarihin doğru yeri diye bir yer yoktur!
Yaşananlardan ders çıkarmak diye bir şey vardır!