?>

GAZİANTEP SOSYAL DEMOKRAT SİYASET ANLAYIŞININ SON ÜÇ YILI İÇİN BİR "MUHASEBE"

Karaca Bozgeyik

2 saat önce

CHP'den keskin bir ideolojik ayrışma olmadan  butlan süreci ile başlayan "hesaplaşma", ardından yaşanan öfke, kırgınlıklar, kızgınlıklar ve Yeni Parti'nin kuruluşu... Bütün bu süreçler sadece siyasi partileri değil, yıllardır birlikte siyaset yapan insanları da karşı karşıya getirdi.Aynı aileden kişiler dahi parti tercihleri konusunda ayrı düştüler.

Oysa sosyal demokrat siyasetin en önemli gücü, farklı düşünebilen insanların ortak değerlerde buluşabilmesidir. Ne yazık ki son yıllarda yaşanan tartışmalar, eleştiri ve özeleştiriden uzaklaşarak taraflaşmayı, taraflaşma ise giderek ötekileştirmeyi besledi.

Bugün sosyal medyada ya da siyasi çevrelerde sırf hangi tarafta olduğunu göstermek adına kullanılan dil, yarın kurulabilecek köprüleri yıkıyor. Halbuki ideolojik bir kopuştan çok siyasi süreçlere ilişkin farklı değerlendirmelerin yaşandığı bir ortamda, husumeti büyütmenin ne CHP'ye ne Yeni Parti'ye ne de Gaziantep'e bir faydası var.

Bu nedenle son üç yılda Gaziantep'te yaşananlara sadece kişiler üzerinden değil, sosyal demokrat siyasetin örgütlenme anlayışı ve siyasal kültürü açısından bakmak gerektiğine inanıyorum.

İl başkanı,Milletvekili,Belediye başkanı,İlçe başkanı,Meclis üyesi,İl ve İlçe yöneticisi olmak kolay değil,her an tetikte olmanızı gerektirecek siyasal süreci yönetmeniz gerekiyor.Ancak  ilçe başkanları,il başkanı ve milletvekilleri tek başlarına bu süreci yönetemezler.Sürdürülebilirliği olmaz!

Son üç yılın siyasi tablosuna baktığımızda bunu daha net görebiliyoruz.

Geçen üç yılın CHP Gaziantep siyasetine bir eleştiri ve özeleştiri yapılmadan geleceğe yönelik sağlıklı bir siyaset üretmenin zorlaştığına inanıyorum.

Düşünün...

14 Mayıs 2023 seçimlerinden sonra geçmişin muhasebesi yapılmadan aradan üç ay geçmeden İl başkanı istifa ediyor.

Herkes şaşkın...Sonra İl yönetimi kendi arasından bir il başkanı seçiyor.

Sonra Eylül 2023'te İl kongresi yapılıyor ve yeni il başkanı seçiliyor.

Sonra 31 mart 2024 seçimi öncesi yeni seçilen İl başkanı istifa ediyor.Yine herkes şaşkın,aynı il başkanı bir ay boşluktan sonra yeniden atanıyor.

Arkasından yerel seçimler oluyor.CHP'den üç  belediye başkanı ve meclis üyeleri seçiliyor.

Sonrasında CHP'nin kazandığı Karkamış ve Şehitkamil belediye başkanları partilerinden ayrılarak AK Parti'ye geçiyor.

Belediye meclis üyelerinin bir kısmı CHP'den istifa ediyor.

Bütün bu gelişmelerin nedenleri yeterince sorgulanmadan, gerekli eleştiri ve özeleştiri süreçleri işletilmeden ilçe kongreleri ve ardından il kongresi süreci başlıyor.

İl kongresine günler kala dönemin genel merkezindeki bazı isimlerin etkisiyle örgütün iradesi üzerinde tartışmalar yaratan bir adayın desteklenmesi ve o adayın atanıp seçtirilmesi parti içinde kırılmaları artırıyor.

Daha sonra yaşanan butlan süreci, zaten yorgun ve kırılgan olan örgüt yapısını daha da derin ayrışmaların içine sürüklüyor. Siyasi rekabet zaman zaman husumet olarak algılanmaya başlanıyor.

   Bu noktada milletvekillerinin asli görevi olan yasama faaliyetleri, halkın sorunlarını Meclis'e taşımak ve yürütmeyi denetlemek ikinci plana düşerken, Gaziantep'in iki milletvekili kendilerini parti içi sorunların merkezinde buluyor.

Üstelik süreç bununla da sınırlı kalmıyor.

CHP'de yaşanan butlan sürecinin ardından Yeni Parti kuruluyor. Çok sayıda milletvekili CHP'den ayrılarak yeni siyasi oluşuma katılıyor.

CHP,Yeni Parti ayrışması ideolojik ayrışmadan çok butlan sürecine ilişkin tepkiden kaynaklı.Gaziantep sürecinde yaşanan yukarıda anlatmaya çalıştığım travmatik süreçler ne yazık ki yeterince sorgulanmadan daha büyük bir travma olan butlan kararı ile daha da derinleşmiştir.

 Gaziantep'te ise Hasan Öztürkmen CHP'de kalırken, Melih Meriç siyasi yoluna Yeni Parti'de devam ediyor.

Ardından hem CHP'ye hem de Yeni Parti'ye yeni il başkanları atanıyor. Siyasi tansiyonun yükseldiği bu süreçte Yeni Parti milletvekili Melih Meriç'in uğradığı bıçaklı saldırı, siyasette gelinen noktayı göstermesi açısından ayrıca düşündürücü bir olay olarak hafızalara kazınıyor.

Bütün bunlar ne kadar zamana sığdırıldı?

Sadece üç yıl üç aylık bir döneme...

Bir tarafta değişen il başkanları, tekrar edilen kongreler, istifalar, atamalar, parti değiştiren belediye başkanları ve meclis üyeleri; diğer tarafta bölünen örgüt,kırgınlıklar, husumetler ve yeni siyasi adresler...

Bu tabloya sadece kişiler üzerinden bakarsak eksik bir değerlendirme yapmış oluruz. Çünkü yaşananlar, tek tek insanların değil, siyasal anlayışın ve örgütsel işleyişin de sorgulanmasını gerektiriyor.

Tam da bu noktada bir suçlu aramak yerine şu soruyu sormamız gerekiyor:

Gaziantep'te siyaset neden sürekli parti içi mücadelelerin ve güç savaşlarının merkezine sıkışıyor?

Milletvekillerinin asli görevi yasama faaliyetlerine katılmak, halkın sorunlarını Meclis'e taşımak ve yürütmeyi denetlemektir. Ancak son yıllarda yaşanan süreçler, milletvekillerini dahi örgüt içi sorunlarla uğraşmak zorunda bırakan bir tablo ortaya çıkarmıştır.

Oysa güçlü siyaset, güçlü kişilerle değil güçlü kurumlarla yapılır.

Bir il başkanının değişmesi, bir kongrenin kaybedilmesi, bir belediye başkanının istifa etmesi ya da bir milletvekilinin farklı bir siyasi tercih yapması siyasetin doğasında vardır. Asıl sorgulanması gereken, her değişimin neden yeni bir kırgınlığa, her rekabetin neden yeni bir husumete dönüştüğüdür.

Belki de artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor:

Gaziantep'te de Türkiye'de de siyasetin en büyük ihtiyacı yeni sloganlar değil, güçlü bir eleştiri ve özeleştiri kültürüdür.

Kendimizi haklı çıkarmaya çalışmak yerine nerede eksik kaldığımızı konuşabilmeliyiz.

Rakip üretmek yerine çözüm üretebilmeliyiz.

İnsanları saflaştırmak yerine ortak hedeflerde buluşturabilmeliyiz.

Çünkü güçlü örgütler, farklı düşünen insanların bir arada kalabildiği yapılardır. Zayıf örgütler ise her görüş ayrılığını yeni ayrışmalara dönüştürür.

Bugün CHP'nin de Yeni Parti'nin de önünde duran temel mesele budur. Kimin haklı olduğu değil, yaşanan bunca tecrübeden hangi derslerin çıkarıldığıdır.

Eğer son üç yılın muhasebesi yapılmazsa önümüzdeki üç yıl da benzer tartışmalarla geçecektir. Ancak yaşananlar samimiyetle değerlendirilir, eleştiri ve özeleştiri mekanizmaları işletilir, örgütlerin kurumsal yapısı güçlendirilirse bugünün krizleri yarının tecrübesine dönüşebilir.

Çünkü kişiler gelir geçer.

Makamlar değişir.

Partiler bölünür, birleşir veya yeniden şekillenir.

Ancak geride bırakılan siyasal kültür kalır.

Ve geleceği belirleyecek olan da işte o siyasal kültürdür.

Belki de artık yapılması gereken şey yeni taraflar oluşturmak değil, ortak bir siyasi hafıza oluşturmaktır. Yaşanan her kongreyi, her istifayı, her ayrılığı sadece karşı tarafın hatası olarak görmek yerine, hepimizin payına düşen sorumlulukları konuşabilmeliyiz. Çünkü özeleştiri yapmayan örgütler aynı hataları tekrarlar; aynı hataları tekrarlayan örgütler ise geleceği inşa edemez.

Suçlu bulmak kolaydır. Husumeti büyütmek kolaydır. Düşmanlaşmak kolaydır. 

Zor olan; farklılıklarımıza rağmen aynı masada oturabilmek, inandığımız değerleri günlük hayatımıza taşıyabilmek ve savunduğumuz sosyal demokrasiyi önce kendi siyasi ve sosyal çevremizde yaşatabilmektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI