USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

BİR NESLİ ZEHİRE TESLİM EDEMEYİZ!

09-09-2026

Bazı meseleler vardır; siyaseti, partiyi, ideolojiyi aşar. Uyuşturucu da bunlardan biridir.

Çünkü burada kaybettiğimiz şey para değil, makam değil, seçim değil. Evlatlarımızı kaybediyoruz.

Bugün uyuşturucu denen illet artık uzağımızda değil. Mahallemizde, sokağımızda, okullarımızın çevresinde, çocuklarımızın arkadaş ortamında karşımıza çıkıyor. Daha kötüsü, yaş giderek küçülüyor, tehlike büyüyor.

Ben bu meseleyi yalnızca bir asayiş sorunu olarak görmüyorum. Polisi gönder, satıcıyı yakala, operasyon yap, dosyayı kapat… Bu kadar basit değil.

Elbette zehir tacirlerinin üzerine sonuna kadar gidilmeli. Uyuşturucu baronlarının, dağıtıcıların, sokak satıcılarının nefes almasına fırsat verilmemeli. Ama kendimize başka bir soruyu da sormak zorundayız:

Bu çocuklar neden uyuşturucuya yöneliyor?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Ailesinde kendisini anlatamayan çocuk, okulunda anlaşılmayan genç, geleceğinden umudunu kesen üniversiteli, iş bulamayan delikanlı, kendisini hiçbir yere ait hissedemeyen insan…

Birileri tam da bu boşluklardan içeri giriyor.

Biz çocuklarımıza sağlıklı bir aidiyet sunamazsak sokak sunuyor. Biz umut veremezsek uyuşturucu sahte bir kaçış sunuyor. Biz elinden tutmazsak çeteler tutuyor. Biz değerli olduğunu hissettirmezsek onu kullanmak isteyen birileri mutlaka çıkıyor.

Onun için sadece torbacıyı yakalamak yetmez. Torbacıya müşteri üreten toplumsal zemini de kurutmak gerekir.

Her okulda güçlü bir rehberlik sistemi kurulmalı. Risk altındaki çocuk daha uyuşturucuya bulaşmadan fark edilmeli. Öğretmen, aile, psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı ve sağlık çalışanı birbirinden habersiz değil, birlikte hareket etmeli.

Mahallelerimizi de yeniden çocuklara vermek zorundayız.

Her çocuğun spor yapabileceği, kitap okuyabileceği, müzikle, sanatla, bilimle uğraşabileceği ücretsiz alanlar bulunmalı. Gençlik merkezleri yalnız tabeladan ibaret kalmamalı. Çocuğun cebindeki paraya bakmadan girebildiği, kendisini geliştirebildiği ve bir yere ait hissedebildiği mekânlar çoğalmalı.

Aileye de büyük sorumluluk düşüyor.

Çocuğa yalnızca harçlık vermek ebeveynlik değildir. Karnını doyurmak yetmez; derdini de dinlemek gerekir. Telefonunun son model olması değil, kendisini yalnız hissetmemesi önemlidir.

Çocuğumuzun notunu sorduğumuz kadar ruh hâlini de soralım. Arkadaşlarını tanıyalım. Eve kaçta geldiğini takip ettiğimiz kadar neden içine kapandığını da merak edelim.

Bir başka yanlışımız da bağımlı gence bakışımız.

Uyuşturucu satanla uyuşturucu batağına düşmüş evladı aynı yere koyamayız.

Zehir tacirine hukuk en sert yüzünü göstermeli; bağımlı gence ise devlet şefkatli ama kararlı elini uzatmalı.

Tedavi yetmez. Rehabilitasyon gerekir. Sonrasında eğitim gerekir, meslek gerekir, iş gerekir, sosyal çevre gerekir. Bir genci tedavi edip tekrar aynı sokağa, aynı arkadaş grubuna, aynı işsizliğe ve aynı umutsuzluğa bırakırsanız sorunu çözmüş olmazsınız.

Ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum:

İnsanı merkeze almayan hiçbir politika kalıcı başarı sağlayamaz.

Uyuşturucuyla mücadelede de insanı merkeze koymak zorundayız.

Devlet, belediyeler, üniversiteler, okullar, sağlık kuruluşları, aileler, medya ve sivil toplum kuruluşları ortak bir mücadele ortaya koymalı. Türkiye’nin kapsamlı bir gençlik seferberliğine ihtiyacı var.

Uyuşturucuya ulaşmak zorlaşırken spora ulaşmak kolaylaşmalı.

Çeteye ulaşmak zorlaşırken işe ulaşmak kolaylaşmalı.

Zehre ulaşmak zorlaşırken kitaba, sanata, kültüre ve eğitime ulaşmak kolaylaşmalı.

Ve en önemlisi…

Gençlerimizin umuda ulaşması kolaylaşmalı.

Çünkü geleceğe dair umudu olan insan hayatına tutunur. Kendisine değer verildiğini hisseden çocuk kendisini kolay kolay karanlığa bırakmaz. Bir amacı, işi, hayali ve mücadele edeceği bir geleceği bulunan genç için hayat hâlâ değerlidir.

Bu mesele iktidarın ya da muhalefetin tek başına meselesi değildir. Sağcının, solcunun, muhafazakârın, demokratın meselesi hiç değildir.

Bu, memleket meselesidir.

Bir anne evladını uyuşturucu yüzünden kaybediyorsa hangi partiye oy verdiğinin ne önemi var?

Bir baba gece yarısı çocuğunu sokak sokak arıyorsa siyasi görüşünün ne önemi var?

Bir genç gözümüzün önünde eriyip gidiyorsa bizim birbirimizle kavga etmemizin ne anlamı var?

Artık birbirimizi suçlamaktan önce çocuklarımızı kurtarmayı konuşmalıyız.

Zehir tacirine karşı hukuk…

Bağımlılığa karşı tedavi…

Umutsuzluğa karşı eğitim ve iş…

Yalnızlığa karşı aile ve dayanışma…

Sokağın karanlığına karşı spor, sanat, kültür ve bilim…

Mücadele böyle verilir.

Çocuklarımızı uyuşturucu baronlarına, sokak çetelerine ve karanlık yapılara teslim edemeyiz.

Çünkü bir ülkenin en büyük serveti yolları, köprüleri, binaları ya da kasasındaki para değildir.

Bir ülkenin gerçek serveti evlatlarıdır.

Bir tek çocuğumuzu bile bu bataklıktan çekip çıkarabiliyorsak mücadele etmeye değer.

Ama susar, görmezden gelir ve “Benim çocuğum değil” dersek bugün başkasının kapısını çalan bu felaket yarın bizim kapımızı çalar.

Uyuşturucunun başkasının çocuğu yoktur.

O çocukların hepsi bizim evlatlarımızdır.

Ve unutmayalım:

Bir nesli kaybedersek yalnız çocuklarımızı değil, Türkiye’nin yarınını kaybederiz.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?