USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Korku İmparatorluğu...

04-07-2026

Konuşmaktan korkuyoruz. Düşünmekten korkuyoruz. Soru sormaktan korkuyoruz. Eleştirmekten korkuyoruz. Farklı olmaktan korkuyoruz. Farkındalık yaratmaktan korkuyoruz. Yanlış anlaşılmaktan korkuyoruz. Sessiz kalırsak görünmez olmaktan, konuşursak hedef olmaktan korkuyoruz.

Çocukluğumuzdan itibaren bize cesaret değil, temkin öğretiliyor. “Aman ses çıkarma.” “Başını belaya sokma.” “İşine bak.” “Kimseyle uğraşma.” Zamanla bu cümleler karakterimizin parçası oluyor. İnsanlar fikirlerini açıklamadan önce odadakilerin yüzüne bakıyor; sosyal medyada paylaşım yapmadan önce silmeyi düşünüyor; iş yerinde itiraz etmeden önce maaşını hesaplıyor.

Polisten korkuyoruz. Devletten korkuyoruz. Yasadan korkuyoruz. Patrondan korkuyoruz. Mahalleden korkuyoruz. Aileden korkuyoruz. Dışlanmaktan korkuyoruz. İnançlarımız adına hesap vermekten, inançsız görünmekten, yanlış anlaşılmaktan korkuyoruz. Korku, yalnızca bir duygu olmaktan çıkıp gündelik hayatın dili hâline geliyor.

Böyle bir iklimde insanlar doğruları değil, güvenli cümleleri seçmeye başlıyor. Samimiyet yerini otosansüre bırakıyor. Cesaret, istisna olarak görülüyor. Sessizlik ise erdem sanılıyor. Oysa sessizlik her zaman bilgelik değildir; bazen sadece korkunun en rafine biçimidir.

Toplumların gelişmesini sağlayan şey mutlak uzlaşma değildir. İtirazdır. Tartışmadır. Eleştiridir. Yanlış yapabilme özgürlüğüdür. Bir toplumda insanlar konuşurken sürekli bedel hesaplıyorsa, orada yalnızca bireyler değil, düşünce de yavaş yavaş yoksullaşır. Çünkü korku üretmez; tekrar ettirir. Korku geliştirmez; itaati ödüllendirir.

Bugün en büyük sorunlarımızdan biri ekonomik kriz, eğitim sistemi ya da adalet tartışmaları kadar görünmeyen bir meseledir: Korkunun normalleşmesi. İnsanların birbirine güvenmek yerine birbirinden çekinmesi, fikir üretmek yerine susmayı tercih etmesi, eleştirmek yerine fısıldaması…

Bir ülke, insanlarının ne kadar sustuğuyla değil; ne kadar özgürce konuşabildiğiyle güçlenir. Güçlü toplumlar, korkunun hâkim olduğu toplumlar değildir. İnsanların düşüncelerini açıklayabildiği, eleştirinin ihanet sayılmadığı, farklılığın tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü toplumlardır.

Belki de artık sormamız gereken soru şudur: Bizi gerçekten ayakta tutan şey korku mu, yoksa birbirimize duyduğumuz güven mi?

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?