Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “Kürt’ün onurundan değil, Zaza’nın onurundan değil, siz PKK’nın onurundan bahsediyorsunuz. Siz PKK’nın onurunu kurtaracağız diye Büyük Türk milletinin gururunu kırıyorsunuz” dedi.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Gaziantep’te iftar programında Türkiye gündemini değerlendirdi.
Prof. Dr. Ümit. Özdağ, “Ramazan sabır ayı, Ramazan kanaat, Ramazan şükür ayı ama biz diyoruz ki Ramazan aynı zamanda adalet ayı olmalı. Ramazan kul hakkının yenmediği ay olmalı ve kul hakkı sadece bir ay değil 12 ay yenmemeli. Adalet sadece bir ay değil 12 ay ve devletin temeli olarak her zaman olmalı. Bütün yurttaşlar mahkemelerin önünde aynı yasalarla ve adil şekilde yargılanmalı. Anayasanın 10. maddesi vatandaşların yasalar önünde eşit olduğunu söylüyor. Ama bugün ülkemizde uygulanan düşman ceza hukukundan ötürü yasaların yurttaşlara eşit şekilde uygulanmadığını görüyoruz. Eğer muhalifseniz yasa size başka şekilde uygulanıyor. Eğer iktidar yanlısıysanız yasa size farklı şekilde uygulanıyor. Hatta yasa size hiç uygulanmıyor. Mesela seçimlerden önce birisi açıklama yapıyor. Diyor ki ‘eğer seçimleri kaybedersek Belgrad ormanlarına gömdüğümüz silahları çıkarırız’. Seçimden sonra savcılar davet etmediği için bir vatandaş şikâyet ediyor. Savcı davet ediyor. Adam iki gün sonra elini kolunu sallayarak savcıya ifadeye gidiyor. Takipsizlik alıyor. Çıkıyor. Ama bir sokak videosunda küçük bir eleştiri getiren bir muhalif vatandaş hemen gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bu düşman ceza hukuku uygulamasıdır. Bu anayasanın 10. maddesinin yok sayılmasıdır. Bu adaletsizliktir. Oysa devletin temeli adalettir. Biz bir Ramazan’dan daha adaletsizlik sürecinde ne yazık ki geçiyoruz.
Geçen Ramazan ben sahura da iftara da Silivri Cezaevinde kalkıyordum ve yapıyordum. Neden Silivri cezaevindeydim? Antalya’da bir konuşmada Erdoğan’ı eleştirdiğim için. Cumhurbaşkanı Ankara’da. Cumhurbaşkanlığı da Ankara’da. Ben de Ankara’da oturuyorum. Konuşma da Antalya’da. Bunun İstanbul’la ne ilgisi var? Hiç bilgisi yok. Ama ben Ankara’da gözaltına alındım. İstanbul’a götürüldüm. Hakkımda bir iddianame hazırlandı. İddianame mahkemeye gitti. Mahkeme de benim gibi düşündü. Dedi ki ‘bu konuşma Antalya’da yapılmış konuşma, eğer bir yargılama olacaksa İstanbul Mahkemesi ben yetkili değilim bu dava Antalya’da görülmeli’. İddianameyi Savcılığa geri iade etti. Onun üzerine Cumhurbaşkanı’nın avukatları bir itiraz dilekçesi verdiler ve dediler ki ‘Cumhurbaşkanı bu konuşmayı İstanbul’da dinlediği için İstanbul’da bir mahkeme yargılamalı’. Ben de şükrettim iyi ki Cumhurbaşkanı bu konuşmayı Uganda’ya gittiği zaman dinlememiş. Herhalde Uganda Başsavcılığı yargılayacaktı. Ve o davadan beraat ettim biliyor musunuz? O mahkemeye geri geldi. Mahkeme dedi ki ‘bunda hakaret yok’. Ama beni 100 tane polis gözaltına aldı. Yemek yediğim lokantayı kuşatarak.
Adalet yok. Ben çıktım ama birçok insan adil olmayan bir şekilde tutuklu, yargılanmaya devam ediyorlar. Evet, yargılansınlar. Haklarında bir iddia var. Ne yapmışlar? Rüşvet aldıkları iddiası var. Peki, rüşvet veren adam nerede? O dışarıda. O korumalarla dolaşıyor. Bu nasıl adalet? Ya da Kızılay eski Genel Müdürünün kızı bir trafik kazası yaptı. Allah kimsenin başına vermesin. Kasıtlı yapmadı. Ama bir çocuk öldü. Tutuklanmadı. Hiç tutuklanmadı. Bir gün hapse girmedi. Cezası düştü. Yurt dışına çıkma yasağı vardı. O da kaldırıldı. Geçtiğimiz günlerde çocuğun annesi şikayetçi olmaktan vazgeçti. Peki, Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı’nın kızı trafik kazası yapsaydı ve birisinin ölümüne neden olsaydı aynı muameleye mi maruz kalırdı yoksa tutuklanır mıydı? Cevabı siz de biliyorsunuz ben de biliyorum. Evet, tutuklanırdı. Bu adalet değil.
Adaletsizlik sadece mahkemelerde mi? Hayır. Adaletsizlik arkadaşlar pazarda, çarşıda, AVM’de. İstanbul’da Başakşehir’de bir AVM ziyareti sırasında gençler fotoğraf çektirmek istediler. Onlarla fotoğraf çektirirken arkadan bir ses duyuldu. Birisi bağırdı, ‘gıda terörünü durdurun’ diye. Daha geriye dönüp bakmadan aklımdan geçti, ‘herhalde GDO’lu gıdalardan bahsediyor, onu kastediyor’ dedim. Geri döndüm, bir zat elinde bir torbayla, bu fiyat arkadaşlarını durdurun, açız biz dedi, aç. AVM’ye de muhtemelen ısınmak için girmişti. Gazi Osman Paşa’da caddede vatandaşlarla konuşurken bir kadıncağız geldi kendisini tanıttı. Bazı sorunlarından bahsetti sonra ‘ben kalamayacağım çocuğum engelli okuldan gelecek o gelmeden pazara gidip alışveriş yapmam lazım’ dedi. Dedim ki ‘ben de pazara doğru yürüyordum, hadi gel birlikte gidelim’. ‘Alışveriş için ne kadar ayırdın bu hafta pazara?’ Dedim. ‘250 lira’ dedi. Gittik pazara, bir kilo ıspanak aldı, bir kilo havuç aldı, sonra turba uzandı, ‘bunu tart bana’ dedi. ‘50 lira’ dedi pazarcı. ‘40 liralık yoksa alamam’ dedi. Ve 10 lira için turbo almaktan vazgeçti. Arkadaşlar belki bazılarımızın cebinde uzun zamandan beri 10 lira olmadı. Ama 10 lira için bu bahsettiğim alışverişten vazgeçecek durumda insanlar. 16 milyon 800 bin emekli, dul ve yetim var bu ülkede. Bunların 5 milyondan fazlası 20 bin lira maaş alıyor. Ama bakın emekliler en az 20 bin lira alıyor. Dul ve yetimlerde bu rakam 15-16 bin lira. Bununla nasıl geçinecek bu insanlar? 28 bin lira asgari ücret. Açlık seviyesi 32 bin lira, yoksulluk 105 bin lira.
Esnaf tarihinin en ağır krizlerinden birisini yaşıyor. Bir taraftan Maliye Bakanlığı’nın haksız cezaları art arda kesiliyor. Öbür yandan artan maliyetler. Esnaf deyince pazar esnafını da kastediyorum çarşı esnafını da AVM esnafını da ki esnaf ekonominin damarını oluşturuyor. İş yeri açıyor. Kendisi çalışıyor. İstihdam yaratıyor. Malı ve parayı çeviriyor ve vergi veriyor. Esnafı piyasadan çekin üreticiyle tüketici arasındaki bağ kopar. Para dolaşmaz. Mal dolaşmaz. Ve şimdi esnaf depremzede gibi enkazın altından bağırıyor kimse var mı diye bir tek Mehmet Şimşek’in lafını duyuyor. O da ceza diye bağırıyor ve ceza kesiyor. Gaziantep’te geçen gelişimde hale gittim. Halde birçok esnaf tabii dert yandılar ama birisi dedi ki, ‘Genel Başkanım geçen hafta Maliye bana domatesten dolayı ceza kesti, ben 20 seneden beri halde esnafım hiç domates satmadım, patates ve soğan satıyorum’. Yakalayabildiklerini nasıl yakalarlarsa öyle cezalandırıyorlar. Bu ortamda işte Eyüp Sultan’da bir parfümeriye girdim. Parfümeriye girdim ama girdiğime de pişman oldum. Dedim ki, ‘şimdi bu adama işler nasıl diye sormak ağır, yanda bakkalın işi kötüyken, öbür tarafta tuhafiyenin işi kötüyken parfümerinin işi nasıl olabilir? İnsanın ekonomik sıkıntıda ilk vazgeçeceği şey parfüm’. Ağzımdan da çıkmış bulundu ‘işler nasıl?’ diye. Adam dedi ki ‘işler gayet iyi Sayın Genel Başkan’ dedi. Dedim ‘nasıl işler çok iyi?’ ‘Vallahi bizim işlerde hiç düşüş yok’ dedi. ‘Herhalde sen imitasyon parfüm satıyorsun’ dedim. ‘Yok’ dedi ‘ben orijinal satıyorum toptancısıyım’ dedi. Dedim ki ‘merak ettim en pahalı parfümün şişesi ne kadar?’ ‘68 bin lira’ dedi. Dedim ‘görebilir miyim şu 68 bin liralık parfümü?’ Ben hiç hayatımda 68 bin liralık parfüm görmedim. Gösterdi. Peki dedim, ‘burada satış fiyatı ortalama?’ ‘10-20 bin lira arasında satıyoruz’ dedi.
Şimdi arkadaşlar, meselenin özü şu. Türkiye’de bir yüzde 10 var. O yüzde 10, zenginliğin çoğuna sahip, yüzde 36’sına. Geriye kalan yüzde 90 da yüzde 60’a sahip. Ve bu yüzde 10 haksız bir zenginleşme içerisinde. Rantiye. Bakın bu ekonomik krizin içerisinde lüks tüketim malzemelerinin ithalatında büyük bir artış var. Çok meşhur bir araba markasının Orta Doğu ve Balkanlar Bölge Müdürü’nün açıklamasını okudum geçen günlerde gazetelerde. Diyor ki ‘Türkiye’de zenginleşme devam ediyor ve biz 2030’a kadar bu artışın devam edeceğini ve Türk piyasasının bizim araçlarda öncü olacağını düşünüyoruz, hesabımızı ona göre yapıyoruz’. Ama rakamlara bakıyoruz, Türk halkının yüzde 90’ı 9 seneden beri fakirleşiyor. İşte bu adaletsizlik. Zengin zenginleşirken orta sınıf ortadan kalkıyor ve fakir, ağır bir fakirlik süreci içerisine giriyor. Açlıkla boğuşuyor. Aslında doğruyu söylersek birkaç yıldan beri arkadaşlar Ramazan bir ay değil, Ramazan 12 ay fakirlere. Çünkü 12 ay aç kalıyorlar. Sadece Ramazan’da aç kalmıyorlar. Böyle bir ortamda emekli 20 bin lirayla geçinmeye çalışırken, dul yetim 16 bin lirayla geçinmeye çalışırken çift maaş alan, emekli maaşı ve milletvekili maaşını alan AK Parti Tekirdağ Milletvekili ‘500 bin lirayla geçinemiyorum alın siz geçinin’ diyor. 500 bin lirada kaç tane emekli maaşı var arkadaşlar? 25 tane değil mi? AK Parti Grup Başkan Vekili de ‘Gabar’da petrol çıktı, o petrolden gelen gelirler ulaştığı zaman emekli maaşlarına da zam yapacağız’ diyor. Nasrettin Hoca’nın fıkrası gibi. Hani hocanın birisine borcu varmış, borcunu almaya gitmiş. Demiş ki ‘kolay, ödeyeceğim’. Nasıl ödeyeceksin hocam? Bak demiş şu tarlaya dikenli telleri çektim. Buradan koyun sürüleri geçiyor. Onlar geçerken dikenli tellere takılacaklar ve tellerin üzerlerine koyun yünleri takılacak. Ben de onları toplayacağım, pazarda satacağım, borcumu ödeyeceğim. Adam gülmeye başlayınca, ‘peşin parayı görünce gülersin tabii’ demiş. Emekli de AK Parti Grup Başkan Vekilinin Gabar Petrolü’ne böyle güldü. Eğer Gabar’daki petrole bu kadar güveniyorsanız Sayın Grup Başkan Vekili, Gabar’daki petrol halka ulaşana kadar emekli maaşlarınızı almayın, emeklilere verin, paylaştıralım. Siz de rahat edin, biz de rahat edelim.
Bütün bu yoksulluk ve adaletsizlik ortamında maalesef çok daha acı bir şey yaşıyoruz. Bu salonda aramızda bu vatan için savaşmış, kan dökmüş, arkadaşlarını şehit vermiş, arkadaşlarını gazi vermiş, kendileri gazi olmuş, muharip gaziler var. Bu salonda aramızda evlatlarının kanı Türk bayrağını kızıla boyamış olan şehit yakınları var. Gazilerimiz var. Onların varlığıyla onur duyuyoruz. Ancak ağır bir üzüntüyle bir taraftan da terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın İmralı’da yapılan pazarlıklar neticesinde İmralı’dan çıkartılmaya hazırlanıldığını görüyoruz. PKK’ya bayramdan sonra af geleceğine dair açıklamayı Pervin Buldan dün yaptı. İçişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmüş İçişleri Bakanlığı yetkililerinden almış olduğu bilgi bayramdan sonra bu çalışmanın başlayacağı şeklinde. Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için de Türkiye Büyük Millet Meclisi Öcalan komisyonu denilen komisyon Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni genel kuruluna sunmuş olduğu raporda Öcalan’ın nasıl serbest kalacağının yol haritasını çizmiş. Yine aynı raporda Büyük Türk Milleti Türk, Kürt, Arap diye üç parçaya ayrılmış. Yine Ay’ın raporda Kürt’ün onuru, Türk’ün gururunun kırılmamasından bahsetmiş. Hadi canım sende! Bu Türk devleti ve Türk bayrağı için onlarca yıldan beri mücadele eden can veren, can alan, kan döken, kanını döken, milyonlarca vatansever Kürt kökenli ve Zaza kökenli insana yapılabilecek en ağır hakarettir. Siz Kürt’ün onurundan değil, Zaza’nın onurundan değil, siz PKK’nın onurundan bahsediyorsunuz. Siz PKK’nın onurunu kurtaracağız diye Büyük Türk milletinin gururunu kırıyorsunuz.
Arkadaşlar bu millet buna evet demeyecek. Haziran 2015’te Dolmabahçe’de yapılan mutabakat sonrasında gidilen seçimlerde Gaziantep de AK Parti’yi sandığa gömmüştü, Türkiye de AKP’yi sandığa gömmüştü. 400 milletvekili diye gittikleri seçimden ağır bir mağlubiyet alarak çıktılar. Şimdi zannediyorlar mı ki vatansever MHP’liler, vatansever AK Parti seçmeni, Abdullah Öcalan’ın serbest kaldığı, PKK’lı teröristlerin affedildiği bir Türkiye’de götürüp oylarını tıpış tıpış verecekler. Hayır vermeyecekler ve sandığa bu iktidarı gömecekler. Öcalan’ı affedenleri, PKK’yı affedenleri sandığa gömecekler. Türk milletinin devletiyle oynamayacaksınız. Türk milletinin kimliğiyle oynamayacaksınız. Şimdi anayasadan 66. maddeyi yani Türk kimliğini vatandaşlığı değiştirerek çıkarmayı hedefliyorlar. Vatandaşlıkla oynayan sonuçta vatanın sınırlarıyla oynama tehlikesini ortaya çıkartır. Buna Türk milleti izin vermez!
Biz de Parlamentoda değiliz ama hepiniz biliyorsunuz ki parlamentoda olan birçok partiden daha güçlü bir Zafer Partisi var. Türkiye’nin hayati bütün konularında dönülüp bakılıyor Zafer Partisi bu konuda ne diyor diye. Biz parlamentoda değiliz. Ama biz bütün Türkiye’yi parlamento yapmaya kararlıyız. Biz toplantıları vekillerle değil milletin kendisiyle yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Onlar mecliste PKK’nın Öcalan’ın istediği yasaları konuşurken o yasaları çıkarma çalışmalarını yaparken biz de Anadolu’yu adım adım dolaşacağız ve Türk milletine ne yapıldığını nasıl yapıldığını il il, ilçe ilçe dolaşarak anlatacağız. Bugüne kadar yaptık. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Bu konuda sizden de destek istiyorum. Bizim anlattıklarımızı siz de lütfen ailenize Arkadaşlarınıza, dostlarınıza, akrabalarınıza anlatın. Öfkenizi sandığa saklayın. Türk halkına yönelik büyük bir manipülasyon var. Bu manipülasyonu, bu bilgi kirliliğini hep birlikte aşacağız. Onun için gerçeği Türk milletine televizyonlarda söylenen yalanları engelleyecek şekilde hep birlikte bizler anlatacağız.”







