AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin TBMM'deki grup toplantısında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Erdoğan, "Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir. Biz bu hareketin içinde doğduk, büyüdük, vakti zamanı gelince dava taşını omuzladık" dedi. Erdoğan, ayrıca, süreç hakkında "İttifak ortağımızla yeni yol, yöntem ve hamleleri etraflıca istişare ediyoruz" sözlerini kullandı.
Erdoğan, partisinin Meclis'teki haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin dikkat çeken mesajlar verdi.
AKP Gençlik Kolları'nın Kocaeli'nde düzenlediği "Gençlik Şöleni" hakkında konuşan Erdoğan, "Kocaeli'nde muhalefetin gençlerle ilgili iddialarını tek tek çürüten bir şölene imza attık" dedi.
Sözlerini gençlere seslenerek sürdüren Erdoğan, "Gençleri hafife alan bir hareketin başarı şansı yoktur. Gençlerin omuz vermediği bir mücadele zafere ulaşamaz, kalıcı olamaz. Sadece gençler için siyaset yapmadık, siyaseti gençlerle birlikte yaptık. Üstenci, kibirli, yargılayan, gençleri tehdit eden söylemleri kapımıza hiçbir zaman yaklaştırmadık. Gençleri anlamaya çalıştık, empati kurmayı denedik. Ders vermek yerine gençlere kulak vermeyi tercih ettik" diye konuştu.
"100 BİN GENCİMİZ ADETA BİR İNSAN SELİ OLUP AKMIŞTI"
Gençlerin sorunlarına yine gençlerle birlikte çözüm yolları geliştirdiklerini savunan Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
"207 üniversitemizden, 81 vilayetimizden gelen gençlerimiz ülkemizde misafir olarak bulunan üniversiteli genç kardeşlerimizin heyecanına ortak oldular. Stadyumun içi kadar dışı da çok farklıydı. Heyecan vericiydi. Her yaştan, her kökenden, her gelir grubundan ve farklı hayat tarzından 100 bin gencimiz adeta bir insan seli olup Kocaeli'ye akmıştı. Kocaelili kardeşlerimiz de misafirlerine başarıyla ev sahipliği yaptılar. Türkiye'nin beşeri hazinesinin zenginliğine orada bir kere daha şahitlik ettik. Başta CHPolmak üzere muhalefeti kıskandıran, muhalefetin gençlerle ilgili iddialarını tek tek çürüten bir şölene imza attık. Kocaeli'deki şölen bizim sadece gençlerin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımızdan 14'üncüsüydü. Bunun dışında kongrelerimizde, sohbet toplantılarımızda farklı etkinliklerde özellikle de gençlerimizle yüzlerce defa bir araya geldik, hasbihal ettik.
Yunus'un 'Biz kimseye kin tutmazuz, kamu alem birdir bize' anlayışıyla bu ülkenin tüm gençlerini aynı samimiyetle bağrımıza bastık. Yarım asra yaklaşan siyasi hayatı boyunca, daima gençlerle yol yürümüş bir kardeşiniz olarak şunu bir defa çok net söylemek isterim. Gençleri hafife alan, gençlere sırtını dönen bir hareketin başarı şansı yoktur."
"GENÇLERİMİZİN DERTLERİYLE DE İLGİLENDİK"
"Üstenci, kibirli, yargılayan, gençleri tehdit eden söylemleri kapılarına hiçbir zaman yaklaştırmadıklarını" savunan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Önce gençleri anlamaya çalıştık. Gençlerle empati kurmayı denedik. Ders vermek yerine gençlere kulak vermeyi tercih ettik. Gençlerimizin talep, beklenti ve sorunlarına yine gençlerimizle birlikte çözüm yolları geliştirdik, ortak akılla çözüm ürettik. Üniversitede fikir teri döken gençlerimizi önemsediğimiz gibi özellikle sanayide alın teri döken gençlerimize de ihtimam gösterdik. Başörtüleri dolayısıyla üniversiteye alınmayan gençlerimizin meseleleriyle ilgilendiğimiz kadar henüz ömrünün baharındayken hayatın zorluklarını göğüslemek zorunda kalan gençlerimizin dertleriyle de ilgilendik. Çamlıca Camisi'nde hafızlık icazet merasimine katıldığımız
çocuklarımız gibi AMATEM'lerde bağımlılık tedavisi gören yavrularımıza da şefkatle yaklaştık. İstiklal Marşı'mızı tüm dünyaya dinleten genç sporcularımızla iftihar ettiğimiz kadar başımıza icat çıkaran genç mühendislerimizle de iftihar ettik. Gençler arasında ayrım yapan bir kadro olmadık, bugün de değiliz. Bu ülkeye hizmet ettiğimiz müddetçe de asla böyle olmayacağız."
CHP'Yİ GENÇLER ÜZERİNDEN HEDEF ALDI
"Ön yargısız şekilde, açık bir kalp ve açık bir zihinle gençleri anlamaya, onların ruh dünyalarının derinliklerine inmeye çalıştıklarını" öne süren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Gençleri, 'sarf malzemesi' olarak yolsuzluklarını örtmek için bir istismar aracı olarak görenlerin AK Parti'nin gençlerle kurduğu hasbi ve harbi ilişkiyi kıskanmalarına şaşırmamak gerekir. Bunlar da Gençlik Şöleni'mize çamur ve iftira atarak kendi kifayetsizliklerini kapatmanın derdindeler. Hakareti siyaset zanneden CHP Genel Başkanı'nın gençleri tahkir eden, gençleri aşağılayan hezeyanlarının bizim nazarımızda hiçbir kıymeti yoktur. Çünkü bırakın stadyumda 100 bin gençle şölen yapmayı bunlar salonları bile doldurmakta artık zorlanıyorlar.
Bir senedir oradan oraya sürükledikleri CHP'li vatandaşlarımız da bunlardan umutlarını kesmeye, ortaya saçılan pislikler sebebiyle uzaklaşmaya başladılar. Üzülerek görüyoruz ki, Cumhuriyet'i kurmakla övünen CHP üç beş kifayetsiz muhterisin elinde seçmenini utandıran bir parti haline döndü. Sokağa çıkmaya yüzleri yok, vatandaşın bilhassa da gençlerimizin yüzüne bakacak halleri yok. Tüm öfkeleri bu hakikatin gençlerimiz tarafından da biliniyor olmasıdır. Gençlerimiz, ağızlarından liyakati düşürmeyenlerin yönettikleri belediyeleri nasıl arpalığa çevirdiklerini çok net görüyor. Genel Başkan dahil, CHP'nin rahatsızlığının temel sebebi işte budur. Varsın beyefendiler rahatsız olsun. Biz gençlere güvenmeye, gençlerimizin önünü açmaya devam edeceğiz."
"HER TÜRLÜ İMKANA SAHİP OLMANIZI ÇOK AMA ÇOK ÖNEMSİYORUZ"
Erdoğan, "milli ve manevi değerler ışığında gençlerin en iyi, en donanımlı, en şuurlu şekilde yetişmeleri için ellerinden gelen çabayı harcayacaklarını" iddia ederek şunları söyledi:
"Buradan bir kez daha gençlerimize samimiyetle seslenmek istiyorum, sevgili genç kardeşlerim sizi dinleyen, sizi doğru anlayan, size kıymet ve ehemmiyet veren bir iktidar 23,5 yıldır iş başındadır. AK Parti ve Cumhur İttifak ı'nın gözünde bu ülkenin gençlerinin tamamı birdir, eşittir, aynı derecede sevgiye, hizmete, muhabbete layıktır. Sizin güvenliğinizi, sizin istikbalinizi, sizin huzur ve esenliğinizi her şeyden çok önemsiyoruz. Sizin sporda, sanatta, bilimde, ilimde, kültürde, siyasette, bürokraside hak ettiğiniz yere gelmenizi çok önemsiyoruz. Sizin hayallerinizi gerçekleştirecek her türlü imkana sahip olmanızı çok ama çok önemsiyoruz. Biz size inanıyoruz, size güveniyoruz.
Türkiye Yüzyılı'nın inşasını inşallah sizler tamamlayacaksınız. Yazacağınız başarı hikayeleriyle hem ailelerinizin hem de milletimizin kıvanç kaynağı olacaksınız. Şunu lütfen hiçbir zaman unutmayın, her karışında bir yiğidin yattığı bu mübarek topraklar sizin. Her şehri ayrı güzel, her köşesinden tarih fışkıran bu cennet vatan sizin. Dostlarına güven, düşmanlarına korku salan bu büyük devlet sizin. Mazisi zaferler ve mücadelelerle dolu bu necip millet sizin. Rengini aziz şehitlerimizin kanından alan bu şanlı bayrak sizin. Yeni Türkiye sizin eseriniz olacak. Büyük ve güçlü Türkiye inşallah sizlerin omuzlarında yükselecek. Bunun için bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız hep birlikte büyük Türkiye'yi bu asrın parlayan yıldızı yapacağız."
YUNUS EMRE'NİN SÖZÜNÜ ALINTILADI
Erdoğan'ın konuşmasının ardından bir video izletildi. Video sonrasında Erdoğan, gençlerle 'dertleşeceğini' belirterek tekrar konuşmaya başladı:
"Değerli yol ve dava arkadaşlarım, bugün sizlerle biraz dertleşmek, kalbimle kelamım arasına perde koymadan açık yüreklilikle konuşmak istiyorum. Bugün özellikle gözlerinin ışıltısı her zaman yüreğimizi ısıtan gençlerimizle hasbihal etmek, gönlümden geçenleri onlarla paylaşmak arzusundayım."
Yunus Emre'nin "Bu yol uzaktır, menzili çoktur/Geçidi yoktur, derin sular var" beyitlerinin, kendisi için anlamlı olduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz bu yola çıkarken, uzun bir yola çıktığımızın, menzili çok, geçidi yok bir yola çıktığımızın, derin sulardan geçeceğimiz bir yola çıktığımızın idrakiyle, şuuruyla, bilinciyle çıktık. Kimse bize 'kolay olacak' demedi. En başta karşımızda merhum Menderes'in, Polatkan'ın, Zorlu'nun talihsiz hatıraları duruyordu. 27 Mayıs'ın, 12 Mart'ın, 12 Eylül'ün, 28 Şubat'ın tehditleri üzerimizde bir ağırlık olarak kendilerini hissettiriyordu. Kimilerimiz işkencelerden geçti, kimilerimiz hapislerde yattı. Partilerimiz kapatıldı. Siyasi yürüyüşlerimiz engellendi. Yok sayıldık, ötelendik, dışlandık. Kendi öz yurdumuzda örselendik. Hiçbir zaman korkmadık, vazgeçmedik. Çünkü bu hareket bir kişiye, bir gruba çıkar sağlama hareketi değildir. Bu hareket kişisel rant peşinde koşan bir hareket değildir. Bu hareket köksüz bir hareket değildir. Saman alevi gibi parlayıp sönecek bir hareket hiç değildir. Bu hareket en başından itibaren millet, memleket, büyük Türkiye davasıdır. Bu hareket ümmet davasıdır.
Bunlar sizin gördükleriniz, halkımızın gördükleri. Görünmeyen nice saldırıyı, nice badireyi atlattık. Neydi derdimiz? Boyun eğebilirdik. Teslim olabilirdik. Uyum sağlayabilirdik. Suyuna gidebilirdik. 'Ağamsın, paşamsın' diyebilirdik. Rahat yataklarımızda, sıcacık koltuklarımızda, etliye, sütlüye karışmadan günümüzü gün edebilirdik. Bizden önceki pek çok hükümetin yaptığı gibi biz de rahatımızı bozmaz, riske girmez, idare-i maslahatla işi götürebilirdik. Ama biz bunu yapmadık. Biz yollara düştük. Biz bir hayalin peşinde koştuk. Biz aşk ile millet davasına boynumuzu uzattık. Çünkü biz şunu biliyorduk: tarihe, ecdada, şehitlerimize, ümmete, mazlumlara, yolda kalmışlara, yoksullara, aziz milletimize, aziz memleketimize bir borcumuz var. Bu davayı omuzlamış, karınca kararınca bir noktaya taşımış, bizden önceki fedakar, cefakar, cesur, mert dava adamlarına, bu hareketin öncülerine bir borcumuz var. Bizim, Üstat Necip Fazıl'ın ifadesiyle 'Allah ve ahlak' demenin yasaklandığı karanlık günlerde hohlaya hohlaya buzdağını eriten iman dolu o yüreklere bir borcumuz var. O borcu ödemek için can vermek mi gerekiyor? 'Hiç tereddüt etmeyiz, gerekirse o canı da veririz' diyerek bu yollara revan olduk.
"BİZE DÜŞEN SANCAĞI SONRAKİLERE DEVRETMEKTİR"
Her zaman şunun idrakinde olduk: bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir. Bize düşen, bizden öncekilerden devraldığımız sancağı yere düşürmeden bizden sonrakilere devretmektir. Bizim davamız, misyonumuz, arzumuz, gayemiz, amacımız işte budur. Yarın ruz-i mahşerde huzura vardığımızda vazifesini hakkıyla yapmış olmanın yüz akına sahip olabilirsek bu bize ziyadesiyle yeter. Gayrısı boştur, laf-ı güzaftır.
Hamdolsun bizim yaptığımız da budur. Biz, Allah'a sonsuz hamdüsenalar olsun, bu hareketin içinde doğduk, bu hareketle büyüdük, vakti zamanı gelince dava taşını omuzladık. Allah'ın yardımıyla o dava taşını gücümüz yettiğince eğilmeden, bükülmeden taşıdık ve taşımaya da devam ediyoruz. Biz üzerimizde milletin, memleketin, ümmetin mesuliyetini taşıyoruz. Kimilerine bu kolay gelebilir. Hariçten gazel okumak, mesuliyet makamında olmadan ahkam kesmek, sırça köşklerde teori üretmek, hayallerle yaşamak kolay. Biz kolayı değil, zoru, çileyi, mücadeleyi seçtik.
Kendi siyasi tarihim boyunca çok ihanet gördüm, çok vefasızlık, çok nankörlük gördüm. Varsın olsun. Yunus'un beyitleriyle bu halk içinde bize gülen var. Gülen gülsün, gafil ne bilsin. Hakk'ı sever var, Hakk'a esir var, Hakk'a tapan var, Hak yoluna başını koyan var. Hak için candan, serden geçen var. Unutmayın: Hak bilsin, halik bilsin, bize bu yeter. Bir yoksul, bir garip, bir yolda kalmış, bir mazlum bize 'Allah sizden razı olsun' dediyse biz payelerin en yükseğine erişmişiz demektir.
"RAHAT KOLTUKLARINDAN AHKAM KESİYOR OLABİLİRLER"
Elbette bizim de hatamız, eksiğimiz, yapmak isteyip de yapamadıklarımız vardır ve olmuştur ama şu da bilinsin ki bir engeli aşmak için bin engelle mücadele etmek zorunda kaldık. Şimdi sağdan, soldan, klavye kahramanları, AK Parti'nin bu kadronun açtığı yolda, tesis ettiği iklimde refah ve konfor ortamında sıcak yataklarından, rahat koltuklarından ahkam kesiyor olabilirler. Bunlara soruyorum, siz hiç hayatınızda risk aldınız mı, kavgaya girdiniz mi, ölümle burun buruna geldiniz mi? Menderes'in akıbeti gözünüzün önünde dururken hayatınızda hiç canınızdan, serinizden vazgeçecek bir harekete dahil oldunuz mu? Kavgada yoklar ama kavga bitince sırça köşklerinden laf üretirler. Bakın biz bu yola çıkarken de bu yolda yürürken de Türkiye'nin yakın tarihine bakarak hapislere düşmeyi, işkence görmeyi, suikastlara hedef olmayı hatta idam edilmeyi göze alarak girdik. Peki bizi acımasızca ve insafsızca eleştirenler, siz ne yaptınız? Hangi fedakarlıkta bulundunuz? Hangi bedeli ödediniz? Konforlu, güvenli alanlarınızdan yapılan hizmetlere kulp takmak dışında Allah aşkına hangi marifeti icra ettiniz?
"TEK BAŞIMA KALSAM DAHİ BU YOLDA SABIRLA YÜRÜMEYİ SÜRDÜRÜRÜM"
Milletimiz de her seçimde bize takdirini, teşekkürünü ifade etmiştir. Ancak sevdiğimiz, saydığımız, itibar ettiğimiz, kendimizden gördüğümüz kimilerinin izan ve insaf sınırlarını aşması da açıkçası canımızı acıtmıştır. Bu yolculukta bu da var. Hani diyor ya şair Attila İlhan, 'ayrılık sevdaya dahil.' Yola çıkarken bu sevdaya bunun da dahil olduğunu bilerek çıktık. Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadık değerli kardeşlerim, biz yüzde 52'nin oyunu alarak göreve gelmiş bir iktidarız, yüzde 48'in önemli bir kısmının oy vermese de gönlünün bizimle olduğunu bilen bir iktidarız. Hepsinden öte, biz yüzde 100'ün onun ötesinde mazlum, mağdur coğrafyaların ümmetin de mesuliyetini omuzlayan bir iktidarız. Kökümüzü unutmayız, özümüzü unutmayız. Nereden geldiğimizi de çok iyi biliyoruz. Nereye gittiğimizi de çok iyi biliyoruz. Bizi biz yapan değerlerden asla kopmadık. Her zaman duamızda, günde 5 vakit namazlarımızda ettiğimiz duada, 'bizi sırat-ı müstakime eriştir. Ayaklarımızı sırat-ı müstakimde sabit kıl' duasıdır. İnşallah doğru bildiğimiz yolda, eğilmeden, bükülmeden, boyun eğmeden, teslim olmadan, yorulmadan, yılmadan yürümeye devam edeceğiz. Allah'a hamd olsun, bizimle aynı yolda yürüyen, birlikte yürüdüğümüz milyonlar, on milyonlar var. Bizimle aynı ufka bakan, aynı menzile doğru koşan milyonlarca genç var. Dünyanın dört bir yanında, Filistin'den Suriye'ye, Arakan'dan Afrika'ya bizim için ellerini semaya açan yüz milyonlar var. Hepsinin umudunu, hepsinin emanetini taşıyoruz. Ama şunu da bilmesini istedim, tek başıma kalsam dahi, 'bu yol hak yoldur, dönmek bilmez yürürüm' der bu yolda sabırla yürümeyi sürdürürüm.
CUMHUR İTTİFAKI VE SÜREÇ MESAJI
15 Temmuz gecesi meydanlarda kurduğumuz Cumhur İttifakı'yla yeni başarılara, yeni zaferlere imza atacağız. İttifak ortağımız MHP ile el ele, omuz omuza verecek her metrekaresinde huzurunun, güvenliğin, refahın ve kardeşliğin olduğu bir Türkiye'yi adım adım inşa edeceğiz. En büyük eserlerimizden biri olarak gördüğümüz, 'Terörsüz Türkiye' sürecimizi ortak akılla, sağduyuyla, samimiyetle menziline ulaştırmakta kararlıyız. Devletimizin ilgili kurumları, örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak farklı modaliteler üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyor. İttifak ortağımızla da siyasetin çözüm kapasitesini artıracak yeni yol, yöntem ve hamleleri etraflıca istişare ediyoruz. 'Hayırlı işlerde çabuk olunması gerektiği' inancıyla bir an önce bu meseleyi milletimizin gündeminden çıkarmak istiyoruz. Şunu bugün bir kere daha altını çizerek ifade ediyorum, Türkiye sadece ekonomik maliyeti 2 trilyon doları aşan bu sorunu kalıcı biçimde çözecek iradeye, kapasiteye ve tecrübeye ziyadesiyle sahiptir. En güçlü dayanağımız millettir, sizsiniz ve milletimizle bu yolu yürümekte asla tereddüdümüz yok."







