USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

BMB nasıl kuruldu?

06-11-2020

Bu yazımızda da sonradan ülkenin bir numaralı gündemi olacak olan ve FETÖ’yü müşahhas delillerle adaletin eline teslim etme sürecinin başlangıcını teşkil eden BMB (meşhur adıyla Tahşiye) Yayınevi’ni kurma hikâyemizi anlatacağım.

2002 yılıydı. FETÖ devletin bütün kademelerine, cemaatlere, sivil toplum kuruluşlarına sızmıştı. Okulları, yüzlerce dernekleri, zengin medya ağı, hatta bankası bile vardı. İşin “devleti ele geçirme” yönü devleti ilgilendirirdi. Bizim o konuda mâni olacak, karşı çıkacak zerre kadar gücümüz yoktu. Bizi asıl endişelendiren husus şuydu: FETÖ, bu ümmetin inancını tahrip etmekte, onların âhiret hayatını tehlikeye atmaktaydı. Allah muhafaza, insanlar o inançla ölseler, küfür inancı ile ölmüş olacaklardı. Zira Cenab-ı Hak Kur’an-ı Azimüşşân’da yüzlerce ayetle Hıristiyan ve Yahudilerin ebedî cehennemlik olduğunu ferman buyuruyor, FETÖ ise onların da cennetlik olduğunu söylüyordu. Kâfirlerle diyalog kurulmasını, onların inançlarına da hoşgörü ile yaklaşılmasını belirtiyordu. Cihadı, tesettürü, zekât konusunu tahrif ediyordu. FETÖ akımına kapılmış olanlara ve bu ülkede yaşayan herkese, doğru İslâmiyet’i ve FETÖ’nün tahrip ettiği meselelerin doğru şeklini anlatmak gerekti. Bu konuda Molla Muhammed Doğan hocamızın çok ciddi çalışmaları vardı. Tefsirlere ve temel İslâmî eserlere dayanarak, FETÖ’nün İslâm binasında tahrip ettiği her konuyu tamir ediyor ve FETÖ’nün -tabiri caizse- ipliğini pazara çıkarıyordu. O eserleri basmaları için yayınevlerine gittim. Hiçbiri basmaya yanaşmadı. “Bunlardan para kazanamayız, zarar ederiz!” dediler. Belki haklılardı. Peki, ne yapacaktık? Bu mücadeleden vaz mı geçecektik. Sonunda üç arkadaş (Mustafa Kaplan ve Bünyamin Ateş’le birlikte) baş başa verdik bir yayınevi kurmaya karar verdik. (Daha önce de bir yayınevi kurmuş, bir seneye yakın harçlıklarımızdan tuttuğumuz ofisin kirasını ve masraflarını karşılamış, ancak yayınevini üzerine yaptığımız 4. şahıs yayınevini bütünüyle sahiplenmiş ahdimize ihanet etmişti. Her neyse o da ayrı bir bahis…) Üç arkadaş, isimlerimizin baş harflerini kurulan şirkete isim olarak verdik. İşte çok merak edilen BMB’nin manası bu: Bünyamin-Mustafa-Burhan… Yani BMB… Tahşiye, Rahle, Cihangir de bu yayınevinin markaları idi. Tefsirler, Risale-i Nur’ların şerhleri ve fıkhî bilgileri ihtiva eden eserler bu markalar altında neşrolacaktı. Cebimizde kalan bütün harçlıkları bu işe yatırdık ve ilk iki kitabı neşrettik. Derken diğerleri geldi. 2008 yılında ben memlekete gidince hissemi devrettim ve yayınevi ortaklığından fiilen ayrılmış oldum.

Biz neşrettiğimiz o kitaplarla arı kovanına çomak sokmuştuk. Çok planlı ve sinsi çalışan örgüt, dayanamamış kendilerini ele vermişti. Dizi filmlerde Tahşiye ve Rahle diyerek, arkadaşlarımızı hedef tahtasına yerleştirdiler. Bizzat terör örgütü elebaşısı Tahşiye ismini vererek adamlarına talimat verdi. Ardından “Tahşiye Kumpası” hazırlandı ve 124 kişi gözaltına alındı. 20’den fazla masum insan 6 ayla 20 ay arasında değişen müddet hapis yattı. Derken Kader-i İlâhî tecelli etti. “Zulm ile âbâd olan, kahr ile berbâd olur” sözü bir kere daha tecelli etti. Bir sinek, bir fili kaldırıp yere vurdu… “Ve mekerû ve mekerallah, Vallahu hayru’l mâkirîn” İlâhî hükmü bir kere daha tecelli etti. FETÖ’cülerin devleti ele geçirmeye azmettikleri 17-25 Aralık operasyonu ile ortaya çıktı. Hele 15 Temmuz darbe girişimi ile bu uğurda ülkeyi kana bulamaktan ve dış güçlerin işgaline açmaktan çekinmeyeceklerini ortaya koydular. Masumların âhı yerde kalmadı.

Gelelim bizim yayınevi patronluğuna… Biz üç arkadaş züğürt ağa idik. Tek kuruş gelir elde edemediğimiz gibi, üstelik, “Biz ticaretten anlamayız, sen bu işi yürüt!” diye yayınevinin idaresini verdiğimiz kişi, tabiri câizse bize ihanet etmiş, o tarihte emekli olmamıza rağmen, resmî olarak yatırılması gereken yüzde 15’lik vergiyi yatırmamış, o da üzerimize kalmıştı. Biz bunu ancak o şahıs gittikten ve emekli maaşlarımızdan kesintiler başladıktan sonra öğrenecektik. Şahsen benden toplam 11 bin lira kesildi. Ancak helâli hoş olsun. Biz bu ümmetin imanının selameti için bir fedakârlıkta bulunmuştuk. İnşallah ahiret hayatı için kazançlıyız. O manevî kazanç bize yeter.

Hülasa, şimdi resmen yayınevim yok. Ancak çok samimi yayıncı dostlarım var. Bir de yayınlanmasına vesile olduğumuz o çok değerli eserler… Bu da az kazanç değil hani…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?