Siyaset

Özgür Özel'den A Haber tepkisi

Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel, Hatay’ın Defne ilçesinde deprem felaketinin ardından rezerv alanı mağduriyeti yaşayan vatandaşlarla bir araya geldi.

Özgür Özel'den A Haber tepkisi
04-02-2026 17:03
04-02-2026 17:20
HATAY

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Hatay'da konuşma yaptığı sırada bir depremzedenin kendisine seslenmesi üzerine, "A Haber bak akşam şöyle verebilirdin. ‘Depremzede konuşmak istedi, Özgür Özel konuşturmadı.’ Bak ne konuşacakmış. Diyor ki ‘Tayyip Erdoğan tehdit etti beni, oy vermezsen hizmet etmem dedi. Korktuk ondan oy verdik’ diyor. A Haber son dakika geç" ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel, Hatay’ın Defne ilçesinde deprem felaketinin ardından rezerv alanı mağduriyeti yaşayan vatandaşlarla bir araya geldi.

Özel'in burada yaptığı konuşmada bir depremzede ile diyaloğu dikkat çekti. Bir depremzedenin seslenmesi üzerine Özel, "Amcam diyor ki ‘Bizi tehdit etti. Oyu bize vermezsen hizmet etmem dedi’ diyor. Söyledim amca. A Haber bak akşam şöyle verebilirdin. ‘Depremzede konuşmak istedi, Özgür Özel konuşturmadı.’ Bak ne konuşacakmış. Diyor ki ‘Tayyip Erdoğan tehdit etti beni, oy vermezsen hizmet etmem dedi. Korktuk ondan oy verdik’ diyor. A Haber son dakika geç" ifadelerini kullandı.

"HEP BİRLİKTE DEPREM BÖLGESİNE KOŞTUK"

Özel, Rezerv Alanı Mağdurları Buluşması'nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Büyük bir acının, Cumhuriyet tarihinde yaşanmış en büyük acılardan birinin, belki en büyüğünün üçüncü yıl dönümündeyiz. Biraz önce konuşmacılar ifade ettiler. O büyük acıya hep birlikte uyandık. Üç yıl önce hep birlikte deprem bölgesine koştuk, Hatay’a koştuk. Ben üç yıl önce grup başkanvekiliyken 120 milletvekilimizle bir aydan uzun bir süre bu bölgede kalmış, o büyük acıyı yaşamış, arama ve kurtarma çalışmaları sırasındaki sorunları, aksaklıkları, isyanı, Hatay’ın ‘Buraya geç geldiler, en son Hatay akla geldi’ isyanlarını duymuş, bugün de dönüp bakınca ölümlerin yarısının neredeyse Hatay’da yaşandığını görünce, yıkımın Hatay’daki boyutlarını görünce ve bugün ‘Bir yıl içinde yapacağız’ dedikleri evlerin ancak üç yılda yüzde 70’i yapılıp yüzde 30’u kalmışken…

Yüzde 18’i bitirilmemiş evler de var. Yüzde 40’ı bitirilmemiş şehirler de var. İçlerinde yine en kötü durumun Hatay’da olduğunu görünce insanların yakınmalarının, sitemlerinin, tepkilerinin ne kadar haklı olduğunu gördüm. Öyle bir noktadayız ki bu haftanın tamamını deprem bölgesinde geçirmeyi uygun gördüm. Geçtiğimiz hafta milletvekillerimizden Genel Başkan Yardımcılarımızdan, Gölge Kabinemiz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizdeki Politika Başkanlarımızdan oluşan heyetler geldiler, bölgede çalıştılar. Hatay’da çalıştılar, toplantılar yaptılar. Ben de bu hafta pazartesi sabahı erken saatlerde Osmaniye’den başlayarak, bütün depremde ağır hasar alan, büyük kayıplar yaşayan tüm illerimizi gezerek cumartesiye kadar bu çalışmaları bu bölgede yürüteceğim.” 

“HATAY’DA 50 BİNE YAKIN MAĞDUR OLDUĞU SÖYLENİYOR”

“Bugün burada olmak, sizlerle birlikte olmak, bu özel temalı toplantıda sizlerle bir arada olmak çok mühim. Çünkü Hatay milletvekillerimiz ki bu dönem üç milletvekilimiz var Hatay’dan. Üçü de rezerv alan sorununu daha ortaya çıkarken, bunu hem Meclis’te dile getirdiler. Hem daha sonra bana çeşitli notlar verdiler. Takip ettiniz; grup toplantılarında, en az beş ayrı grup toplantımızda bu sorunu dile getirmeye çalıştık, tüm aşamalarındayken itirazlarda bulunduk. Soru önergeleri verildi. Araştırma komisyonları kurulması istendi, her yol denendi. Ama bugün geldiğimizde birçok şehirde ama en çok da Hatay’da…

Hatay’da 50 bin kişiye yakın vatandaşımızın, hemşerimizin mağdur olduğu, rahatsız olduğu söyleniyor. Bana ‘Bu konu dile getirilsin’ denildiğinde ben dedim ki ‘Dört - beş kez dile getirdim. Elbette yine dile getiririm.’ Ama bir Genel Başkan’ın programını bütün medya takip ediyor. Canlı veren kanallar oluyor. Haber kanalları ilgi gösteriyor. Onun için dedim ki ‘Önce bir çıkıp kendileri anlatsın.’ Burada beş arkadaşımızı dinledik. Onları dinleyip de her birinin sorunu birbirinden farklılık da gösteriyor. Ama hangisine hak vermediniz? Kendinizi onların yerine koyduğunuzda, ‘Benim başıma gelse?’ diyor, ‘Haklı adam’ ya da ‘Hanımefendi haklı’ diyorsun. Niye? Her birinin anlattığı hikayeye baktığınızda haklı. Sizden herhangi birini dinlediğimizde ya da bugün işte konteyner kentlerde gezdim, sokakta gezdim ya da sabah bir canlı yayında bir yarım saat herhalde dilim döndüğünce sorunları anlattım. Canlı yayın, şehre uzak bir yerde. Bizden başka başta kimse yoktu. Yayının bitişinde bir sürü Hataylı orada oluştu. Çünkü gördüler ve koştular geldiler. Onlar dertlerini anlattılar. Her biri haklı.” 

“DEVLET ADINA KARAR VERENLER SORUN ÜRETTİLER”

“Peki ne yapabiliriz? Tek başımıza hiçbirimiz hiçbir şey yapamayız. Ama devlet bireylerin çözemediği sorunları çözmek için var. Maalesef burada devlet adına karar verenler, ‘Sorun çözeyim’ derken sorun ürettiler. Elbette şunu anlayabilirsiniz. Bir yere yapının yapılması sakıncalıysa, bir daha yıkılacaksa o yapı oraya yapılmamalıdır. Yapı yapılacak yer aranırken en iyi yer bulunmalıdır. Orada birisinin arsası, tarlası, evi varsa; genel kamunun menfaati için orası kamulaştırılacaksa, bu da yapılmalıdır. Ama burada bir tane kural var. Devlet hak yemez ve kimsenin hakkını birbirine geçirmez. Devletin yaptığı bu işte bir kere en büyük sorun, o soru işareti, o şüphe var ya.

Diyor ki ‘Beni orada oturtmadılar. Alın teriyle çalışıp kazandığım ya da anamın ak sütü gibi helal annemden babamdan miras kalan evimde ben oturmuyorum. Orada başkasının ışığı yanıyor. Burada bir haksızlık var’ diyorsa insanlar buna durup, dönüp, bakmak lazım. Bana iletilen bütün raporlar, okuduklarım ve bugün dahil dinlediklerimin hepsinde bir özensizlik, bir vurdumduymazlık ve meseleyi ‘Biz dediğimizi yaparız, sen git derdini anlat’ noktasında bir yaklaşım var. Bu, devlet adamlığı yaklaşımı, devletin doğru ve adil yönetim yaklaşımı değildir. Öncelikle bunu söylemek isterim. Rezerv alan meselesinin özünün bir felaketten rant çıkarmaya dönüştüğüyle ilgili endişeler, kaygılar, söylenen sözler çok ağır sözlerdir. Bunun üzerine büyük bir titizlikle gitmek gerekiyor. Afet Kanunu kapsamında yerinde dönüşümün mümkün olmadığı durumlarda, başka bir alanın belirlenmesi, burada kamulaştırma yapılması, yeni binalar yapılması…

Buraya kadar görünüşte bir sorun yok. Ama sorun bu sistemin hakkaniyetine, insanlar inanmıyor ve ‘Buradan bir rant elde ediliyor ve birilerine bu sağlanıyor’ deniyorsa burada çok büyük bir sorun var. Arazilerin, zeytinliklerin zorla elden gittiği, ifade edildiği gibi 6-7-8 milyon liralık yere 3 milyon lira değer biçildiği, kişinin 130 metrekarelik evi alınıp, hem de alan artırılıp, hem de daire sayısı üç katına çıkarılıp kişiye çok daha küçük metrekarelik evin verildiği bir yöntem değildir.” 

“SORUNLAR UZLAŞMAYLA ÇÖZÜLMELİDİR”

“Buna karşı yükselen itirazların haklılık payı çok yüksektir ve bunların dinlenmesi, mutlaka çözülmesi lazım. İktidara çağrımızdır. Bu sorunların tamamı uzlaşmayla çözülmelidir. Burada Hataylıların bu yükü daha fazla taşıyacak dermanı kalmamıştır. Eğer gerçekten samimiyetle meseleye yaklaşacak olurlarsa biz bu konuda milletvekillerimizle, belediye başkanlarımızla, uzman kadrolarımızla katkı vermeye hazırız. Gelsinler, itirazların dinleneceği, hukukçuların olduğu, her partiden milletvekilinin olduğu, her partinin görevlendirdiği harita mühendislerinin, şehir plancılarının olduğu, hakkaniyetli bir itiraz ve haklı görülen itirazlara hakkın iadesine yönelik bir komisyon oluştursunlar. Bu konuda mahkemeler bir yoldur ancak uzun yoldur, zor yoldur ve gönül kırıklıklarını çözen bir yol değildir.” 

“DEPREM PARTİ AYIRDI MI?”

“Biz burada biz bu toplantıyı düzenledik. Burada çıkan arkadaşım teşekkür ediyor; ‘Parti ayırmadan çağırdınız’ diye. Bu işin partisi olmaz. 6 Şubat sabahı saat 04.17 geçiyorken deprem, acı, facia parti ayırdı mı? Alevi ve Sünni diye baktı mı? ‘Arap mı, Türk mü, Kürt mü?’ diye baktı mı? Kimseye bakmadı. Bu acıyı birlikte yaşadık. Bu acının altından birlikte kalkmamız lazım. Bunun bir başka yolu yoktur. Hele hele insanlar kendini dininden, mezhebinden, oturduğu mahalleden dolayı ötekileştirilmiş hissediyorsa…

Bakın ben her seferinde şunu söylüyorum. Devlet yönetimi bir ilkeler bütünüdür. Ama en sonunda vicdan işidir. Bir vatandaş çıkıp ‘Benim sorunum var’ diyorsa, o vatandaşın sorunu vardır. Çözene kadar uğraşmak devletin sorumluluğudur. Ha bir art niyetli çıktı. Haydi buradan bir art niyetliyi çıkarayım, burada konuşsun. Gerçek olmayan bir sorunu anlatsa, ilk önce itirazı siz edersiniz. ‘Doğru söylemiyorsun’ dersiniz. ‘Hayır, burada haksızlık yaptın’ dersiniz. Çünkü insanlar hakkaniyet zemininde bulunmak isterler. Düşünün iki takım maç yapıyor. Bir takımın kalesi 15 metre olsa, bir takımın kalesi bir metre olsa, kalesi bir metre olan takımın taraftarı memnun olur mu o maçı kazandığına? Hakem takımlardan birinin formasını giymişse o takım sevinmez, utanır ve rezil olur. Kazandığının bir kıymeti olmaz. O yüzden hakkaniyet, eşitlik ve bu zeminin korunması son derece önemli.” 

“İKTİDARIMIZIN İLK AYINDA KOMİSYONU KURACAĞIZ”

“Biz bu konuda, rezerv mağduriyetinin giderilmesi için teknikse teknik, siyasiyse siyasi her katkıyı yapmaya hazırız. İktidara diyoruz ki ‘Ana muhalefet olarak biz buradayız. Gelin, bu sorunları dinleyelim, tartışalım, hakkaniyetli bir çözüm bulalım ve bu insanları rahatlatalım. Benim önerim bundan ibaret. Çözmezlerse, iktidarımızın ilk ayında söz veriyorum. O tüm partilerden de oluşan itiraz komisyonunu bizzat kuracağım. AK Parti kimin hakkını yediyse onu ispatlayan herkese hakkını iade edeceğiz. Şu dahil; burada siz belki söylemeye utanıyor, çekiniyorsunuz. ‘O kadarını… Yahu deprem ama…’ Şehrin en para eden yerinde evin vardı. Şimdi dağın başındasın. Bu evin metrekaresiyle o evin metrekaresi eşit olsa bile bu eşitlik değildir. Her eşitlik adil değildir. Burada çok değerli bir arsanın 8’de 1’i seninken orada çok daha değersiz bir arsanın 8’de 1’ini, hatta 16’da 1’ini sana veriyorsa, ‘Biz anlaştık’ olmaz. Buradan ilan ediyorum. Bir evin, amiyane deyimle şerefiye değeri dahil, kim ne mağduriyete uğradığını söylüyorsa, Cumhuriyet Halk Partisi’nin adalet getireceği iktidarında hak yerini bulacaktır. Size söz veriyorum.” 

“TÜM HÜKÜMETLERDEN DAHA FAZLA VERGİ TOPLADILAR”

“Ayrıca şunu söyleyeyim. Dün söyledim, Kahramanmaraş’tan bir ablam ‘Bunu her yerde anlat’ diye söyledi. Dedim ki ‘Merak etme, her yerde anlatacağım.’ Biz 6 Şubat gecesine mazeretsiz bir iktidarla yakalandık. Mazeretsiz. İki aylık iktidar değildiler, 21 aylık iktidar da değildiler. 21 yıllık iktidardılar. Niye mazeretleri yoktu? Geldikleri gün 99 depreminin üstüne gelmişlerdi. Toplumsal kabul, kamuoyu desteği depremle mücadele için tamdı. Acımız yeniydi, hepimiz de diyorduk ki ‘Büyük İstanbul depremi geliyor.’ Deprem uzmanları İstanbul’dan sonra dönüp burayı söylüyorlardı, bu fayı söylüyorlardı. Ve bizim İstanbul’u da büyükşehirleri de bu bölgeyi de depreme hazırlamamız gerektiğini biliyorduk. Mazeret yoktu, kamuoyu desteği tamdı, iki; kanuni altyapı tamdı. Ne diyoruz? ‘O ev 99’dan sonra yapıldı, ondan yıkılmadı’ diyoruz.

Yani depreme dayanıksız bir evin yıkılıp yeniden yapıldığında nasıl yapılması gerektiği ile ilgili mevzuat da tam ve hazırdı. Zaman? Allah 21 yıl izin vermiş. Zaman da çoktu. Para? Hele hele para. Cumhuriyet tarihi boyunca bütün hükümetlerin topladığından fazla, 3 trilyon dolar. Yalansa, Mehmet Şimşek çıksın söylesin. 3 trilyon, bakın 3 milyon dolar büyük paradır. 3 milyar dolar deli paradır. 3 trilyon dolar muazzam bir para. Bu kadar vergi topladılar. Yetmedi. 41 milyar dolar, tam olarak deprem vergisi topladılar. Yani kendilerinden önceki hükümet iki yıllığına deprem vergisi koymuştu. İktidara geldiler, gelirken deprem vergisini eleştiriyorlardı. O vergiyi 21 yıldır aldılar, bugün dahi alıyorlar. Adına ‘Özel İletişim Vergisi’ dediler. 41 milyar dolar.

Şöyle anlatayım. Sadece bugün 10 ilde yapılan ve yapılmakta olan bütün evler bitince lazım para, Bakanın hesabıyla, onların söylemesiyle 40 milyar dolar. Yani ÖİV diye hepimizden 21 yılda aldıkları eski adı deprem vergisi olan vergi, bu evlerin hepsine yetiyor zaten. Vallahi bu evleri size hakkınızı yemeden, bedava, karşılığında para istemeden bırak faiz, vereceklerse onlara ödediğimiz bütün ÖİV’ler helali hoş olsun. Sizin olsun. Ama o kadar ÖİV’yi topla, yetmez. Kendinden önce yapılmış KİT’leri sat, 65 milyar dolar daha topla. Yetmez. Çürük yapılara af çıkar, sekiz kere. Oradan 26 milyar dolar topla, yetmez. Halen daha bu evler paralı. Bir de beyefendinin dediği gibi görmeden ev satın alıyorsun. Bir de boş senede imza atıyorsun. Böyle ticaret nerede görülmüş? Bu Türk Ceza Kanunu’nda açık suç.

Bunu yapana ‘Tefecilik yapıyorsun’ denir. Kimse ödeyeceği parayı bilmeden borçlandırılamaz. Açık kanun hükmüdür. Kimse ödeyeceği parayı bilmeden borçlandırılamaz. Bugün sana anahtarı gösteriyor, ‘Alayım’ dediğinde veriyor mu? Önüne sözleşmeyi itiyor, .... boş. Faiz kısmı boş. Bakın faiz kısmındaki esas sorun da şu. Afet Kanunu’nda ‘Deprem konutundan faiz alınmaz’ der. Ama onu rezerv alanın dışında tutuyorlar. Rezerv alana yapılanlardan almaya niyetliler. Dükkanlardan almaya niyetliler. Tayyip Bey, şu anda herkes sevdiğinin yanında. Tayyip Bey daha önce ‘katil’ dediği, doların ucunu görünce sevdiği Suudi Arabistan’a gitmiş, orada prensin yanında. Ben de sevdiklerimin yanındayım, Hatay’dayım.

İnşallah Tayyip Bey’in Suudi Arabistan’daki kardeşçe temasları, diğer ülkelerdeki temasları biter de memleketimize kavuşur, tahmin ediyorum cuma günü burada. İlk söz, bütün basından talebimiz. Özgür Özel söylüyor, Özgür Özel öneriyor. Bir; hiçbirinden faiz alınmayacağını, iki; zaten insanların bu kadar evleri almış gitmiş, ‘Alınan deprem vergileri buna yetiyor’ diyor Özgür Bey deyin. Yetiyor. Bugüne kadar topladığın ÖİV borcu kapatıyormuş. Depremzededen deprem konutunun parasını almayacağını ilan et, almayacağını.”

“SİYASİ FIRSATÇILIK YAPIYOR”

“Hesap yapıyormuş. Şöyle hesap yapıyor. İki yıl ödemesiz, 20 yılda bitecek 18 yıl var ya. İktidardan da gidiyor ya. ‘Bunlar 16 yıl CHP’ye mi para ödesinler? Bir iskonto yapalım. Seçime doğru para da lazım. Efendim gelin verin 1,5 milyon - 800 bin. Tapuyu alın helalleşelim’ deyip, bir miktar para toplayıp bu para karşılığında tapu sözü verip veya tapu verip, buradan da kendine bir siyasi fırsatçılık yapacak. Vallahi şunu söyleyeyim. Sen geldin brandaları serdin. Gittin başka şehirlerde parayla panoyla algı operasyonu yaptın. Bu millet algıya, algı üzerinden yapılan hesaplara, gerçekte boş senede imza attırıp da sonra o senedi siyasi çıkar uğruna kırdırmaya asla ve asla izin vermeyecek. Artık siyaset panoyla, parayla, brandayla değil; samimiyetle böyle yürekten yapılacak, yürekten.”

“DEPREMDEN SONRA 71.5 MİLYAR LİRA İLAVE VERGİ TOPLADILAR”

“6 Şubat‘tan bugüne kadar, bakın bu millet öyle bir millet ki ‘Patik yolladı’ diyorlar ya. Ya da evlenmiş ve evlilikte takılan üç beş tane altını bozdurup yollayan fakir millet var ya, bu millet öyle insanlar ki Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni iki kere aldılar, gık demedi kimse. ÖTV’yi artırdılar, KDV’yi artırdılar, dünya kadar yurt dışına çıkış harcını artırdılar. Gerekçesi deprem olunca ne milletvekilleri bir şey dedik biz, ne millet öderken bir şey dedi. Toplamı 71,5 milyar lira da depremden beri ilave vergi topladılar. Yani depremden önce toplanan para da konuta yetiyor, depremden sonra toplanan da iki katı ile konutlara yetiyor. Bugüne kadar 455 bin tane konut yapılmış, parası depremden beri zaten hepimizden toplanmış. Sana evladının patiğini yollayan adam, bu konutun parasının hesabını mı yapar ya? Helali hoş olsun hepinize. Yeter ki düşsünler yakanızdan. Diğer yandan ısrarla söylüyorum. Deprem oldu, iki gün geçti, hiçbirimizin aklında seçim yok.

Zaten seçim olsa, gelip de oy bile kullanacağı şüpheli, çoğu kalkmış gitmiş bilmem ne. Gelip burada mı çalışır? Vallahi bütün muhalefet partileri de geldi, grubumuz aslanlar gibi geldi burada. Bir ay, 40 gün, 45 gün her biri buradaydı. Bahsettiğiniz her mahallede milletvekillerimiz vardı, belediye başkanlarımız vardı. Ve seçim ilk kimin aklına geldi? Tayyip Bey’in aklına geldi. Depremden iki gün sonra, üç gün sonra ‘Aman ha’ diyor. ‘Gelir buralarda bir şeyler söylerler. Sakın ha seçim var, başka partiye oy verirseniz onlar iktidara alışana kadar bir yıl geçer. Ben bir yıl içinde evlerinizi teslim edeceğim’ dedi. Dedi mi? Bir yılın sonunda geldik baktık. Yüzde 97,5’u yapılmamıştı evlerin. 100 kişiden 98 kişi dışarıdaydı. İki yıl sonra geldik. yüzde 70’i yapılmamıştı, yüzde 30’u yapılmıştı. Bugün geldik yüzde 70’i yapılmış, bununla övünüyor. Ya kardeşim sen ‘Bir yılda yapacağım’ diye oy istedin, üç yıl geçti.

Amcam diyor ki ‘Bizi tehdit etti. Oyu bize vermezsen hizmet etmem dedi’ diyor. Söyledim amca. A Haber bak akşam şöyle verebilirdin. ‘Depremzede konuşmak istedi, Özgür Özel konuşturmadı.’ Bak ne konuşacakmış. Diyor ki ‘Tayyip Erdoğan tehdit etti beni, oy vermezsen hizmet etmem dedi. Korktuk ondan oy verdik’ diyor. A Haber son dakika geç. Tayyip Bey sen beni beğenmiyorsun ya, ‘Gidiyor bütün Türkiye’yi geziyor, emeklileri bana kışkırtıyorlar’ diyor. Sen bana dua et. Amcam olsa senin canına okuyacak, canına. Şimdi bu boş senetçi Murat Kurum’a söylüyorum. Övünüyorsunuz ya, kasılıyorsunuz ya, ‘Sözü tuttuk’ diyorsunuz. Şu Hatay’da bir Prestij Caddesi’nde fotoğraf çektiriyorsunuz ya. Geldiniz branda siyasetini yaptınız, fotoğraf siyasetini yaptınız. ‘Arka sokaklar çamur’ dedi milletvekillerimiz. ‘Daha yan tarafı yıkıntı’ dedi. Ama Hatay Erdoğan’ın gelip de buradaki şovundan sonra ayağa kalktı. Ben de mayıs ayında, nisan sonunda yapacağım Hatay mitingini talep üzerine öne aldım, geldim. Geldim ve taşımayla değil, brandayla değil, devlet memurunu zorla değil; yağmurun dolunun altında Hatay sel oldu aktı. Ve size isyanını bütün Türkiye’ye duyurdu. Bütün Türkiye’ye.”

“EĞİTİM HALA KONTEYNER OKULLARDA”

“18 okul ikili öğretim yapıyor Hatay’da. Antakya’da 25’den fazla okul halen konteynerde eğitim veriyor. Geçici dedikleri sınıfları kalıcı hale getirdiler. Üçüncü yılın sonunda halen daha konteyner okullarda eğitim devam ediyor. Hastane, hekim, sağlık çalışanı sıkıntısı giderilebilmiş değil. Birinci kademe sağlık hizmetleri çökmüş. 196 aile sağlığı merkezinin 80’i halen daha konteynerde hizmet veriyor. 250 aile hekimi konteynerde hizmet veriyor. Randevu sıkıntısı büyük. Kanser hastaları tedavi için Adana’ya ve Mersin’e, Ankara’ya gitmek zorunda kalıyorlar. İnşaat kaynaklı hava kirliliği yüzünden solunum yolu hastalıkları tırmanmış durumda. Ve daha geçen hafta beş gün elektrik kesildi. 2-3 Şubat tarihlerinde geçen gün yeniden elektrik yoktu.

‘Olumsuz hava koşulları’ diyorlar ama şehre bir türlü düzenli elektrik vermeyi beceremiyorlar. Mücbir sebep uygulaması Van’da altı yıl sürmüşken, burada iki yıl dokuz ayda sona erdirildi. Defalarca da muhalefetin baskısı, mücadelesi, Hatay’daki sivil toplum örgütlerinin meslek kuruluşlarının Ankara’da kapı kapı gezmesi ile 2-3 kez uzatıldı. İki yıl dokuz ay sonunda bitti. Hatay’ın esnafından SGK istiyorlar. Hatay’ın esnafından daha konteynerde adam, geçen gün gittik. Konteynerde saat öğlen 15.10’da siftah yapmamıştı. Milletvekiline dedim ki ‘Torununa bir şeyler al. Bu esnaf önce siftah yapsın.’ Siftahsız esnaftan Bağ-Kur, SGK primi, vergi istiyorlar. Bütün Türkiye’de deftere tabi birinci sınıfa geçtiler, götürü usulü. ‘Bari burada yapmayın’ dedik.

Bütün Türkiye’de götürü usulü birinci sınıfa geçmesi yanlış. ‘Bari burada yapmayın’ dedik. Buradaki esnafın da gözünün yaşına bakmadılar. Öyle bir noktada ki 1 kilo buğday satıp 6 litre mazot alan çiftçi, 1 kilo buğday satıp 1 litre mazot alır duruma gelmiş. 1 kilo pamukla 2,5 litre mazot alan çiftçi, 2,5 kilo pamuk satıp 1 litre mazot alır hale gelmiş. Bu çiftçiden, zirai kredi kullanacak, ‘Borcu yoktur kağıdı’ isteniyor. Nasıl olsun? Zaten krediye muhtaç olmasa, her tarafa borçlu olmasa neden faizle paranın kapısında olsun?” 

“BOŞ SENETÇİ BAKAN ‘5 BİN LİRAYA EV VAR’ DİYOR”

“Öyle bir noktaya geldik ki bunların hepsi yaşanıyorken, rezerv alan bir dert, elektrik kesintileri bir dert, sokakların hali bir dert, hava kirliliği bir dert, sağlığa erişim bir dert, eğitim - öğretim bir dert, boş senede imza korkusu bir dert… Eve girecek, tadilata verilecek para son derece kalitesiz her tarafı akan evler yüzünden bir dert. Giriyorsun, aidat ödemek bir dert. Kiracıysan ev yok, kirada ev tutmak istediğinde 15-20 bin liradan aşağıya ev yok. Çıkmış ‘Boş Senetçi’ Murat Kurum diyor ki ‘Deprem bölgesinde 5 bin liraya oturacak evler var.’ Soruyorum Hataylıya, ‘5 bin liraya ev var mı?’ 10 bine, 15 bine? 15 bin liradan aşağıda Hatay’da ev yok. Diyor ki ‘5 bin liraya var.’ Sıkıştı mı at yalanı, dönsün saysınlar inananı.

Murat Kurum, 5 bin liraya ev ne Osmaniye’de çıktı, ne o gün Gaziantep’te. Dün Kahramanmaraş’ta yoktu, bugün Hatay’da yok. Diyor ki ‘5 bin liraya ev var.’ Geçilecek, oturulacak evler 20 bin lira. 15 bin liraya en kötü evi bulsan bir depozito, 3 aylık da peşin istiyorlar. 60 bin lirayı cebine koymadan bir eve geçmek mümkün değil. Kiracı evsizse evine eşya lazım, o da dünya para. Tüm bunlar varken geldiler burada devlet memurlarını zorla çağırarak, AK Parti üyelerini oradan - buradan toplayarak, bir kalabalık yapmaya çalışarak… Diyorum ya yıllardır sokağa çıkmıyor, yıllardır sıcak salonlarda. İnsanlara öyle şeyler anlattılar ki Hatay ayağa kalktı. Ben de geldim, yağmur altında on binlere bu sorunu anlattım. Hatay bizim mitingden ayağa kalktı ve doğru söylediğimizi tescil etti.”

“SOKAĞA ÇIKAMAZ HALE GELİR”

“Ondan sonra Hatay’ın milletvekilleri, aklı sıra biri hele… Genel Başkan Yardımcısı… Tayyip Erdoğan’a bir eleştiri söyle, o bize hakaret ediyor. Yani tipine baktığında beyefendi görüyorsun, ağzını açtığında küfür dışında bir şey işitmiyorsun. Tuttu, bizim mitingden sonra Hatay’ın sorunlarını görmeyen, beni doğru söylememekle itham eden bir laf etti. Ne oldu sonra? Hatay’da sokağa çıkamaz hale geldi. Kendi il başkanı, ‘Ya ne yapıyor bu?’ demiş. Kendi il yöneticileri, ‘Kardeşim Hatay'ın sorunları var. Çözeceğiz demek varken bunlara yalan deyince millet ayağa kalkıyor, bizi sokakta yürütmüyor’ diyor. Öbür taraftan bir anda öyle bir tepki aldı ki Hatay’dan, üç gün önce açıklama yapmış. Bana yazmış. Onu gören yok da bana yazmış.

Dönse baksa; 7 Şubat 2023 günü nasıl enkazın başındayım, 6 Şubat 2023 gece 12.00’de deprem bölgesindeyim. Bana diyor ki ‘Enkazda yoktunuz, Hatay’da yoktunuz. Biz şehri ayağa kaldırdık. siz yoktunuz.’ Esas onun olmadığını, altı ayda bir Hatay’a geldiğini herkes söylüyor. Öyle bir şey olmuş ki şimdi şöyle mesaj yazıyor; ‘Muhalefet haklı, biz ilk günden iktidarı ile muhalefeti ile tek yürek olduk’ diyor. ‘Evet, rezerv alan sorunu olabilir. Şu da vardır, bu da vardır. Şikayetler haklıdır’ diyerek ilk kez hakkaniyet zemininde bir şeyler yazmış.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
TÜRKİYE GÜNDEMİ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER