Prof. Dr. Ümit Özdağ, “Antalya’da gerçekleştirdiğimiz ziyaret çerçevesinde Kepez İlçe Başkanlığımızın hem açılışını gerçekleştireceğiz hem de arkadaşlarımızla gündemi değerlendireceğiz. Tabi Türk siyasetinin gündemi olağanüstü çalkantılı. Bir taraftan yaşanan fon sahtekârlığının boyutları dalga dalga ortaya çıkmaya devam ediyor. Hâlâ buzdağının suyun üstündeki bölümünü gördüğümüzü düşünüyoruz ve gerçek büyüklük suyun altında panik içerisinde varlığını sürdürmeye çalışıyor. Öte yandan bu fon sahtekârlığıyla ilgili hukuki süreci de yakından izliyor Türk toplumu ve biz de Zafer Partisi olarak yapılan açıklamaları yakından takip ediyoruz ve edeceğiz.
Ayrıca Abdullah Öcalan ve PKK terör örgütüyle başlatılan süreç de Türkiye’nin gündemini işgal etmeye devam ediyor. Son günlerde bu konu kamuoyunun ve basının yoğun şekilde gündeminde olmamasına rağmen Zafer Partisi olarak biz, bir taraftan yaşanan ekonomik buhranı, öte yandan fon sahtekârlığını nasıl yakından izliyorsak PKK ve Öcalan’la ilgili gelişmeleri de öyle izliyoruz ve hükümetin ‘Terörle mücadele etmezsek kan dökülmez, çocuklarımızın kanı akmaz’ derken diğer taraftan İsrail’le savaşan Husilere karşı Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğünü sağlamak için Türk askerini Suudi Arabistan’a yollama çalışmalarını da yakından ve ibretle izliyoruz. Suudi Arabistan’da hâlâ turistlere Türk askerini taşıyan trenlerin nasıl basıldığı ve Türk askerlerinin nasıl şehit edildiği turistik gösteri olarak sunuluyor. Fahrettin Paşa’nın nasıl ihanete uğradığı hâlâ Türk milletinin zihninde ve vicdanında iken Türkiye’de şehit vermeyelim, terörle mücadele etmeyelim, terörle uzlaşalım deyip Husilere karşı Suudi Arabistan’ın yanında yer almak Türk milletinin kabul edeceği bir husus değildir. Nasıl Pakistan halkı kabul etmiyor ise Türk halkı da Mehmetçiğin Suudi Arabistan’a yollanmasını kabul etmeyecektir.
Öte yandan Türk milletine PKK silah bıraktığı masalı anlatılmakla birlikte PKK’nın silah bırakmadığını gayet iyi biliyoruz. PKK’nın Suriye’deki kadrolarının bir bölümü ve Irak’taki terörist unsurlar hâlen İran’a sevk ediliyorlar. 1991’de PKK’ya katılan ve KCK üyesi olan Bawer Kod, Süleyman Şahin İran’da PKK’nın başına getirildi ve Sincar’daki PKK’lılar da İran’a geçmiş durumdalar. Hedef, İran’ın batı ve doğu uçlarında PKK ve Beluciler üzerinden İran rejimine karşı bir çatışma, terör süreci başlatmak. Ve bu konu Türk milletinin gözünden uzak tutulmaya çalışılıyor, basında yer almıyor. Keza bazı PKK’lı terörist unsurların son günlerde üç ilimizin, sınır ilimizin içinde görülmeye başladığına dair duyumlar alıyoruz. Hani terör tamamen sona ermişti, PKK silah bırakmıştı? Böyle bir şey asla söz konusu değil. PKK silah bırakmadı. YPG silah bırakmadı. Bu gerçeği Türk devletinin yetkili organları da zaten hükümetle yaptıkları toplantılarda, basına sızıyor bunlar, görüyoruz.
Keza artık Öcalan’ın bir mahkûm olmadığı ve bir komisyon üyesi olarak İmralı’da kendisine tahsis edilen villada hayatını sürdürdüğü anlaşılıyor. Bir kişi aynı zamanda hem komisyon üyesi hem mahkûm olamaz. Buna her şey engel. Demek ki artık Öcalan mahkûm değil. Öcalan artık komisyon üyesi. Ve bu komisyon üyesi Abdullah Öcalan’ın vermiş olduğu talimatla güvenlik güçlerimiz tarafından teslim olmayı reddettikleri için çatışmalarda öldürülen PKK’lıların ailelerine PKK jargonunda ‘değer ailesi’ deniliyor. Öcalan şimdi bu değer ailesi, tırnak içinde, mensuplarının DEM Parti’ye alınması ve gelecek seçimlerde milletvekili ve belediye başkan adayı gösterilmesi için talimat vermiş. Keza biliyoruz ki bu ailelere mensup olan kişilerin DEM’li belediyelerde görev aldıklarını, şimdi başka yerlerde de görev almaları talebini DEM’in gündeme getirdiğini duyuyoruz. Aklınızdan bile geçirmeyin, buna izin vermeyin.
Yine PKK’lıların hadlerini aşarak Türk İHA’larının yurt içinde uçmasını istemiyorlarmış. Çok güldük. Yine korucuların lağvedilmesini, korucuların silahlarını teslim etmesini istiyorlarmış. Çok güldük. Korucular kanlarıyla, canlarıyla, aileleriyle, mallarıyla Türk milletinin ve Türk devletinin yanında yıllarca PKK terör örgütüne karşı mücadele ettiler. Onlar Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu evlatlarıdır. PKK’nın ve DEM’in açık kapalı taciz ve saldırılarına muhatap kılınmamalıdırlar ve PKK terör örgütünün karşısında asla savunmasız bırakılmamalıdırlar. Birinci açılım döneminde yiğit birçok korucu kardeşimizin nasıl tabanca taşıyamadıkları için kent merkezlerinde PKK’lı teröristler tarafından haince şehit edildiğini unutmadık. Şimdi şaşkınlıkla duyduğumuz bir başka konu, Türk güvenlik güçleriyle girmiş oldukları çatışmalarda öldürülen PKK’lıların bulundukları yerlerde PKK mezarlıkları oluşturulmasını ve bunlara şehitlik denilmesini talep ediyormuş. Bu Türk milletine ve Türk devletine yapılabilecek en büyük hakarettir. Böyle bir şeyin kabul edilmesi söz konusu bile olmaz.
Değerli basın mensupları, bakın DEM Eş Başkanı Sezai Temelli şöyle söylemişti: ‘Bugün Türkiye’nin en bereketli toprakları burası. Buralar vaat edilmiş topraklar. Musa bütün ömrünü bu toprakları arayarak geçirdi. Geldiler bu toprakları da kuruttular.’ Kim geldi? Vaat edilmiş, tırnak içinde, toprakları kuruttu? Türk milleti. Türk devleti. AK Parti. Kim geldi kuruttu Sezai? Şimdi bu açık, halkı kin ve düşmanlığa, Türk milletine karşı teşvik eden, kışkırtan bu açıklamaya soruşturma açılmıyor. Zafer Partisi Düzce İl Başkanı, ‘Evlatlarımızın katillerine af yok, terörle müzakere edilmez, mücadele edilir’ pankartı astığı için hakkında halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmaktan soruşturma başlatılıyor. Bu nasıl bir Türkiye’dir? Bu nasıl bir durumdur? Nasıl izah edilir? Tekrar ediyorum, Zafer Partisi’nin bütün il binalarına bu pankartı astık. Biz evlat katillerini affetmeyeceğiz. Siz affedebilirsiniz. Meclis’ten 470 milletvekilinin oyuyla da af çıkartabilirsiniz. Biz affetmeyeceğiz bunları. Teröristleri de affetmeyeceğiz, terör yandaşlarını da affetmeyeceğiz, teröre destek olan içerideki ve dışarıdaki hiçbir unsuru affetmeyeceğiz.”








Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir