Mitinge saatler kala CHP Adalar Gençlik Kolları Başkanı Ramazan Yıldız gözaltına alınmış ve Yıldız'ın adadan alınarak Vatan Emniyet'e götürüldüğü öğrenilmişti.
Yurttaşlar söz konusu miting için alanda toplanırken, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, tutuklu cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’nun mesajını aktardı:
“Kıymetli Adalılar, benim canım hemşerilerim… Saygıdeğer hanımefendiler, sevgili beyefendiler, mert ve yürekli gençler, güler yüzlü çocuklar… Her birinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum, özlemle kucaklıyorum. 19 Mart’tan bu yana adalet ve demokrasiyi savunduğunuz, için her birinize dostlukla teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Adalar’ı, bir Adalı olarak sizlerle birlikte yöneten, Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkçı ve icraatçı uygulamalarının en güzel örneklerini hayata geçirmek için canla başla çalışan Ali Ercan Akpolat Başkanıma teşekkürlerimi sunuyorum. Saygıdeğer Genel Başkanım Özgür Özel liderliğinde, büyük bir kararlılık ve inançla iktidara yürüyoruz. İktidar yürüyüşümüze güç katanlarla yürümek, bizi ne kadar başarılı kılacaksa ve ne kadar kıymetliyse, kararlı mücadelemize zarar vermesi muhtemel, siyasi ahlaktan nasibini almamış kişilerden kurtulmak da mücadelemiz için bir o kadar kıymetlidir. Genel başkanımızın liderliğinde partimizin kararlı iktidar yürüyüşü devam edecek ve mutlaka başarıya ulaşacaktır.”
“AİLEYLE TEHDİT NAMERTLİKTİR, ADALETİ KİRLETMEKTİR; BUNA DERHAL SON VERİN”
“Sevgili hemşerilerim; 2019’dan bugüne Adalar için çok çalıştık, çalışmaya da devam ediyoruz. Bunu en iyi, bu güzel meydanda toplanan sizler biliyorsunuz. Çok büyük altyapı yatırımları gerçekleştirdik. Meydanları, yeşil alanları, parkları yenileyip düzenledik. Taş Mektep’i restore ederek, vatandaşın hizmetine sunduk. Pendik-Tuzla ve Maltepe ile Adalar arasında yeni deniz hatlarımızı açtık. Toplu taşıma hizmetlerine hız verdik, 250 İETT aracını hizmete sunduk. Paşabahçe Vapuru’nu restore ettik. İş arayanlarla işverenleri buluşturmak için Bölgesel İstihdam Ofisimizi açtık. Milletin parasını millete verme anlayışıyla, hizmette sınır tanımadan çalışırken kendimizi demokrasi tarihimizin en büyük, en kirli siyasi operasyonunun içinde bulduk. 11 aydır, hukuka, ahlak ve vicdana sığmayacak ölçüde büyük bir kötülüğe karşı mücadele ediyoruz. Kendisini sandıkta yenecek rakibini kumpas dosyalarıyla, iftira ve şantajla, delilsiz, uydurma iddialarla hapse attıran bir kötü akıl, şimdi de bitmeyen bir kin ve öfkeyle ailelere saldırıyor. En yakınlarımıza zulmederek, bizleri ailelerimizle tehdit ediyor, diz çöktürmeye uğraşıyorlar. Aileyle tehdit, hukuksuzluğun ve vicdansızlığın son noktasıdır. Aileyle tehdit; insanlık suçudur, zulümdür, işkencedir. Aileyle tehdit; namertliktir, adaleti kirletmektir. Buna derhal son verin.”
“ADALET BAKANLIĞI’NA YAPILAN ATAMANIN MANASI…”
“Seçimi kaybedeceğini anlayınca zalimleşen, kutsallara saldıran, ailelere eziyet ederek koltuğunu koruyabileceğini zanneden zihniyete bir sözümüz var: Yenileceksiniz. Tertemiz ahlakımıza, güler yüzümüze, sabrımıza, cesaretimize yenileceksiniz. Milletimizin sağduyusuna, vicdanına yenileceksiniz. Milletimizin yargıya olan güveninin yüzde 20’lerin altına düştüğü bugünlerde adalete inancı sıfırlamak, yerle bir etmek için bir hamle daha yapılmıştır. Adalet Bakanlığı’na yapılan atamanın manası budur. Aynı zamanda, bizlere karşı yürütülen soruşturma ve davaların tamamen siyasi bir maksat taşıdığı, en tepeden kurgulandığı açıkça itiraf edilmiş ve tasdiklenmiştir. Dün vahimdi, bundan sonrası daha da vahimdir. Çünkü, adalet yoksa hak ve hürriyet yoktur, bereket yoktur. Adaletsizlik ekonomiyi bitirmiş, ülkemizi bir uçurumun eşiğine getirmiştir. Her şeye rağmen, mücadelemiz ve kararlılığımız daha yüksek bir şekilde devam edecektir.”
“ÖYLE DE YENİLECEKLER, BÖYLE DE YENİLECEKLER”
“Vicdanı yok sayan, ahlakı ayaklar altına alan, adaleti susturan, hukuku siyasi aparata çeviren bu kötü akıl kaybetmeye mahkumdur. Daha önce İstanbul’da 4 kez nasıl yenildilerse, yine öyle yenilecekler. Öyle de yenilecekler, böyle de yenilecekler. Milletimiz ‘bitti’ diyene kadar, bu büyük adalet ve haysiyet mücadelesi sürecek. Onlar, yargıdan ellerini çekecek ve sandıkta kaybetmeyi içlerine sindirmeyi öğrenecek. Onlar kaybedecek, Türkiye’nin 86 milyon onurlu yurttaşı kazanacak. Onlar kaybedecek, hukuk ve demokrasi kazanacak. Türkiye adaletin ve hürriyetin, refahın ve bereketin ülkesi olacak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in konuşmalarından satır başları şu şekilde:
“Bu güzel ilçe dört dönemdir partimizin belediye başkanları tarafından yönetiliyor. Sizlere layık olmaya çalışıyoruz. Benim Adalar’la ve Ercan Akpolat’la ayrı bir hukukum var. Geçtiğimiz dönemlerde Adalar’da çalışmaya geldiğimde hep bana ‘Ada’da oturan, Adalı olan, Ada’yı bilen, Ada’da yüzen, Ada’da koşan, Ada’nın havasını soluyan belediye başkanı istiyoruz’ diyorlardı. Ben de hep diyordum ki ‘O gün gelsin, dilim döndüğünce ve elim erdiğince sizin için bu talebi dile getireceğim.’ O gün geldi, bir baktık Genel Başkan’ız. Öyle olunca İlçe Başkanımız olan, yıllardır Ada’da büyüyen, Ada’da koşan, Ada’da yüzen ve sizinle bu havayı soluyan, buranın sorunlarının çözümü için de fırsat kollayan, her seferinde onun için çabalayan Ercan Akpolat’ı hiç düşünmeden aday gösterdik. Sizler de yüzde 56’lık rekor oyla seçtiniz. Hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Ercan Başkan sizin güveninizi boşa çıkarmadı. Benim güvenimi de boşa çıkarmıyor. Hem İstanbul’un neresinde bir Cumhuriyet Halk Partili bulunması gerekiyorsa ama seçtiklerimize, yol arkadaşlarına sahip çıkarken Çağlayan’da, Silivri’de; parti saldırı altındayken baba evinin önünde ya da gece mitinglerinde, Ercan Başkan her yerde. Gün boyunca da Ercan Başkan neredeyse uyumadan, tam zamanlı bir mesai ile emeğini buralara veriyor. Buranın imkanları kıt ve zorlukları var. Bütçe zorlukları var. Hizmetle ilgili zorlukları var. Ama hem Ercan Başkan’ın, hem de Ekrem Başkan’ın burada Ada’ya sahip çıkmakla ilgili önemli bir iradeleri var. Öyle olunca örneğin bakıyorum ‘Neler oluyor Ada’da?’ diye. Ağzımızdan çıktı, örnek gösterdik. Adalar’daki biri hariç tüm okullarımıza ücretsiz su sebillerini koydu. Yani artık zenginin çocuğunun teneffüste koşup kana kana iyi su içtiği, yoksulun çocuğunun tuvalet çeşmesine ağzını dayadığı dönem bitti. Cumhuriyet Halk Partisi var. Ercan Başkan var. Hiç olmazsa okul suyunda eşitlik var. Öğrenciler için ücretsiz okul servisi var. Pazara gidenler için ücretsiz pazar servisi var. Adalılar için ücretsiz plaj var. Adalının malı, Adalar’ın varlığı artık Adalıya parayla değil. Sahillerde kaldırılan işgallerle halkın kullanımına açılan alanlar var. İBB Halk Ekmek yıllar sonra artık Ada’da da var. Meclis toplantıları her ay farklı bir Ada’da yapılıyor. Toplantının sonunda mikrofon sözün gerçek sahibine, Adalılara veriliyor. Onlar dinleniyor, onlarla birlikte yönetiliyor. Sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi açıldı. Belediyeye ait tekne, 112’nin sevk etmediği hastalar için, acillik durumunu onlar değerlendiriyor ve sevk desteği veriyor. Tedavisi bitenlerin Ada’ya geri gelmesi için gerekli hizmeti veriyor. Önümüzdeki dönem o da çalışıyor, biz de çalışıyoruz. İnşallah ileride ama bu dönem bitmeden Ada’daki acil hastanın sevki için de bir helikopter hizmetini hayata geçirmek istiyoruz.”
“ATATÜRK SEVGİSİNDE BİRLEŞEN ADALAR İTTİFAKI’NA TEŞEKKÜR EDİYORUM”
“Ekrem Başkan’ın desteğiyle benim de çok istediğim Adalar’a yakışır bir belediye hizmet binasının inşaatı hızla sürüyor. Bir yandan burada buranın imkanlarıyla çalışılırken, bir yandan da İstanbul Büyükşehir’in 273 haneye sosyal destek amaçlı nakit desteği sürüyor. 234 haneye İstanbul Kart düzenli nakit desteği sağlıyor. 140 anneye Anne Kart hizmeti veriyor. 333 öğrencimize eğitim desteği veriyoruz. Genç Üniversiteli bursundan 158 Adalı öğrenci yararlanıyor. Adalar’da 297 milyon liralık altyapı yatırımı yaptı İstanbul Büyükşehir Belediyesi. 2 kilometre atıksu, 15 kilometre içme suyu hattı döşendi. 250 İETT aracı ile Büyükada ve Heybeliada’da garajlar kuruldu. Pendik - Tuzla - Adalar ve Maltepe - Adalar deniz hatları açıldı. BELTUR tesisleri açıldı. Plajlar kamusal alan oldu. Taş Mektep, çok sayıda park restore edildi. Bunların hepsi hem Ekrem Başkanımızın, hem de Ercan Başkanımızın el ele, omuz omuza Ada’ya verdikleri sözü tuttukları için oluyor. Her ikisine de teşekkür ediyoruz. Tabii Ekrem Başkan’ın yokluğunda Nuri Arslan ve Adalar Belediyemizin en büyük destekçisi olarak Adalar ilçe örgütümüze ve burada görünüşü ne olursa olsun Adalar İttifakı’nda olan, yani demokrat olan, birlikten ve beraberlikten yana olan, şanlı bayrağımız ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk sevgisinde birleşen tüm Adalar İttifakı’na yürekten teşekkür ediyorum. Kürt ile Türk’ün, Alevi ile Sünni’nin birlikte yaşadığı, her dinden insanın birbirine saygı göstererek var olduğu İstanbul’un en misafirperver ve Türkiye’nin en yüce gönüllü insanlarını bir araya getiren bu güzel coğrafyaya ve bu güzel insanlara yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.”
“BU KÖTÜLÜĞÜ BOZGUNA UĞRAMIŞ İŞGAL ORDUSU YAPMAZ”
“Tabii bir yandan yapılanlar gündem, bunlar konuşulsun ve duyulsun istiyoruz. Bir yandan da Türkiye’de satılanlar gündem. Geçtiğimiz günlerde Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcümüz Veli Ağbaba’nın gündeme getirdiği bir husus vardı. Sordu, yanıt alamadı. Sordu, sıkıştırdı, kaçamak cevaplar aldı. Sonra Bloomberg bunu haber yaptı, kaynağına ulaştı, İngiliz firmalardan bahsettiği. Yine yalanlanmadı. Şimdi yavaş yavaş doğrulanıyor. Öyle bir noktaya geliyoruz ki en önemli varlıklarımızdan bir tanesi yani birinci köprü ve ikinci köprü ile yedi tane otoyolu satmaya kalkıyorlar. Hem de nasıl satmak… Bu ‘Satacağız’ dediklerinin yıllık geliri 600 milyon dolar. Yüzde 98 kar. Yüzde 2 sadece bakım ve onarım masrafı. 600 milyon dolarlık yerin, sadece 3 milyar doları hemen almak için 25 yıllık gelirini bırakıyorlar. Öyle bir iş ki bakın zaten birinci yılı normal alacaksın. İkinci yılı gelecek sene alacaksın. İktidarın bitecek. İki yıl ve iktidarın bitecek. Sonraki üç yılın parasıyla CHP iktidarında kazanılacak parayı peşin vermek karşılığında, yani şunu söylemek istiyorum; köprüleri özelleştirmese bu senenin ve gelecek senenin parası zaten bu hükümette. ‘Onun üstüne üç yıllık parayı daha veren olursa’ diyor, beş yıllık para 3 milyar dolar. ‘Varsın, 25 yıl bu gelirler başkasının olsun’ diyor AK Parti. Bu kadar büyük kötülüğü, bozguna uğramış işgal ordusu yapmaz bir memlekete. Kaçarken yapmaz, giderken yapmaz. Bir memleketin altın yumurtlayan tavuğu, iki yumurta evvel almak için ellere satılmaz. Yapılan belli. Bunca yılın sonunda ekonomi çöktü. Seçim ekonomisine para lazım. 3 milyar dolar gibi bir kaynak için memleketin 25 yıllık muhteşem bir gelirini peşkeş çekmeye kalkıyorlar. Buradan canlı yayında hatırlatıyorum. Erdoğan, bunları 2012 yılında da satmaya kalkmıştı. Büyük itirazlar olmuştu. O köprülere ve otoyollara 5,7 milyar dolar teklif edilmişti. Erdoğan ‘7 milyar dolardan aşağıya olursa satmak vatan hainliği’ demişti. Şimdi 7 milyar dolardan aşağı satmaya ‘vatan hainliği’ dediği yerde 3 milyar dolara köprüleri vermeye kalkıyor. Vatan hainliğini ikiye katlıyor.”
“KÖPRÜDEN 300 LİRAYA GEÇMEK İSTEMİYORSANIZ KARŞI ÇIKIN”
“Olacağı söyleyeyim. Önce şunu söyleyeyim. Onlar satmakta kararlı olabilir, biz de bu konuyu vatandaşa anlatmakta, yapılan ihanetin boyutlarına anlatmakta asla geri durmayacağız. Önümüzdeki günlerde şunu söyleyelim… Bugün bir çalışma geldi. Vatandaşın farkındalığı. Köprülerin ve otoyolların satılacağından haberdar olanların oranı sadece yüzde 40. Milletin yüzde 60’ı bilmiyor. Ama yüzde 40’ın yüzde 90’ı karşı. Onun için bunu bütün örgütümüze ve İstanbul’u seven, Türkiye’yi seven her birinize emanet ediyorum. Bunu duyan kalmasın. Duyduk, duymadık demeyin; Erdoğan geleceğimizi satıyor. Engelleyin, engelleyin. Bunun için İstanbul örgütümüz herkese duyurana kadar etkili bir kampanya yapacak. Sadece İstanbul’da değil, 81 ide bu kampanyayı yapacağız, millete başına gelmekte olanı göstereceğiz. Öncelikle şunu söyleyeyim. İzmir - Çeşme Otobanı 103 kilometre. Geçiş ücreti 53 lira. Bu rahmetli Özal’ın, Semra Hanım’a ‘Haydi Semra bir kaset koy da keyfimize bulalım’ diyerek açtığı devletin parasıyla yapılan otoyol 103 kilometre. Bugün 53 lira. Ama Erdoğan’ın açılışını yaptığı, Ulaştırma Bakanı’yla makam aracını kullanıp poz kestiği otoyolun İzmir’den Akhisar’a kadar 100 kilometrelik kısmı şu anda 365 lira. Bir tarafta 53 lira, bir tarafta 365 lira. Bu şartnameyle, hazırlandıkları çok kötülükle, bunu sattıklarında İzmir - Çeşme Otobanı aynen 365 lira. Yani her birisine altı - yedi kat zam gelecek. Buradan söylüyorum, 59 liraya geçilmekte olan Boğaz Köprüsü’nden 300 liraya geçmek istemiyorsanız karşı çıkın. Bu arada rahmetli Demirel’in yaptığı köprü 59 lira, rahmetli Özal’ın yaptığı köprü 59 lira, Tayyip Erdoğan’ın yaptığı köprü 995 lira. Geçiş ücreti. Bunları söylemek boynumuzun borcu.”
“EMEKLİDEN, MEMURDAN YÜZDE 4 ÇALDILAR”
“Bir diğer yandan büyük bir mücadele verdik, vermeye de devam edeceğiz. Ama hep birlikte takip ediyoruz. Şu anda en düşük emekli maaşı 20 bin lira, asgari ücret 28 bin lira ve çiftçilerin Türkiye’deki ortalama geliri 19 bin 700 lira. Bugün açlık sınırı 31 bin lira, yoksulluk sınırı 102 bin lira. Yani beş emekli bir araya gelse birisini yoksulluktan kurtaramıyor. Beş emekli birleşiyor, yoksulluk sınırının üstüne çıkamıyor. İlk kez asgari ücret ilan edildiği gün açlık sınırının altındaydı, bugün açlık sınırının 3 bin lira altına düştü. Öyle bir düzenle karşı karşıyayız ki TÜİK’e göre enflasyon yıllık yüzde 30,65 oldu. Aralık ayında zamları durdurdular. Ölçümü gizlediler. Etikete başka tarafından baktılar. Enflasyonu çok düşük çıkardılar. Ne oldu? Emekliye verilecek maaştan yüzde 4 çaldılar. Ne oldu? Devlet memurların cebinden yüzde 4 çaldılar. Ocak gelince zamları yaptılar. Fiyata baktılar, TÜİK’e göre bile Ocak ayı enflasyonu yüzde 4,8 oldu. Ne demek yüzde 4,8? Bakın yüzde 4,8, 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Buradan, Adalar’dan bütün Türkiye’ye sesleniyorum. Dünya enflasyonu yenilendi. Dünyada enflasyon diye bir dert kalmadı. Millet yüzde 2 enflasyonu dert ediyor, bizde yüzde 4,8 aylık. Dünyada 100 ülkenin enflasyonu yıllık yüzde 4,8’in altında. Avrupa Birliği’nin enflasyon ortalaması yüzde 2. O yüzden size diyorlar ya ‘Enflasyon dünyanın sorunu.’ Vallahi yalan. ‘Hayat pahalılığı her yerde var.’ Kuyruklu yalan. Avrupa’da enflasyon birincisiyiz. Dünyada gıda enflasyonunda üçüncü sıradayız. Savaşan ülkelerden, işgal altındaki ülkelerden, savaşın ve yıkımın ardından perişan olmuş ülkelerden daha yüksek enflasyonumuz var. İsrail’den - Filistin‘den, Ukrayna’dan - Rusya’da yüksek enflasyonumuz var. Onun için Türkiye kötü yönetilmektedir. Türkiye’de beceriksiz, basiretsiz, enerjisi kalmamış, yönetme yeteneği bitmiş bir iktidar vardır.”
“BİR SEÇİM KAYBEDİP MIZIKÇILIĞA BAŞLADILAR”
“İşte 31 Mart’tan nasıl dinamik kadrolarımızla, genç kadrolarımızla, liyakatli kadrolarımızla, kadınlarla gençlerle karşınıza çıkıp siz yetkiyi verip de bir yılın sonunda bütün Türkiye’de yüzde 60 memnuniyet oranına eriştiysek, bu yürüyüşümüzün iktidar yürüyüşü olduğunu gören, bizi yenmeye gücü yetmeyen, kendi kadın kollarına güvenmeyen… Buradan ilan ediyorum; Tayyip Erdoğan AK Parti Adalar Kadın Kolları’na güvenmemektedir. Tayyip Erdoğan, AK Parti Adalar Gençlik Kollarına, AK Gençlik dedikleri gençlik kollarına güvenmemektedir. Adalar ilçe başkanına, Adalar yönetimine güvenmemektedir. O iktidarda kalabilmek için sadece ve sadece yargı kollarına güvenmektedir. Yargı kollarına güvenmek darbeciliktir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Bak, biz girdiğimiz ilk seçimi kazandık. Sen de ilk kez bir yenilgi aldın. Biz kaybettiğimiz 47 yıl boyunca millete bir şey demedik. Darbeye kalkışmadık. Ama bir seçim kaybettiniz, mızıkçılığa başladınız. Şimdi de çıkmış Cumhuriyet Halk Partisi’ne her yönüyle saldırıp seçimi hukuk darbesiyle kazanmaya çalışıyorsunuz. Ben şunu söyleyeyim. İstanbul’daki yalanlarla, parayla, panoyla, Hatay’daki brandayla değil; örgütle ve yürekle siyaset olur. Yürekle siyaset olur. Buradan Erdoğan’a bugüne kadar İstanbul’un 37 ilçesinden seslendim. 87 eylemde İstanbul’da ve Anadolu’da seslendim. Bir kez daha sesleniyorum. Korkma, cesaretin varsa çık karşımıza. İstersen ister damadın ister bakanın, ister evladın. Bizim adayımız belli, Ekrem İmamoğlu. Çık karşımıza, yarışalım. Çık karşımıza, yarışalım. Şöyle yapalım. Dilek Hanım bir ses versin. ‘Cumhurbaşkanı İmamoğlu.’”
“EKREM BAŞKAN EN ÇOK DA GENÇLERİ VE KADINLARI DÜŞÜNÜYOR”
“Şu kadarını söylemek isterim, birazdan yakıcı gündemle ilgili, yoğun gündemle ilgili bir-iki şey söyleyeceğim. Ama bugün Silivri’ye gittim, sahip çıktığınız Cumhurbaşkanınızı gördüm. Onunla bütün konuları değerlendirdik ve şu kadarını söyleyeyim. Ne kadar zulüm görsek de ne kadar baskı görsek de ona en zor gelen, ailesiyle, evlatlarıyla, akrabalarla uğraşılsa da karşımda Türkiye’nin yarınlarını düşünen, bu milletin emeklisini, işçisini, çiftçisi düşünen, esnafını, iş insanını düşünen, bu ülkenin en çok da gençlerini ve kadınlarını düşünen ve iktidara dimdik yürüyen birisini gördüm. Şu arkada bana ışıkla bir hatırlatma yapanlar vardı. Göreyim o ışıkları. Göreyim. Şimdi biz 46 derece sıcakta, eksi dört derece soğukta, doluda, yağmurda, her yerde yaptık bunu. Ama herhalde Marmara’nın ortasında bu güzel adada, bu güzel insanlarla yiğidimize, aslanımıza, bir de buradan hele bir de varsa drone, var mıdır? Haydi bakalım drone bir yiğidim aslanım söylüyoruz. Bugün tahliye olsa da diğer davadan tutuklu Resul Emrah Şahan, o dinliyor. İnşallah Ebru kardeşimiz evinden dinliyor. Mehmet Ali Çalışkan aylar sonra evinden, annesinin yanından dinliyor. Ekrem Başkan’a ve suçsuz yere yatan tüm yiğitlere, tüm aslanlara gelsin. Çok yerde söyledik, çok coşkulu duydum, çok iyisini duydum. Ama herhalde bu kadar etkili bir kadın vokali ilk kez Adalar’da duydum. Adalar’daki bu muhteşem koroya teşekkür ediyoruz.”
“BUNLAR DEMOKRASİ FİKRİNİN İNSANLARI…”
“Biraz önce söyledim. Ne zaman birinci parti olduk, birileri de ikinci parti oldu, seçim kaybetti. Gerçek yüzünü gösterdiler. Hepimiz biliyoruz ki bir siyasi hareketin, partinin, siyasi kimliğin ne kadar demokrat olduğu kazandığı akşam belli olmaz. Kazandığı akşam herkes demokrat olur. Halkı över, milli irade der, en güzelini söyler. Kaybettiğinde ne yaptığına bakacaksın. Kaybettiğinde ne yaptığına. Adalar deyince hem rahmetli Altan Öymen’i anmak isterim, hemşeriniz, Adalar’ın güzel insanı. Hem de onun anılarından, kitaplarından okuduk. İsmet Paşa’yı, İnönü ailesini, hemşerinizi anmak isterim. İsmet Paşa ya, İsmet Paşa. Garp Cephesi Kumandanı. İşgal altındaki Anadolu’yu düşmandan kurtaran kumandan. Sonra Atatürk’ün yanında Başbakan. Atatürk’ün vefatından sonra Cumhurbaşkanı, reisi cumhur. Hem ordunun komutanı hem devletin başı. Öyle gitse gider, gider gider. Ne sandık isteyen var, ne başka bir şey diyen. Ama Atatürk’ten kalan ve İsmet Paşa’nın inandığı bir ideal var. Bunlar demokrasi fikrinin insanları. Bunlar halkın iradesinin, halkın seçtiğinin yönetmesinin insanları. Atatürk’e savaştan sonra soruyorlar, ‘Dolmabahçe’de padişahlığa devam mı? İngiliz tipi krallık mı? Amerikan tipi başkanlık mı?’ Diyor ki ‘Bir Meclis var Ankara’da. Millet Meclis’i seçer, ne görev verirse onu yaparız.’ İşte bu fikrin insanı, takipçisi İsmet Paşa elinden geleni yapıyor çok partili rejim için. Ve Demokrat Parti kuruluyor ve girdiği ilk ciddi seçimde, 46’dan sonra eşit şartlarda, içine sinen, seçim hukukuna güvendiği, İsmet Paşa’nın garantisiyle iktidarın, muhalefetin anlaştığı, hakim gözetiminde seçimde 14 Mayıs 1950 günü İsmet Paşa seçimleri kaybediyor. Diyorlar ki ‘Herhalde bunlara seçimi vermeyeceksin. Yönetimi bırakmayacaksın.’ Daha resmi sonuçların ilanına belki 10 gün var. O gece yolluyor, ‘Paşa devir teslime hazırdır’ diye. Oğlu Erdal‘a mektup yazıyor, Amerika’da tahsil gören Erdal’a. ‘Oğlum seçimleri kaybettik. Bu şüphesiz benim hayatımın en büyük yenilgisidir. Ama kurmak istediğimiz cemiyet düzeni için en büyük kazanımdır. Artık ülkede demokrasi vardır’ diyor.”
“HİÇ UTANIP, SIKILMADAN ADALET BAKANLIĞINA ATADI”
“Seçim kaybetmek böyle olursa sen kaybedersin ama ülke kaybetmez. Ama Tayyip Erdoğan gibi kendini yenilmez sanan, her seçimde geçmişini aklayan, kendince gelecekle ilgili de her imkanı denetimsiz ele aldığını sanan biri ilk kez seçim kaybedince ne yapacağını şaşırdı. Hazmedemedi, kabullenemedi. Hep o sesle uyandı geceleri: ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır.’ İşte bununla 2 Ekim 2024 gününde bu sesle uyandı ve bir bakan yardımcısını uyandırdı. Dedi ki ‘Kalk Akın kalk, kalk’ dedi. Geçmişte İstanbul’da mahkeme mahkeme gezdirdiği ve o vakitler ‘seyyar giyotin’ demiştik. Nereye gittiyse, o gün rahmetli Sırrı Süreyya Önder’i de Demirtaş’ı da Grup Yorum’u da Canan Başkan’ı da önüne kattığı ne kadar toplumsal dava varsa, hepsinde adaleti katleden ve gözünün yaşına kimsenin bakmadan bu ülkenin demokrasine acımadan kararlar veren sonra da ödüllendirilen birini önce hakim sonra bırakıyor ve siyasete atılıyor. Bakan Yardımcısı Akın Gürlek. Sonra bir bakıyor ki CHP birinci parti olmuş şahlanmış, iktidara koşuyor. Ekrem İmamoğlu İstanbul’u kazanmış, Türkiye’yi kazanmaya gidiyor. ‘Kalk Akın kalk.’ ‘Kalktım.’ ‘Koş Akın koş.’ ‘Koştum.’ ‘Vur Akın vur.’ ‘Vurdum.’ ‘At içeriye onları.’ ‘Attım. Her denileni yaptım, gelip selamımı çaktım.’ İşte bu önce hakim ve sonra bakan yardımcısı sonra İstanbul Cumhuriyet başsavcısını dün akşam hiç utanmadan, hiç sıkılmadan, hiç erinmeden, gerine gerine Adalet Bakanlığına atadı. Bu atamadan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’na böyle biri geldiği için utanç içindeyim. Türkiye’nin yarınları için elbette endişe içindeyim. Elbette kendi davamız, yürüdüğümüz yol, haklılığımız ve bunu millete anlatma çabamız için son derece memnunum. Dün Erdoğan attığı imzayla kendini yalanlamıştır. Yalanın büyüğü ‘Türkiye hukuk devleti’ yalanıdır. Dün attığı imzayla, yaptığı atamayla bizi doğrulamıştır. Akın Gürlek siyasidir, tüm davalar siyasidir. Arkadaşlarımız masumdur, bunlar iftiracıdır, bu kumpasçıdır, darbecidir.”
“MİLLET GÖNDERİRSE GİDECEĞİNİ BİLMELİ”
“Buradan son ölçüm, ‘İBB davası siyasidir’ diyenler yüzde 60’tı. Bunun yüzde 51 de ölçüldüğü oldu, yüzde 53-57. Ama iddianame fos çıktıktan sonra yüzde 60. Yüzde 15 de kararsız varmış. Yüzde 75. Bir yüzde 25 var, ‘Dava siyasi değildir hukukidir’ diyen. O yüzde 25’e soruyorum. Amcacığım, teyzeciğim, kardeşim, biraderim sana soruyorum. Elini vicdanına koy. Şimdi bir yüzde 60 var. Bir yüzde 15 kararsız, yüzde 25’e sesleniyorum. ‘Bu dava hukukidir’ diyen amcama, A Haber’i izleyip de kandırdığı teyzeme, biradere sesleniyorum biradere. AK Partili kardeşime sesleniyorum. MHP’li asena bacıma sesleniyorum. Düşün ki, sizin partinizdeki en parlak isimleri bir hakim aldı, hapse attı. Onlar hakkında dünya kadar iddiada bulundu. Tam mahkeme başlayacak, o savcıyı biz aldık ve Bakan yaptık. Bir öğrendin ki bu Cumhuriyet Halk Partiliymiş. Bir öğrendin ki eskiden hakim olan, sonra bakan yardımcısı olan, sonra başsavcı olan kişi, bugün partinin bakanı olmuş. Partili Cumhurbaşkanı imzasıyla bakan olmuş. Gelmiş Meclis’te yemin etmeye, itirazlar dağ olmuş, tarihte ilk kez bakanlık makamı bu kadar mundar olmuş. Etrafını AK Partililer çevirmiş, koruyor. Elindeki kağıdı titreyerek okuyor, böyle bakanlık andı içiyor. Soruyorum AK Partililere, MHP’lilere soruyorum. Tersi olsa, bir savcı CHP’de siyasete başlasa. O savcının iddiasına hukuki der misin? O savcı size her türlü kötülüğü yapsa, sonra da gelse benden aferin alsa, sen bu yapılan işlere hukuki der misin? O yüzden buradan bütün AK Partililere, MHP’lilere sesleniyorum. Gözünüzün önünde olan bu yanlışa susmak doğru değil. Haksızlığa susan, dilsiz şeytandır. Biz kazanınca kazanmayı, kaybedince kaybetmeyi biliyoruz. Kaybettiğimiz seçime teslim ederken demokrasiye seviniyoruz. Kardeşim 23 yıldır kazanıyorsunuz. 23 yıldır iktidardasınız. Bir sefer seçim kaybetmişsiniz, şimdi o geldiğiniz sandık işlemesin diye rakibi hapse atarak, karşı partiye kayyımlar atayarak sizi yenenlerin anasından emdiği sütü burnundan getirmeye çalışarak siyaset olmaz. Siz futbol maçında hakem sizin takımın formasını giyse, sevinecek misiniz? Siz futbol maçında rakibin kalesi 10 metreye çıksa, sizin kale 1 metreye düşse gol atınca sevinebilir misiniz? Rekabet eşitlikle olur, rekabetten daha iyisi bulunur. Bakın işte rakipsiz olan, söylediğine karşı çıkılmayan, yanlışına da herkesin ‘tamam’ dediği birisi ‘20 bin liraya geçinebilir emekli’ diyor. 20 bin liraya emekli geçiniyor mu? AK Parti’nin emeklisi geçiniyor mu? O yüzden emekli maaşının artması için, asgari ücretin artması için, çiftçinin, esnafın yüzünün gülmesi için siyasette rekabet lazım. Kimse yerim garanti sanmamalı. Rakibini hapse atarak oraya demir atmamalı. Milleti memnun edebilirse kalmalı. Millet gönderirse gideceğini bilmeli. Bunu söylüyorum, bunu anlatıyorum.”
“MEMLEKETİN BAŞINA GELENLERİN SORUMLUSU ERDOĞAN’DIR”
“Bir kez daha hatırlatıyorum. Geçen sene enflasyon hedefi yüzde 14’tü. TÜİK’in yalanına göre bile yüzde 30 çıktı. Yani iki katı. Buradan hayat pahalılığından şikayet edenlere söylüyorum. Enflasyon yüzde 14 çıkacakken, Mehmet Şimşek’in hesabına göre yüzde 30 çıktı. Neden? 19 Mart darbesinde borsa bir anda yüzde 9 düştü. Haziran’da CHP’ye saldırı, yüzde 6 düştü. 2 Eylül İstanbul’un mahkemesinde yüzde 6 düştü. 8 Eylül 5 bin polisle binaya girdiler yüzde 4,5 düştü. Borsa düştükçe, dolar fırladıkça, doları tutmak için faiz artırıyorlar. Düşen faizler arttı. Faiz artınca enflasyon düşmez. Enflasyon düşsün diye mecbur artar. Ama enflasyon 14 yerine 30 olduysa 19 Mart darbesinden dolayı oldu. Hesap basit. 600 liraydı kıyma. 800 lira olacaktı. Bunlar böyle yaptı diye 950 lira oldu, bin lira oldu. Bunun için kendini düşünen, kesesini düşünen, ülkesini düşünen, ekonomiyi düşünen herkese söylüyoruz. Bu yapılanlarla, bu AK Parti’nin yargıya müdahalesiyle, rakiplerini yargı eliyle tasfiyesiyle bu işler düzelmez. Siz yanlışa yanlış deyin. Arayan, sorana ‘Bir daha oy vermem böyle giderse’ deyin. ‘Ben hakkımı almazsam oyumu alamazsınız’ deyin. Demokrasi bu düzenin adıdır. Cumhuriyet Halk Partisi demokrasi fikrinin Türkiye’deki mimarıdır. Sonuna kadar savunucusudur. Buradan, Adalar’dan hem Anadolu’ya hem Avrupa’ya hem Anadolu’ya hem Trakya’ya İstanbul’un Avrupa yakasına, Anadolu yakasına, memleketimiz Anadolu’ya ve Trakya‘ya sesleniyoruz. Akın Gürlek siyasidir, bu dava siyasidir, arkadaşlarımızın içeride tutulması siyasidir. Bu işin sonunda memleketin başına gelenlerin tek sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan‘dır.”
“EMEKLİ ADETA KAZIKLANMIŞTIR”
“Buradan birkaç küçük hatırlatma yapmak isterim. Tayyip Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Yani hiç ellemezse, hiç dokunmasa bugün bizim beğenmediğimiz onun asgari ücretiyle 42 bin lira alıyor olacaktı her emekli. Ama bugün 20 bin lira alıyor. Şaşmayan altın hesabıyla, Tayyip Bey gelmeden önce en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alırdı, şimdi 1,5 çeyrek altın alıyor. Asgari ücret 7 çeyrek alırdı, şimdi 2 çeyrek alabiliyor. Türkiye’de emek ucuzlamıştır. Emekli adeta kazıklanmış, tarihin en büyük ihaneti ile karşılaşmıştır. ‘Yeter çalıştığın, yeter baktığın. Dur artık, biz sana bakacağız’ diyenler, elleri nasırlı, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş olan emeklilere sefaleti dayatmaktadırlar. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, önce en düşük emekli maaşı bir asgari ücret, iktidarının devamında 1,5 asgari ücret olacaktır. Ayrıca hiçbir hane gelirsiz kalmayacak, Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu yurttaşları olmanın gereği geliri olmayan hanelere temel vatandaşlık geliri bağlanacaktır. Yani çocuğuna süt alamayan, kasabın önünden geçemeyen, markete uğrayamayan, eve gelince eşinin yüzüne bakamayan kimse kalmayacaktır. Söz veriyoruz, söz veriyoruz.”
“GENÇLERE SÖZÜMÜZ; YASAKSIZ TÜRKİYE, VİZESİZ AVRUPA”
“Bir sözüm de gençlere. Türkiye, bugün her türlü yasakla sizin umutlarınızı kıran, dünyanın en pahalı internetinin de en pahalı etinin de satıldığı ülkelerden biri olan ve sizin gelecek göremediğiniz, yüzde 70 oranında ‘Fırsatını bulursam yurt dışına giderim’ dediğiniz noktada. Ama buradan ifade edeyim. Herkes kendine göre bir beka tanımı yapıyor. ‘Beka sorunu’, ‘beka sorunu’… Bu ülke, yedi ordu tarafından işgale uğradı. O gün vardı beka sorunu. Hep beraber savuşturduk onu. Ama esas beka sorunu, dünyanın güçlü ülkelerinin Türkiye üzerinde hayal kurması değildir. Esas beka sorunu, Türkiye’nin gençlerinin dünyanın güçlü ülkelerinde hayal kurmasıdır. Bunun olmaması için 31 Mart seçiminden önce sizden, gençlerden destek istemiştim. 18-25 yaş grubunda destan yazdık oy kullanma oranında ve Türkiye İttifakı’nın arkasında durma noktasında. Şimdi o geceki sözlerimi hatırlatıyorum. Demiştim ki ‘Ve gençler bir seçim daha beklemeye karar verdiler. Gençler işte o seçim geliyor. O seçime hep birlikte hazırlanmalı, hep birlikte çalışmalı, o seçimi hep birlikte kazanmalıyız. Arkadaşlarımızı siyasete ikna etmeli, oy kullanmaya ikna etmeli, bir şeylerin değişebileceğini onlara anlatmalıyız.’ Buradan tüm gençlere sözümüzdür; yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor.”
“18 MART’I 19 MART’A HEP BERABER BAĞLAYALIM MI?’
“Gelecek hafta Ataşehir’de 39’uncu ilçe mitingimizi yapacağız. Sonra, üç hafta boyunca diyoruz ki ‘Birinci, ikinci ve üçüncü bölgede birer bölge mitingi yapalım mı?’ İl başkanımız uyarıyor, ‘sıralama üç, iki, bir olsun’ diyor. Öyle yapalım. Sonra? Ondan sonraki çarşamba tarih geliyor 18 Mart’a. Yani ertesi gün, 19 Mart. 18 Mart günü diplomanın iptal günü başlayıp 19 Mart’a kadar hep beraber bir meydanda olalım mı? Mesela o gece, Yiğidim Aslanım’ı Zülfü Livaneli’nden dinleyelim mi? Mesela Kurtuluş Yok Tek Başına’yı yeterince yüksek sesle söylersek İlkay Akkaya çıkıp da kendisi söylesin mi? Şu ana kadarki 88 eylemde kim konuştuysa; Boğaziçili öğrenciler, İstanbul Üniversiteliler, ODTÜ, onlar buradan birinci yıldönümünde öğrencilere, gençlere, Türkiye’ye seslensin mi? Biz 18 Mart’ı, 19 Mart’a hep beraber bağlayalım mı? Ayakta mıyız? Meydanda mıyız? Eylemde miyiz? İşte bir yıl olmak üzere ve işte o bir yıl önce dediğimiz gibi ahlaki üstünlük bizdedir, psikoloij üstünlük bizdedir, çoğunluk enerjisi bizdedir. Biz haklıyız, biz kazanacağız.”
“BAŞ EDEMİYOR, AİLELERE SALDIRIYORLAR”
“İşte bu moral üstünlüğüyle baş edemiyorlar. Onun için de moralleri bozmak istiyorlar. Onun için ailelere saldırıyorlar. Eşlere, çocuklara saldırıyorlar. Yükümüzü alan özel kalem müdürlerini, canımızı koruyan korumaları, araçları kullanan suçsuz şoförleri alıyorlar, içeri koyuyorlar, zulmediyorlar. ‘Çıkmak istersen şu iftiranameye imza at’ diyorlar. Bunun adı AK Parti’nin kara düzeni. Adalılar, AK Parti’nin kara düzeni enflasyonu Avrupa birincisi yapan düzendir. AK Parti’nin kara düzeni yargıya güveni yüzde 20’ye indiren düzendir. AK Parti’nin kara düzeni bir kişi iktidarda kalsın diye bir milleti yoksullaştıran düzendir. AK Parti’nin kara düzeni küçücük çocuğun gözyaşıyla annesini tehdit edip de onu iftiraya zorlayan düzendir. Bu düzeni yıkacağız. AK Parti’nin kara düzenini yerle bir edeceğiz. İşte bu kara düzen Ekrem Başkan’ın direncini kırmak için, onun dimdik arkasında duran ailesinin direncini kırmak için aylar önce kayınbiraderi Cevat Kaya’yı tutuklamıştı. Sonra hiçbir suçu olmayan özel kalemi Kadriye kardeşimizi tutukladı. Ekrem Başkan’ın koruma amiri şanlı ve şerefli Türk polisi, komiseri, emniyet müdürümüzü tutuklamıştı. Yetmedi en sonunda bambaşka işlerde olmadık birine bir iftira attırıp, haysiyetiyle uğraşmak için Dilek Hanım’ın diğer abisi Ali Kaya’yı kan, idrar, saç, tırnak testi istendiği halde yapmayıp, bir iftirayla tutukladılar. Bugün şu kadarını söyleyeyim. Bakın ne kadar kötüler. Fatih Keleş’e, ‘Senin çocuk var mı?’ ‘Var.’ ‘Kaç yaşında?’ ‘26.’ ‘Ya hapse girse nasıl baş edecek bu çocuk?’ ‘Niye girsin?’ ‘Ya sen bu imzayı atarsan girmez tabii’ deyip oğlunun özgürlüğüyle, Fatih kardeşimizi, abimizi tehdit ettiler. Oğlu Mustafamızı aylardır Silivri’de 50 kişilik bir koğuşa hapsettiler. Zulüm ediyorlar. Medya A.Ş.’nin Genel Müdürü Pınar Hanım’ı kızlarıyla tehdit ettiler. İftira atmayınca Düzce‘ye sürdüler. Aylardır orada kalabalık bir koğuşta zulmediyorlar. Murat Ongun‘un eşi Gözdem Ongun’a defalarca zulmedip, ev hapsi verdiler. Şimdi geldiğimiz noktada biz hem içeride olanların aileleriyle, hem de kendileriyle kısa adı ADA olan Aile Dayanışma Ağıyla bir büyük mücadeleyi hep beraber veriyoruz. Adana’nın adaşı ADA’mıza, ADA’nın sahip çıktığı herkese bundan sonraki yargı sürecinde de hep birlikte kol kanat gereceğiz. Onlarla birlikte olacağız. Şu kadarını söyleyeyim. Bir yıl önce söyledim. O Kadriye Hanım’ın 13 yaşındaki oğlunun, Pınar Hanım’ın 16 yaşındaki kızlarının, ya da Dilek Hanım’ın, ya da Buğra Gökçe’nin cezaevinde evlendiği Filiz’in ya da Avcılar Belediye Başkanımızın eşinin gözyaşlarında boğulacaksınız.”
“BÖYLE BİR AYIP BUGÜN TÜRKİYE’DE YAŞANDI”
“Bir yıl geçti. Bir yıl bitiyor. Dimdik ayaktayız. Bakın şuraya bir adım geri atan var mı? Bir santim eğilen var mı? Bunlara teslim olan var mı? Korkularından dokunulmazlık vermek için, çünkü ömrü boyunca aldığı maaşları biriktirse toplayamayacağı kadar tapuyu üstünde yakaladık elhamdülillah. RTÜK’te bir polisin üzerinde olamayacak kadar tapuyu suçüstü yaptık elhamdülillah. İstanbul’da, Ankara’da avukat ofisleri ile kurulan bağları deşifre ettik. Bunların sonucunda HSK gereğini yapacakken, yapmalıyken, yapmazken alıp da birine dokunulmazlık verip, o birisine HSK’nın başına getiriyor beyefendi Tayyip. O yüzden herkes şunu bilsin ki, karanlıkla aydınlığın mücadelesinde eninde sonunda aydınlık kazanır. Kirlilere karşı temizler, suçlulara karşı masumlar, iftiracılara karşı dürüst insanlar kazanır. Ve eninde sonunda korkaklar kaybeder, cesurlar kazanır. Biz kazanacağız. Bugün liyakatle değil birisine sadakatle, adaletle değil o sadakatle oturtulan bir koltukta ne hallere düştü gördünüz birisi. Koltuktaki düştüğü hal, yargıyı getirdikleri haldir. Koltuğun taşımaya utandığı bir Adalet Bakanı’nı bu milletin sırtına yük edemezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ve belki dünya siyasi tarihinde atandığı gün parlamentoya gidip yemin edemeyen, yemin etmek için düne kadar bağımsız olan sözde savcıyı, tarafsız olan sözde savcıyı bir partinin milletvekillerinin tekme tokatla, bariyerler kurarak yemin ettirdikleri bir ayıp bir tek bugün Türkiye’de yaşandı. Böyle birisi adaletin başına geldiyse, artık bu iktidarın da sonu gelmiştir. Bu iktidarın sonu için, tünelin ucunda beliren ışığa hep birlikte yürümek için, bu karanlığı söküp atıp güneşli güzel günlere ulaşmak için hep beraber çalışmaya hazır mıyız? Hep beraber mücadele edecek miyiz? Bu iktidar değişene kadar nereye çağrılırsak, o meydana koşacak mıyız? Ne görev verilirse yapacak mıyız? Kapı kapı çalışacak mıyız? Bu seçimi kazanacak mıyız? Bu yolda birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yolun açık olsun Adalar, yolun açık olsun İstanbul, yolun açık olsun Türkiye. Haydi bakalım yürüyelim arkadaşlar.”