Türkiye'de barış ve huzurun güçlenmesine katkı sağlayacak her girişimin doğal şekilde aktörü ve koruyucusu oluruz. Ancak, ne zaman koltuğu tehlikeye girse, millete karşı cephe alanların samimiyetini sorgulamak ve milletimizin kazanımlarının sigortası olmaktan da geri durmayız. Bu bizim ne ana muhalefet ne de Türkiye'nin birinci partisi olarak duruşumuz değil, tam da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu partisi olmaktan gelen sorumluluğumuzdur. Türkiye'de, özellikle milletçe geleceğimiz adına, milletçe yürütülmesini arzu ettiğimiz bu sürecin uygulanmasında yıllardır Türkiye'de kaos, kriz, baskı siyaseti uygulayan, milletimizi ayrıştıran, nefret dilinden sakınmayan, dönemsel çıkarlarına göre hareket eden iktidar, ne ucuz bir siyaset ile bizi sürecin dışında bırakabilir, ne de milletimizin duygularını istismar etmelerine müsaade etmeyiz. Milletimizin bu süreci kibirle, dışlayarak, samimi olmayan, siyasi menfaati için özellikle kutuplaştırarak yönetme anlayışı içinde olanlara karşı duracağız. Ve şeffaf, kapsayıcı, Türkiye'nin bütünüyle birleştirici tutum ve tavır içinde yönetilmesi konusunda da samimi, hassas çağrımızı her zaman yerine getireceğiz. Ve bunu milletimize duyurmak için en güçlü mücadelemizi vermeye devam edeceğiz.
MHP VE DEM PARTİ’YE SESLENDİ Biz, bu sürecin hukuk ve adalet çizgisinden sapmayan, kapsayıcı, kuşatıcı, beraberlikle, eşit yurttaşlık ilkesiyle, güçlü, demokratik devlet düzeni tesisi ile bunu başardığımızda, aynı zamanda Orta Doğu'da bir kutup yıldızı gibi parlayacağımızı ve bütün yakın coğrafyamıza güçlü bir barışı kazandıracağımıza inanan bir noktadayız. Ülkemizin içerisinde bu sürece karşı gerçekleştirilen en büyük sabotajın da altını çizmek isterim. Bu sabotaj, ana muhalefetin seçilmiş belediye başkanlarına, siyasetçilerine, namuslu bürokratlarına ve cumhurbaşkanı adayına cezaevi ile yıldırma politikasıyla beraber bizlerin esir tutulduğumuz Silivri'de, işte tam da Silivri'de kurulan bu kampüsün içerisinde yargılanmamızla sonuçlanan sürecin sonudur, nihayetidir. Ama buna asla başarılı olamayacaklar. Biz, özellikle ifade edeyim ki, Türkiye'de çok derin siyasi, hukuki ve iktisadi kriz sürüklenmesine sebep olan bu akla karşı süreci başlatan, özellikle Milliyetçi Hareket Parti'ne ve DEM Parti'ye, buradan, bu mahkeme salonundan, adalet aradığımız, bu ülkede adalet için sonuna kadar mücadele edeceğimiz bu ülkede bir çağrıda bulunmak istiyorum. Ve onlara sesleniyorum ve diyorum ki, bu süreci kendi ikballeri için bir fırsat gören akıldan kendinizi ayrıştırın. Ya da tarihi bir sorumlulukla, sürecin bütün Türkiye'ye doğru bir zeminde, bütün hassasiyetleri ile dikkate alındığı bir şekliyle şeffaf, katılımcı, kucaklayıcı yöntemlerle sürdürülmesini sağlama konusunda ciddi adımlar atmalısınız. "DOĞRU ZAMAN GELDİĞİNDE HESAP VERECEKLER" Burada özellikle söyleyeyim: Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yürütülen, ülkenin bu tarihi kavşağındaki atılan adımların da bu çağrıyı… Ki Genel Başkanımız burada. Kendileri bunu çok üst seviyede yaptılar. Ben de bu çağrının arkasında durduğumu ve olması gerektiğini ifade ettim. Tabii burada doğru usullerle siyasi partilerin temsiliyeti, eşitlikçi, çoğulcu yöntemler ile desteklenmesi ve birçok hususta nitelikli çoğunluk gibi yöntemler ile yol alınması da mutlaka yapılmalıdır. Bakın; mutlaka bilinmelidir ki, bu sürecin başarıya ulaşması için tarihi adımların sonuca varması ancak hukuksuz uygulamalardan, mevcut anayasayı dahi ihlal eden uygulamalardan, kayyumlardan vazgeçilmesi zorunluluktur. Aksi takdirde bu sürecin başarıya ulaşması, ne yazık ki mümkün olamaz. Bu yönüyle siyaset, burada ikbal aramasın. ‘Burası’ derken, buranın da altını çizmek istiyorum. Buranın bir mahkeme olduğunu, mahkeme salonu olduğunu, buraya siyasi müdahalenin olmaması gerektiğini, siyasi müdahalenin son bulması gerektiğini, siyasi müdahalenin cenderesi altında olan ve bu süreci bu şekilde karşılayan insanların hak ettiği muameleyi, yine bu yargı çatısı altında bulacaklarını, doğru zaman geldiğinde hesap vereceklerinin de altını çizmek istiyorum. "SİYASİ İKBALLERİNİ DÜŞÜNEN AKLA KARŞI MÜCADELE İÇERİSİNDEYİZ" “Tabii şunun ifade etmek isterim: Bugün ülkemizde en ciddi meseleye dahi, en önemli meseleye dahi bakışta siyasi ikballerini, yarınki seçimi düşünen, ‘O seçimi nasıl kazanırım? Bunun altından nasıl bir ayrıştırıcılık çıkartırım’ diye bakan akla karşı, biz, bugün yine bir mücadele içerisindeyiz, dün olduğu gibi. Yine bugün bu ortamı karıştıran, insanları kutuplaştıran, ‘Sen gelemezsin, o gelsin, o gelmesin’ diye birbirini ayrıştırmaya çalışan akıl, işte gerçek anlamda bu ülkenin evlatlarını, bu milletin evlatlarını, ister hakimin çocuğu, ister savcının çocuğu, ister burada bulunan avukatların, ister 86 milyonun evladı olsun, onları tehdit eden, onları köşeye sıkıştıran, onlara hakaret eden bu akıldır, bu anlayıştır, onun altını çizeyim. Siyaset, bu yönüyle gerçekten tüm mükteseplerden akan kanallarıyla birlikte, memleketin sorunlarında, çözümde birlikte düşünsün, birlikte çalışsın. Bizim baktığımız pencere budur. Bu yönüyle uygulanacak stratejiden izlenecek yola kadar demokratik, çoğulcu bir katılım sürecinin ortak akılla birlikte çalıştığı bir mekanizmanın karar verdiği eksiksiz bir toplumsal meşruiyetin sağlanması en büyük arzumuzdur. NAZIM HİKMET’Lİ SAVUNMA Bizlere düşen; bu topraklarda kardeşçe, özgürce, onurlu bir yaşamı inşa etmektir. Bu yol zorlu olsa da inancımız tamdır. İrademiz sağlamdır. Bu memleket hepimizindir. 86 milyon yurttaşımızın evlatlarınındır. 86 milyon insanımızın eşit hissedarlığıyla beraber bu memleketin sahibi olduğunu herkes buradan bilsin ve duysun. Ne güzel söylemiş Nazım; Dörtnala gelip Uzak Asya'dan,Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzananbu memleket, bizim.Kapansın el kapıları,bir daha açılmasın.Yok edin insanın insana kulluğunu,bu davet, bizim.Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hürve bir orman gibi kardeşçesine,bu hasret, bizim. Bu memleketin insanlarının bir arada yaşamasını istemeyen kaşları çatık, yüzü asık, her konuşmasında milleti ayrıştıran akıldan uzaklaştığımız gün bu milletin yüzünde huzur, gönlünde ferahlık, insanların sinesinde geleceğe dair umut… Ve göreceksiniz, bu millet bunu başaracak. İstedikleri kadar engellesinler. İstedikleri kadar sesimizi kısmaya çalışsınlar. Hakkımızda akşamdan sabaha davalar açsınlar. Cesaretimiz tamdır. Biz, hak yemedik. Allah'a şükür hakkımızı yedirmedik, yedirmeyeceğiz. Bugün bunun savunmasının en üst seviyede, en şiddetlisini yapıyorum. "HÜRLÜĞÜMÜZÜ VE HÜR KALACAĞIMIZI HER ZAMAN İLAN EDİYORUM" Tehdit ve hakaret, işte tam da bunun karşısında hareket edenlerin milletimize çektirdikleridir. Milletin evlatlarının yarınlarını, geleceklerini karartmalarıdır. Ben; yargının, kanunun, yargının yetkilerinin kötüye kullanılmasına, siyasete aparat yapılmasına karşı mücadele ettim, ediyorum, etmeye devam edeceğim. Ben, gelecek seçimi düşünenlerden değilim. Ben, gelecek nesilleri düşünenlerdenim ve düşünmeye de devam edeceğim. Burada bulunmayan bu milletin her evladını düşünmeye devam edeceğim ve oradan asla vazgeçmeyeceğim. Bunu herkes böyle bilsin. O bakımdan yine ilan ediyorum: Kötülük yapanlara ve kötülere karşı mücadelede bir nefer olarak yoluma devam ediyorum. Dimdik ayaktayım. Cesaretim tavandır. Gençliğimin olduğunun farkındayım. Yolumun uzun olduğunun da farkındayım. Allah yolumuzu açık etsin. Allah kötülerden, milletimizi korusun. Bana iftira atanlardan ve insanların bugün burada toplanıp, gerçekten üzücü bir şekilde, 10-20 saniye içinde bir iddianame üzerinden bir mahkeme yargılanmasının üçüncü celsesini yaşamaktan üzüntü duyuyorum. Yani Silivri'de bir kampüsün kurulmasından, Çağlayan’dan kaçırılmasından, buraya taşınmasından üzüntü duyuyorum, hicap duyuyorum. Hakimin, heyetinin, buraya gelen diğer sorumluların, görevlilerin böyle bir meşguliyetle meşgul tutulmasından büyük üzüntü duyuyorum. Ve hürlüğümüzü ve hür kalacağımızı her zaman ilan ediyorum. Gerçekten Allah milletimizi kötülerden ve kötülüklerden korusun. İnşallah burada en doğru kararı vereceğinize olan ümidimle, bugün bu yapmış olduğum esas hakkındaki mütalaaya izin verdiğiniz için de teşekkür ediyorum." "’SON SÖZ’ KAVRAMI BENİM İÇİN UYGUN BİR KAVRAM DEĞİL" İmamoğlu, avukatların savunmalarının ardından, karar öncesindeki son sözlerinde ise şu ifadeleri kullandı: "’Son söz’ kavramı, benim için uygun bir kavram değil elbette. Hiçbir zaman sözün bittiği yerde olmayız. Şunu ifade edeyim: gerçekten bir yargı tacizi altında bulunan bir kişi olarak, yoğun bir saldırıyla karşı karşıya olduğumun altını çizmek isterim. Üzülerek ifade edeyim; bugün burada bulunmak ve gerçekten mahkemenin esas çatısının altında değil de Silivri'ye nakledilmiş şekliyle, bir göçebe misali bir mahkemenin kurulduğu ortamda yargılanmanın, tecridin de bir parçası olduğunun altı çizilmek zorundadır. ‘Ahmak davası’ var ve 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasal yasak kararı verildi. Artık neredeyse üç yıla doğru giden bir şekliyle, istinaf mahkemesinde bekletiliyor. Beylikdüzü'nde bir ihale, ihaleden beş yıl sonra, Danıştay kararları olmasına rağmen canlandırıldı. Türkiye, yargı tarihinde olmamış bir biçimde, beş kez mütalaa vermeyen bir savcıyla karşı karşıya. Bir savcı makamının, değişik bir uygulamasıyla karşı karşıya kaldığım bir durumdayım. Savcılık makamı ortada yok. Burada da savcılık makamı, bana kendi savunmamı yaparken, cevap verme hakkı varsa, hakkını kullandı. Hakkı yoksa da sizden, yüce yargıdan bu konuda cevap istiyorum. "DİPLOMA DAVASI SADECE BENİM İÇİN AÇILDI?" Tehdit, hedef gösterme davasına sonra geleceğim. Bilirkişi davası… Yani milyar da diyemeyeceğim… (Konuşmanın burasında hakim araya girince…) Sizin mahkemeyle ilgili önemli bir şey söyleyeceğim. Tarihi bir not düşeceğim yani. Bunlar benim başıma geliyor. Yüce Türk yargısının bir ferdisiniz. Önemli bir makamdasınız. Yani sırtımı size dayıyorum ben şu anda. Başka bir yer yok. Dolayısıyla sırtımı size dayıyorsam, o zaman bunları bilmeniz lazım. Belki medyayı takip etmiyorsunuz. Belki medyaya çıkmak istemeyeceksiniz. Onun için bunları duyun. Benden duyun. Bilirkişi mahkemesi, bilirkişiye açılan dava, trilyonlarda bir bile olmayan bir ihtimalle, defalarca benimle ilgili dosyaya düşmüş adamı, ismi Satılmış olan beyefendiyi, ben şikayet ettim millete. Çünkü şikayetlerim yargıda karşılık bulmadı. Benim hakkımda ceza davası açıldı, siyasi yasak davası açıldı. Diploma davası… Benimle, yani 35 yıl önceki işlem, 31 yıl önceki diploma, bu ülkede hiçbir hatası hususu olmadan, uydurma bir kararla, savcılığın zorlamasıyla, haddi olmadan, iptal edildi, zorlayarak. Parantez içinde de ‘YSK’da kullanabilir’ diyor. YSK'da bir tek cumhurbaşkanı adayı olduğunda kullanabilirsiniz, başka bir yerde değil. Ve buradan, iptal edilen diplomam… Yetinmediler, ağır cezada da mahkeme açıldı. 8 yıl 9 ay ağır cezada mahkeme açıldı ve bu mahkemeyle ilgili, benimle ilgili aynı dosyada olan kişiler ayrıldı. Sadece benimle ilgili açıldı. Acele var yani. Bir acele var. Bu acele nasıl yani? Bir insan böyle bir cenderede olabilir mi yahu? Biz neye güveneceğiz yani? Ve tutuklamalar, kayyumlar vesaire… Ahmet Özer Başkanımız, pazartesi buradan tahliye kararı aldı. Ahmet Özer, 30 Ekim'de, tahliye aldığı karardan dolayı evine operasyon düzenlendi ve tutuklandı. Aylar sonra, bir başka mahkemeden ilave tutuklamadan dolayı hakkında bir tutuklama kararı verdi. 9 aydır hapiste 65 yaşında bu ülkenin profesörü. Niye? Daha bir yıl önce, bir buçuk yıl önce, iki yıl önce kendisine oy vermeyen herkes ‘teröristti’. Şimdi başka bir evreye geldik. Şimdi başka bir şey konuşacağız! Yok öyle bir şey! Yok. Ben her zaman dedim; 86 milyon insan benim için vatanseverdir. Bu bakımdan ben, ‘vah memleket vah’ demek istemiyorum. Ve bu mahkemenin, bu silsileye eklenmesini arzu etmiyorum. İstemiyorum. Bu benim Ekrem İmamoğlu olarak talebimdir. Ben, Mehmet Çalık kardeşimin evine dönmesini istiyorum. Bu insan niye hapiste? Niye süründürülüyor. Buradan İzmir'e, İzmir'den, İstanbul'a, adli tıp… Yeter. Yeter. Cinayete doğru gidiyor bu iş. Bu yargılama değil. Burası, bu silsileye eklensin istemiyorum Sayın Hakim. Mehmet Çalık gibi Fatoş, Elif, Kadriye, kadın mahkumlar… Nedir yahu? Çoluğundan çocuğundan şoförler… Öyle gerile gerile, kafasını gözünü sert sert bakarak bize kimse bakmasın yani. Ben umursamıyorum o bakışları. Gelip geçer. Bu günler gelip geçer. Her karar, kendi peşinden gider. Çok net. "MİLLETİM ADINA MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİM" Dün 15 Temmuz'du. Şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyoruz. Niye öldü o insanlar? O insanlar niye öldü? O insanlar niye öldü? O darbe niye düzenlendi? Sayın Genel Başkanıma söz hakkı verilmemiş Meclis’te. Ben, 15 Temmuz'dan dört gün sonra mevlit okutmak istedim. Müftü, ‘okuyamazsın’ dedi. ‘Okutamazsın’ dedi camide. ‘Niye’ dedim Sayın Müftü? Kaymakam öyle söylüyor. Aradım kaymakamı. Dedim, ‘Sayın Kaymakam niye okutamazmışım?’ Dedi ki ‘Ya çok dua okundu. Yeter’ dedi, ‘Sen niye okutacaksın?’ CHP'li Ekrem İmamoğlu müftü ve kaymakam karar alıyor. Niye? Camide mevlit okutamazsın şehitlere diye. ‘İyi’ dedim ‘Ben gidiyorum, akşam kendim okuyacağım’ dedim. Gittim de okuttum. Bunu niye söylüyorum? Bunlar önemli Sayın Hakimim. Hepsi birbiriyle ilişkili. Burada konuştuğumuz konu, Sayın Başsavcı'yla ilgili benimle alakalı tehdit ve hakaret. Ben bu cennet vatanda, bir kişi için tehdidim. Bir kişi için tehdidim. O da ben değil, ben tehdit etmem. Millet tehdit eder. Sandıkta dört kez yendim, beşinci kez yeneceğim için tehdidim. Onun için bugün buradayım ve bunun başka bir sebebi yok. Ben onun için buradayım. O bakımdan, o öyle düşünmeye devam etsin. Ben, milletim adına mücadeleye devam edeceğim. Kararlılığım, bugün tarif edemeyeceğiniz seviyededir. Tek arzum vardır: ‘Vah memleket vah’ silsilesine, sıralamasına bu mahkeme girmesin. Teşekkür ederim."Orhan Gencebay kiracısıyla mahkemelik oldu!
2025-07-10 00:09 - Magazin