Başta Sayın Erdoğan olmak üzere salonlara hapsolanlara, siyaseti masa başında yapanlara, sokağa çıkamayanlara sesleniyorum. Milletimizde korku yok, milletimizde teslimiyeti yok. İnanç var, azim var, kararlılık var. Halkın coşkun akan selinin karşısında tarih boyunca hiçbir güç duramadı, şimdi de duramayacak. Belki makamlarımız, şatafatlı sahnelerimiz yok. Bazen bir bankı, bazen bir sandalyenin üzerindeyiz ama hepimizin içi rahat olsun ki hepimize müjdeler olsun ki biz milletimizin gönlündeyiz.
"AP'NİN KARARINI KINIYORUZ, REDDEDİYORUZ, LANETLİYORUZ" Şehit ve gazilerimizden söz etmişken bu kürsüden en net şekilde vurgulamak isterim ki kahraman ordumuz Türk Silahlı Kuvvetleri bizim onurumuzdur. Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs Barış Harekâtı'na ilişkin olarak alınan ve iğrenç ithamlarla - haksız demiyorum, iğrenç ithamlarla- harekât ordumuzu lekelemeye çalışan kararı Cumhuriyet Halk Partisi olarak en sert biçimde kınıyoruz, reddediyoruz ve lanetliyoruz! Yıllarca ağır zulümlere uğrayan, soykırıma varan katliamlara maruz bırakılan, bütün çabalara rağmen barışın sağlanamadığı yerde Karaoğlan'ın, rahmetli Ecevit'in o günkü Başbakan Yardımcısı rahmetli Erbakan'la birlikte ordumuzu Kıbrıs'a yollamasıyla, Kıbrıs'ta hem Hava İndirme Tugayı'nın hem çıkartma filolarının başarılı operasyonlarıyla, Kıbrıs'ı işgal etmek değil barışı sağlayacak kadar ilerleyip duran, o gün Ecevit'in müjdelediği gibi adaya savaşa değil barış için giden, Türk tarafına da Rum tarafına da barışı getiren ve yapmış oldukları katıldıkları operasyonda görevlerini yapan, gerekirse can veren ama bugüne kadar en ufak en ufak savaş suçuna varacak bir ithamla dahi karşılaşmamış, asla ve asla yakın yere konulamayan, halen daha ölenlerine Allah'tan rahmet, dimdik ayakta duran o tertemiz, pırıl pırıl Kıbrıs gazilerimize atılmaya çalışılan bu iftiranın karşısında tüm gazilerimizi ve şehitlerimizin ailelerini Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak minnetle kucaklıyoruz, ellerinden öpüyoruz. BAKAN TEKİN'E: HADSİZ, LİYAKATSİZ, KİFAYETSİZ... Bir kahredici acı haberi de bu hafta Osmaniye'den aldık. MESEM projesi kapsamında traktör tamiri yaptırılan 16 yaşındaki evladımız Yiğit Mehmet Kesme, traktörün hidrolik aksamına sıkışarak feci şekilde can verdi. Yiğit'e Allah'tan rahmet, ailesine sabır diliyoruz. Ancak Türkiye'de sadece bu yıl 34 çocuk çalışırken iş cinayetinde hayatını kaybetti. Bunlardan 21'i MESEM kapsamında çalışıyordu. Milli Eğitim'in başına atanan hadsiz, liyakatsiz, kifayetsiz, Kurtuluş Savaşı'nın adını değiştirmekle meşgulkense onun görev yerinde evlatlarımız canlarını kaybediyor. Bu MESEM projesinin; mesleki eğitim, sahada eğitim Almanya'da 40 yıldır bir can almıyorken, bir uzuv kaybı yaşanmıyorken Türkiye'de MESEM projesinde 21 evladımızın hesabını o hadsizden sormayacağız da kimden soracağız? Eninde sonunda soracağız! "EN ZENGİNLE EN FAKİRİN AYNI ÖDEDİĞİ VERGİ DÜZENİ..." Ülkemizdeki en büyük ve en temel sorun elbette adaletsizlik. Bu adaletsizlik sadece mahkemelerle sınırlı değil. Adaletin terazisi bir bozulunca gelirde, vergideki büyük adaletsizlik vatandaşın en çok canını yakan konu haline geliyor. Eskiden ekonomik krizler yaşanıyordu. 1994 krizi, 2001 krizi... O yıl yaşanıyor, ya bitiyor ya sonraki yıl yaraları sarılmaya başlanıyordu. Ama 2018’den beri bitmeyen bir krizin içindeyiz. Tek adam rejimine geçildiği günden beri çoklu krizler ortamındayız. Birbirini tetikleyen krizler, birbirini takip eden krizler, bitmeyen krizler ve sonuç olarak %32'lik enflasyon oranıyla Avrupa'da birinciyiz, dünyada beşinciyiz. %35'lik gıda enflasyonuyla Avrupa'da birinciyiz, dünyada beşinciyiz. Yoksulluk, işsizlik, gelir adaletsizliği, vergi adaletsizliği kategorilerinde ayrı ayrı Avrupa'da birinciyiz. Bunların hepsi resmi veriler. Ve Türkiye'de verginin %65'i zengin fakir ayırmayan, dünyanın en adaletsiz vergi sistemi olan dolaylı vergiyle, yani Türkiye'nin en zengin adamıyla en fakir adamının alışverişte aynı vergiyi ödediği dolaylı vergilerden toplanıyor. "BİR BELEDİYENİN NASIL DENETLENECEĞİ BELLİDİR"Milletin gönlünden ve gözünden düşen bir avuç insan, kendi menfaatleri için Türkiye'de adaleti öldürdüler. Biz 2023 Kasım'ında hep birlikte partimizde büyük bir değişimi gerçekleştirdik. 4 ay sonra yeni kadrolarımızla, hep beraber, daha çok kadına, daha çok gence güvenerek; ölçme, değerlendirmeye güvenerek, her adayımızı mutlaka nüfusun uygun olduğu, yarışın riskli olduğu —yani kesin kazanma kesin kaybetme durumları dışında— mutlaka anketler yapılarak belirledik. Ve yapılan ilk seçimde söz verdiğimiz gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni ilk kez yendik. 47 yıl sonra da partimizi ilk kez birinci parti yaptık.
O günden, o günden bugüne demokrasi dışı tüm saldırıların hedefi olduk. Biz kaybeden değil, kazanan CHP'yiz. Biz kaybetmeyi reddeden CHP'yiz. 'Bir seçim kaybedersek ertesi gün kurultaya gideceğiz ve aday olmayacağız' diyen Tayyip Erdoğan'ın çeyrek asırdır çektiği resti ilk kez gören; 'Kaybedersem görevde kalmayacağım, sen de kalmayacak mısın?' diye sorup Tayyip Bey'in sesini duyamayan CHP'yiz. Bugüne kadar, Cumhurbaşkanı adayımız dahil toplam 34 belediye başkanımıza operasyon düzenlediler. Şu anda 24 belediye başkanımız halen tutuklu. Bu operasyonların büyük bölümü, İstanbul'da yargı içinde oluşturulan talimatlı bir yapı tarafından yapıldı; herkesin gözünün önünde oldu. Herkesin gözünün önünde! Sonra o yapının başı, güya tarafsız, geldiği yer bakan yardımcılığı, oradan Başsavcı; güya tarafsız, ertesi gün bakan... Ertesi gün İl Başkanları toplantısında 'Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim' diyor. Dün olduğu gibi, üstünde savcı cübbesi varken partinin başarısı için çalışıyor; bugün de bakan kimliğiyle 'Partimin başarısı için çalışacağım' dediği birinin geldiği ve hepimizin duyduğu, herkesin bildiği şekilde... Ankara'da başsavcı vekilleri değişecek, çünkü 'Dediğimiz operasyonları yapmıyorlar' dedikleri şudur; şöyle anlatalım, şöyle basitçe anlatalım: Bir belediyenin nasıl denetleneceği bellidir. Ya rutin denetlenir; yani rastgele ya da düzenli zamanlarda gidilir, evraklar istenir ve işi bilen denetçiler tarafından, müfettişler tarafından denetlenir. Bir eksik görülürse sorulur, kusur görülürse yazılır, suç şüphesi varsa bakanlıktan yargılanmak için izin istenir. Eğer bir iddia varsa —yani birisi şikayette bulunduysa, ihbarda bulunduysa— gidilir, o ihbar incelenir, aynı usullerle denetim ve yargıya doğru gidilir. Bunun dışında bir denetleme yolu, yöntemi yoktur. KILIÇDAROĞLU'NUN 'PARTİDE KAL' ÇAĞRISINA YANIT VERDİŞimdi, şimdi şunu bir görelim. Bir yandan da 'Efendim, yeni parti kurulur mu? Efendim kurulmasın, nereye gidiyorsunuz, niye gidiyorsunuz?' anlayamadım. Kimse yeni parti kurmanın meraklısı değil de, değil de yeni partiyi sokakta iktidar yürüyüşümüzü kesip, partiyi baraj altına çekip umudunu tükettiğin emekli soruyor yeni partiyi. Böyle soruyor, böyle. Kolumu çimdikliyor 'yeni parti' diye.
Yeni partiyi, nasırlı elleriyle kiraz toplayan teyzem soruyor. Sanayide bütün gün çalışan kalfa soruyor. Yeni partiyi, 'Alın terimin karşılığını alırsam sosyal demokratların iktidarında alırım, sendikaya kavuşurum, yarın öbür gün daha iyi çalışırım' diyenler arıyor. Yeni partiyi 'Bu ülkenin artık bu ülkede yaşayamayacağım, dünyanın başka bir tarafına gideceğim' diyen gençler soruyor yeni partiyi. Ondan sonra diyor ki 'Anlamadım, niye yeni parti diyorsun?'
Hem, hem seçilmeden geleceksin, AK Parti yargısıyla atanacaksın, 6 yıl öncesine kendini, 6 yıl öncesinden bugüne olmayan mazbatanla ışınlatacaksın; eline verilen delege ki 500 tanesi o seçimde oyu bana değil, sana vermiş. Ya insan bundan bir şey anlar ya. O seçimde "iradesi sakatlandı" dediğin seçimde sana oy veren 500 delege imza vermiş 'Gel, kurultayı yenileyelim' diye, ona yok. Bu kurultayda 1333 delege, tarihin en yüksek oyuyla oyunu kaybetmemeye yemin etmiş, kazanan CHP'nin iktidar yürüyüşüne vermiş; 'Ben kurultay yapmayacağım. Yaparsam eylülde başlayacak, nisana kadar sallayacağım. Erken seçim olursa AK Parti'ye böyle yakalanacağım. Bütün umutları kaybettireceğim'. Ondan sonra 'Ya niye yeni parti, niye konuşuluyor, hiç anlamıyorum.' Millet anlıyor niye konuşuluyor. Milletin umudunu burada tüketirsen, millet umudu yeni partide arıyor! "YÜZDE 90'IN ALTINDA OY ALIRSAM BIRAKIYORUM..." Ömrüm boyunca, kendimden önce görev yapan genel başkanlarla konuşurken düğmem açık konuşmadım. Adlarını alıp bir kere kötü kelime söylemedim. 'Benden önceki genel başkan demediğini bırakmadı; olsun, o beni eleştirir, onun hukuku bana emanet' dedim. Şimdi buradan söylüyorum: 2023'te yapılmış seçim için, 2025'te seçilmiş il başkanlarını görevden alıyorsunuz. 60 tanesi sizin döneminizin il başkanı. Niçin seçilmiş CHP'ye saygı duyuyorsun, atanmış benle yürümüyorsun diye bu partinin evlatlarını kıyıyorsunuz, partiden atıyorsunuz? En sonunda da dönüp dolaşıp, 'Öyle yapamam, böyle yapamam' diyorsunuz. Giderken 1 milyon 250 bin üye vardı, 2 milyona çıkardık Allah'a şükür. Etmeyin, istifa dediniz; maalesef 50 bini istifa etmiş, 1 milyon 950 bin üyemiz var. Ve görüyorum ki, 'Ben aday olmam, hiç olmadım, aday gösterilirsem olabilir' falan lafları yeniden geri gelmiş. Tam zamanı! İlk kez, Sayın Kılıçdaroğlu, size bu kürsüden, bu kürsüde siz görev yaptınız, konuştunuz; ben orada oturdum, orada oturdum, burada oturdum. Alay ediyorlar benle, 'Aday oldunuz, ben burada gözyaşı döktüm.' Bu kürsüden, ama bu kürsünün ilk sahibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür, son sahibi ne benim ne sensin! Madem ki partilisin, mademki bölünmek istemezsin, mademki 'Bölünme olursa AK Parti'ye yarayacak' diye sanki bölebilecekmiş gibi konuşursun; buradan açıkça söylüyorum, açık açık! İster 1 milyon 950 bin üyemizle, istifa edenleri geri çağıralım 2 milyon üyemizle, ister son bıraktığın 1 milyon 200 bin üyemizle; ikimiz, tüm üyelerle genel başkanlık yarışına girelim, kaybeden CHP'yi salsın! CHP'yi salsın! Kaybeden siyaseti bıraksın! Sayın Kılıçdaroğlu! Çağrı yapıyorsun ya, çağrı yapıyorum! İkimiz yarışalım 2 milyon üyeyle! %90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum!"