Bu ülkede bazı kavramlar bilerek ya da bilmeyerek birbirine karıştırılıyor. Sonra da ortaya zehirli bir dil, yaralayıcı bir siyaset ve toplumun sinir uçlarına dokunan bir kibir çıkıyor. Türk olmak ile Türkçülüğü aynı şey sanmak –ya da bilinçli biçimde öyle göstermek– bu karışıklığın en tehlikeli örneklerinden biridir.
Türk olmak bir aidiyet meselesidir. Ortak bir tarih, ortak bir kader, ortak bir hukuk ve ortak bir gelecek bilincidir. İnsan bu millete doğarak, bu milletle yaşayarak, bu milletin sevincini ve acısını paylaşarak mensup olur. Türk olmak, bir soy cetveli yarışı değil; bir birlikte yaşama iradesidir.
Türkçülük ise bambaşka bir yerde durur. Özellikle “kafatasçı” biçimiyle Türkçülük, milleti birleştiren değil, parçalayan bir zihniyeti temsil eder. Kendini merkeze alan, başkasını dışlayan, “daha Türk”, “asıl Türk” gibi hiyerarşiler üreten bu anlayış, milleti bir ortaklık olmaktan çıkarıp ayrıcalıklı bir sınıfa dönüştürmeye çalışır. O noktada artık aidiyet değil, üstünlük iddiası vardır.
İşte ince ama hayati çizgi tam da buradadır.
Bir millete mensup olmak ile, o milleti başkalarına karşı bir silaha dönüştürmek aynı şey değildir. Türk olmak; bir etnik kimliğin kafatasında, kanında ya da DNA’sında aranması değil, hukukta ve vicdanda tanımlanmasıdır. Kafatasçı zihniyetin anlamadığı ya da anlamak istemediği şey de budur.
Cumhuriyetin kurucu aklında “Türkçülük” yoktur; millet anlayışı vardır. Bu anlayış, insanları kökenlerine göre ayıran değil, ortak vatandaşlık paydasında birleştiren bir anlayıştır. “Türk” kavramı, bir ırk tanımı olarak değil, siyasal ve toplumsal bir kimlik olarak kullanılmıştır. Çünkü millet, kan bağıyla değil; ortak irade ile kurulur.
Kafatasçılık ise bu iradeyi yok sayar. İnsanları doğuştan “bizden” ve “bizden olmayan” diye ayırır. Bu zihniyet ne bu toprakların tarihine uyar ne de birlikte yaşama tecrübesine. Üstelik ironik olan şudur: En çok “millet” dediğini iddia edenler, milleti en çok bölenlerdir.
Bu ülkenin ihtiyacı daha yüksek sesle bağıran kimlikler değil; daha derin bir adalet duygusudur. Daha fazla dışlama değil; daha güçlü bir birlikte yaşama ahlakıdır. Kafatasına bakan değil, insana bakan bir millet tasavvurudur.
Türk olmak, başkasını küçümsemek değildir. Türk olmak, başkasını dışlamak hiç değildir. Türk olmak; bu ülkenin hukukuna, ortak yaşamına ve geleceğine sahip çıkmaktır. Gerisi ideoloji değil, tehlikeli bir sapmadır.
İnce çizgiyi bilmek gerekir. Çünkü o çizgi kaybolduğunda, millet fikri yücelmez; sadece zulüm el değiştirir.

