?>

Özgür Özel'den yeni parti açıklaması

Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kurulması beklenen yeni parti hakkında yaptığı açıklamada isim ve logo üzerinde çalışıldığını duyurdu.

Siyaset - 1 saat önce

Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kurulması beklenen yeni parti hakkında yaptığı açıklamada isim ve logo üzerinde çalışıldığını duyurdu. Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Özel, Kemal Kılıçdaroğlu'na 'FETÖ' üzerinden verdiği yanıtta, "FETÖ'cülerin saldırısına uğramış birisine bu attıkları çamur yapışmaz" dedi. Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) 15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi'ne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Özel, “15 Temmuz’u o gün tanımlamanızla, bugün tanımlamanız arasında bir fark var mı?” sorusu üzerine, “Şükürler olsun yok. Çünkü o gün 15 Temmuz’a farklı gözle bakıp, daha sonra zaman içinde fikir değiştirenler ya da o günkü tutumla bugün arasında farklılığı olan siyasetçiler var. Bu tarihsel tutarsızlığa sahip olmayı hiç istemezdim. Tarihin doğru tarafında olma meselesini hep vurguluyoruz" dedi.

“TARİHİN DOĞRU TARAFINDA YER ALDIK” Sözcü TV'de konuşan Özel, konuşmasını şu ifadeler ile sürdürdü:

“Biz 15 Temmuz akşamı tarihin doğru tarafında yer aldık. Darbenin karşısında; seçilmiş Meclis’in, milletin seçtiklerinin yanında, arkasında durduk, demokrasinin tarafında durduk. Bugün de aynı taraftayız. 14 Temmuz’u 15 Temmuz’a başlayan gece Meclis geç saatlere kadar çalıştı ve yanılmıyorsam saat 03.00 gibi gece yarısı Meclis kapandı. Ertesi gün de cumaydı ve Meclis kapalıydı.

Ben Ankara’daydım, nöbetçi Grup Başkanvekili bendim. Akşamüstü üç arkadaşımla birlikte, bunlardan biri de maalesef ki şu anki Çankaya Belediye Başkanımız Hüseyin Can Güner. Oturduk Meclis’e yakın bir yerde sohbet ettik, çay - kahve içtik. Belirli bir saatte ayrıldık, akşam 20.00 gibi falan. 21.00’e doğru tam misafirhaneye girmek üzereyken bir uluslararası ajansın muhabiri aradı. Sordu, dedi ki ‘Bir hareketlilik oldu. F16’ların Ankara üzerinde uçmakta olduğu…’ derken ilk sesi duydum. İlk önce ‘Size gelen bir bilgi var mı?’ dedi.

Ben sorduğumda dedi ki işte bir F-16’nın Türk hava sahasına girdiğini, Anıtkabir’i vurmak istediğini, buna karşı… Yani darbe girişimini yapanlar kendi hareketliliklerini böyle maskelemeye çalışıyorlardı. Birkaç dakika sonra bir başka gazeteci arkadaş aradı. ‘Genelkurmay’ın önünde askerle polis karşı karşıya gelmiş, duydunuz mu?’ deyince işin rengi… Ben hızlı bir şekilde televizyonu açtım. O sırada Boğaz Köprüsü falan, Boğaz Köprüsü’ne ilerleyen tankları görünce milletvekili grubumuza çağrı yaparak ‘Ankara’da olan bütün milletvekillerimiz genel merkeze gelsinler’ dedim.

Hızla kendim genel merkeze gittim. 14 - 15 arkadaşımız da genel merkeze geldiler. Yolda giderken zaten ‘Ne yapmamız lazım?’ diye zaten düşünüyordum. Dedim ki ‘Darbeler bir amaçla, siyasi amaçla yapılırlar. Darbelerin askeri hedefleri vardır, o gece için varmak istedikleri. Siyasi hedefleri vardır, varmak istedikleri. Bir de sembol mekanlar vardır. O mekanlar ele geçirildiğinde darbe başarılı olur.

Bunlardan biri geçmişte Çankaya Köşkü’ydü. Ondan sonra işte Cumhurbaşkanı’nın sarayı olacaktı mutlaka. Hep darbeler Meclis’i kapatır, kuşatır.’ Dedim ki ‘Eyvah, Meclis kapalı. Bu darbeye Meclis’ten direnmek lazım.’ AK Partili arkadaşlar da hakkımızı teslim ediyorlar. Meclis’in açılma fikri bana aittir ve ben AK Parti’deki grup başkan vekillerini, Meclis başkan vekillerini, Sayın Meclis Başkanı’nı, onlara ulaşarak ve ulaşmaya çalışarak, ulaşabildiklerimi ‘Biz darbenin karşısındayız, darbeler Meclis’i kapatırlar. Biz Meclis’i açık tutalım, hep birlikte bu darbeye Meclis’ten direnelim’ dedik.” 

“MECLİS’İ AÇMA ÇAĞRISI BİZDEN GELDİ”

(İlk çağrı sizden geldi, ilk adım.) “Bizden geldi. Onu zaten kabul ediyor arkadaşlar da. Meclis Başkanı İsmail Kahraman da diyor ki ‘Biz Meclis’i açmalıyız, fikri bende vardı. Sizden, muhalefetten de böyle bir öneri gelince derhal talimatı verdim, ‘Meclis’i açalım diye’ diyor. Onun da hakkını yemiş olmayayım. ‘Ben de bunu düşünüyordum’ diyor. ‘Meclis’in açılmasını teklif edecektim gruplara. Muhalefet de bunu öneriyor, CHP de bunu öneriyor, dediklerinde Meclis’i açmaya karar verdik’ diyor. Ardından biz bir değerlendirme toplantısı ile Meclis’e doğru geldik.

Orada haklarını teslim etmek gerekir, Meclis’e ilk giren üç milletvekili Uğur Bayraktutan, Tufan Köse ve Bülent Tezcan’dır. Onlar, ben onları genel merkeze çağırmadan önce bir hareketlilik, bir şey buralarda… ‘Bir gidelim Meclis’e, bir bakalım Meclis’te ne var - ne yok?’ deyip Meclis’e giren üç milletvekilidir. Bizim çağrımızla genel merkeze gelip sonra bizimle tekrar Meclis’e geldiler. Orada da bir haksızlık yapmış olmak istemem.

Meclis’e geldiğimizde İsmail Kahraman, Meclis’i açmıştı. Meclis’te AK Parti’den Grup Başkanvekili Mehmet Muş vardı. Şu anda Plan - Bütçe Komisyonu Başkanı olan. Onlarla selamlaştık. 10-12-15 derken o 100’lü rakamlara birkaç saat içinde Meclis ulaştı. Sonra kapalı Meclis açılınca darbeciler Meclis’i hedef almaya başladılar. Bombardıman başladı. Belirli bir sürü bombalar altında çalışıldı, sonra Meclis Başkanı’nın koruma ekibi avizelerin düşük milletvekillerini öldürebileceklerini…

Çünkü çok sallanıyordu avizeler. Bunun için alt katta, aşağıda bir sığınakta Parlamento Salonu gibi kullanılabilecek bir yer olduğunu söylediler. Öyle olunca geçmeyi kabul ettik. Gittiğimizde gördük ki öyle bir şey yok aslında. Öyle düşünülmüş ama öyle bir hazırlık yapılmamış. Ama sığınağa girdik ve geceyi sığınak da geçirdik.”

“HER ŞEYİN GARANTİSİ, MİLLETİN MEMNUN OLMADIĞINI GÖNDEREBİLMESİDİR” CHP lideri Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “FETÖ tehdidi kalkmadı” sözleri için şunları söyledi:

“Bu konuda 2-3 şey söylemek isterim. Sayın Bahçeli’nin yorumları üzerinden değil daha bütüncül bir şey söylemek isterim. Ben o gece buraya koşarken, gelirken tüm milletvekilleri gibi, ‘Bizden bir süre haber alamazsınız, korkmayın, Meclis’e gidiyoruz’ dedik. Ailelerimizle haberleştik, helalleştik. Uzunca bir süre benden haber alamadıklarında, sığınakta telefona çekmiyor, çıktığımda kızım telefonda ağlıyordu, o zaman yaşı çok daha küçüktü. Çok endişe etmişlerdi.

O gece buraya gelen bütün milletvekilleri canları pahasına buraya geldiler. Biz, canımız pahasına neyi savunmaya geldik? Benim canım pahasına savunmaya geldiğim şey Cumhuriyet’in en büyük kazanımı olan seçme, seçilme hakkı, sandık ve demokrasi. Yani ülkeyi seçilmişler yönetsin diye, Atatürk bu ülkeyi bir tek adamı rejiminden kurtardı, getirdi bir Meclis kurdu, kurulan Meclis kurumsallaştı, çok partili rejime geçildi. Ve bütün eksikliklerine rağmen bir parlamenter demokrasi yerleşti. Onu savunmak için geldik.

Çünkü eğer seçimle gelenin seçimle gittiği bir düzeniniz yoksa bugün ülkede bir iktidar vardır ve yarın darbeye açıktır. Bugün ülkede bir refah vardır, yarın yoktur. Hiçbir şeyin garantisi yoktur. Her şeyin garantisi, hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığıdır, demokrasidir. Milleti memnun olmadığını gönderebilmesidir. Bir kere bunu görmek lazım.”

“ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANALIM” “Bugün bir bütünlüklü bakış açısından baktığınızda, o gün muhalefetin de desteğiyle, o gün milletin desteğiyle ve milletin takdiriyle, şehitlerimizi rahmetle analım, gazilerimize bir kez daha minnet duyalım, milletin koruduğu şey bu parlamento ve Cumhuriyet rejimiydi. Şimdi bugün geldiğimiz noktada o gün seçilmişlere darbe yapanların uzaklaştırmaya çalıştıkları, bugün seçilmişlere darbe yapıyorlar.

Darbeler her zaman iktidarda olan yapılır, iktidarda olanlar darbenin muhatabıdır, kaçarsa kaçar, direnirse direnir, ondan da bu beklenir. Direnmesi beklenir. Ama herkes döner muhalefete bakar, ana muhalefetin de gözünün içine bakar. Bizim gözümüzün içine baktıklarında o gece demokrasiden taraf olan bir parti ve milletvekillerini gördüler. Şimdi ben o gün darbeye muhatap olan iktidar partisinin gözünün içine baktığımda, 23 yıl boyunca seçim kazandığında seçim sonuçlarını baş tacı eden, ilk seçim kaybettiğinde sonucu hazmedemeyen bir anlayış görüyorum.

Ben, iktidar partisini yönetenlere baktığımda ya da onun atadıklarına baktığımda seçim sonuçlarına saygı duyan değil, ‘İstanbul’u kazanan, Türkiye’yi kazanır’ diye söyleyip sonra İstanbul’u üst üst üste 3 kez kazanan, matbaası iptal edilmesine rağmen tekrar seçimde açık farkla kazanan, sonra 1 milyonun üzerinde farkla 5 yıl yönettikten sonra kazanan birisini alıp hapse koymalarını, yani bir Cumhurbaşkanı Adayını siyasetten menetmeye çalıştıklarını görüyorum. Yani karşılarındaki rakibi hapse attıklarını görüyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin başarılı belediye başkanlarını hapse attıklarını görüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi seçimlerine müdahale ettiklerini, Cumhuriyet Halk Partisi’ne seçilmiş değil, atanmış bir yönetim getirdiklerini görüyorum. Ve yapılacak seçimlerde karşılarındaki bir sonraki iktidar partisini adaysızlaştırmaya, kurumsuzlaştırmaya, kuralsızlaştırmaya, lidersizleştirmeye çalıştıklarını görüyorum.” 

“AK PARTİ İÇİNDE SESSİZ AMA GÜÇLÜ BİR KİTLE RAHATSIZ”

“Şimdi darbeye muhatap olduğunuzda destek istemek önemli de darbeye muhatap olduğunuzda direnmek önemli de milleti sokağa çağırmak önemli de siz darbeye kalkışırsanız ne oluyor? Bu sefer darbeye muhatap olanlar işte örneğin miting yaptıklarında, ‘Milleti sokağa mı çağırıyorsunuz?’ diyor. Eğer sandık ortadan kalkıyorsa sokak meşru bir haktır.

15 Temmuz akşamı bu hak kullanılmıştır yani sokağa dökülme meselesine geldiğinde. Sandığı ortadan kaldıranlar şimdi sandıkla gelip, o gün darbeye muhatap olanlar bugün sandığı ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Burada bir istisna tutmak isterim. Her yerden şu haberler geliyor, ‘AK Parti’nin içinde de çok sayıda arkadaşımız rahatsız.’ Böyle rahatsız olanları rahatsızlıklarını dile getirmeye, partileri içinde bunun mücadelesini vermeye davet ediyorum ama ayırıyorum.

(Temasa geçen oldu mu iktidar kanadından?) Arkadaşlarımızla, her birimizle temasa geçen, birebir diyaloglarda bu yapılanları kimsenin onaylamadığını söyleyen sessiz ama güçlü bir kitlenin içeride olduğu söyleniyor.”

“BU İŞTEN RAHATSIZ OLANLARIN SÖYLEYECEK BİR ŞEYLERİ YOK” “Ayrıca şunu da söylemem gerekir. Bir kesimi ayırarak söylemek gerekir dediğim de bu işten rahatsız olanlar konuşmalı. Ama bu işten rahatsız olmayanların bugün çıkıp da darbe konusunda, darbecilere direnç konusunda, demokrasi falan konusunda söyleyecek bir şeyleri yok. Onu çok net bir şekilde ortaya koymak lazım.

Şunu da söylüyorlar, ‘15 Temmuz gecesi muhalefetin en acarı Özgür Özel’di, kalktı ekibini topladı, geldi.’ Ben dedim ki o gece kürsüde. ‘100 yıllık partiyiz, yeneriz yeniliriz. Ama hiçbir darbeden medet ummadık, hiçbir darbeye teslim olmadık. Darbecilerin tam karşısında, demokrasini ve seçilmişlerin arkasındayız.’ Bunu diyen kişiyi biz partisinde seçildiği koltuktan indirdik. Onların deyimiyle söylüyorum.

O dönemde işte Kemal Bey’in darbe ile ilgili yaptığı değerlendirmeleri eleştirerek, ‘Darbeye darbe demeyen, sanal darbe eden, tiyatro diyen birisini aldık buraya getirdik. Bu ne yaman çelişki’ diye AK Parti’nin içinden çok söz geliyor. Ben tabii 15 Temmuz gecesi tutumumun, partimizin tutumu olduğunu her zaman söyledim. Onu her zaman bir kez daha ifade etmek isterim.”

“BU ATTIKLARI ÇAMUR BİZE YAPIŞMAZ” (Kemal Kılıçdaroğlu’nun, FETÖ’cü YouTuberlar’ın kendisine destek verdiği iddiaları hakkında) “Bir şey söyleyeyim, Kemal Bey buna bir kere kalkıştı.Bayramlaşmada o topladıkları kalabalığa hitap ederken, orada bir FETÖ iması yaptı.

Cevabı Balyoz mağduru, içeride yıllarca yatmış, Askeri Casusluk mağduru, Ergenekon mağduru, o günlerde her ihtiyaç duyduklarında yanlarında Özgür Özel’i, Veli Ağbaba’yı, Nurettin Demir’i, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu konudaki Cezaevi Komisyonu üyelerini, Siyasi Davaları Takip Komisyonu üyelerini görenler, o günlerde işte Ali Tatar’ın kardeşi Sevgili Ahmet Tatar’ın başkanı olduğu Kumpas-Der, kumpaslara karşı kurulmuş olan Kumpas-Der’den, dönemin Genelkurmay Başkanından ve bütün FETÖ mağdurlarından aldılar.

Kemal Bey’e en sert eleştiriler o günlerde ‘Herkese FETÖ’cü diyebilirsiniz de, Özgür Özel ve arkadaşlarına diyemezsiniz. FETÖ’nün en acımasız döneminde yanımızda bir tek onlar durdu’ dediler. Bunun üzerine SZC Televizyonu’nda yapılan geri almayı, telafiyi, ‘Ben onu demek istememiştim. Kendi FETÖ’cü danışmanlarım vardı onları ayıklayamışım, onları kastettim’ gibi bir özeleştiriyi aldık, kabul ettik. Dursun.

Ona bakarsan şimdi YouTuber’ların hepsi, YouTube’da yayın yapanların hepsi Kemal Bey’in karşısında. Bunların yüzde 99’u normal bağımsızken, içlerinde yüzde 1 tane, yüzde 2 tane yurt dışından yayın yapan YouTuber varsa, o da öyle bir değerlendirme yapmışsa, bu bana destekle ve benimle ilişkiyle olacak diye bir şey olabilir mi?

Ona bakarsanız yıllarca Kemal Bey’e bu suçlamayı AK Parti yöneltiyordu. ‘Yurt dışındaki FETÖ’cü YouTuberlar iktidara karşı, muhalefeti desteklemeye kalkıyorlar. Kemal Bey’i destekliyorlar’ diyorlardı, ‘Bunlar FETÖ’cü’ diye. Şimdi Kemal Bey yıllarca kendisine yapılan bu ithamı döndürüp bana mı yapacakmış? Olacak şey mi? Ben bu bahçede ‘Kemal Bey’i FETÖ’cüler destekliyor, yurt dışından YouTuberlar destekliyor’ iddialarına cevap vermekle geçti benim ömrüm.

Çok net bir şey söyleyeyim. Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk‘ta dimdik duran, buna karşı sekiz tane kitap yazan bizim ekibimiz, bunun üç tanesi Cumhuriyet Yayınları’ndan ISBN numarası olan kitaplar. Darbe gecesi burada net duran, darbeden sonraki süreçte de her fırsatta FETÖ’cülerin hedefi olan, FETÖ’cülerin saldırısına uğrayan birisine bu attıkları çamur yapışmaz. O konuda biz teflonuz, bizde durmaz. Üstünde duran varsa kendisini sorgulayacak. Üstüne yapışan varsa kendini sorgulayacak. Bize yapışmaz.

Benim bu FETÖ meselesi ile ilgili devrin Genelkurmay Başkanı bana dava açtı. O güne kadar açılmış en büyük tazminat davasıydı. Düşünün, bundan herhalde yedi yıl önce 500 bin liralık dava. Davayı biz nasıl kazandık biliyor musunuz? ‘Senin silah arkadaşların sana hakkını helal etmiyorlar, ölenler hakkını helal etmeden öldüler’ dediğim kişiye karşı o kişinin yaşayan 254 silah arkadaşı ‘Özgür Özel lehine tanıklık yapıyoruz’ dilekçesi verdi.

O yüzden ‘Sen FETÖ’nün önünü açan adamsın’ dediğimde, atamalarla FETÖ’nün önünü nasıl açtığı konusunda bana şahitlik edecek 254 tane amiral, general, albay vardı. O yüzden bu laf bana yapışmaz. Ama bu lafın yapıştıkları varsa kendilerini sorgulayacaklar.”

“SİYASİ BİR OPERASYONUN ANKARA AYAĞININ İLK ADIMI” (Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’in tutuklanması hakkında) “Çankaya Belediyesi’ne geçtiğimiz günlerde, iki gün önce yaptığımız çağrı ile, bir yürüyüş, belediye önünde de bir konuşma yapmıştık yani. Çankaya Belediyesi’ni o anlamda yalnız bırakmış değiliz. İlk tepkimizi orada yaptık. Ama tutuklama sonrasında ilk sizin yayınınıza katılıyorum. Şunu söylemem lazım. Hüseyin Can Güner siyasi bir operasyonun Ankara ayağının ilk adımıdır maalesef.

Bugün 15 Temmuz, 15 Temmuz bir darbedir. İlk gün ‘darbe’ dedik. Kanlı bir darbe girişimidir. İlk gün dediğim başka bir şey var, 19 Mart günü Ekrem İmamoğlu tutuklandığımda da ‘Bu bir darbe girişimidir’ demiştim. Bu darbe mevcut iktidarın kendinden sonraki iktidara yaptığı, mevcut Cumhurbaşkanının kendinden sonraki Cumhurbaşkanına yaptığı, yapmaya kalkıştığı bir darbe girişimidir. Çeşitli darbe yöntemleri hep oldu, askeri darbeler, sivil darbeler, postmodern darbeler, e-muhtıra. Bu da geleceğe yapılan darbedir. Fütüristik bir darbedir.

O darbe İstanbul odaklı başlamıştı. Çünkü biliyorsunuz aldığı bütün kararlar neredeyse Anayasa Mahkemesi tarafından bozulan, düşünün üyelerinin tamamı AK Partili Cumhurbaşkanları tarafından atanmış Anayasa Mahkemesi var. O Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinin 15’inin de ‘hak ihlali’ diye bozduğu kararlara imza atan hakimken Akın Gürlek’i, Erdoğan alıp Adalet Bakan Yardımcısı yapmıştı.

Kararların tamamı Anayasa’ya aykırı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı. Kritik kararlarını saymaya başlayacaksak; yani Sırrı Süreyya Önder’e verdiği cezadan tutun da İstanbul İl Başkanımız Canan Hanım’a verdiği cezaya, efendim Grup Yorum’a verilen cezadan tutun da Selahattin Demirtaş’a verilen cezaya kadar tutun bütün hukuk katliamlarının, siyasi operasyonların içinde o var. Mahkeme mahkeme gezdirilir, istenen kararı verir. Siyasi bir göreve geldi, artık hakimler ve savcılar siyasete girdi. O göreve dönemezler.

Hayır efendim Anayasa’da Bakan Yardımcılığı diye yazmadığı için bu yasak, çünkü Bakan Yardımcılığını sonradan ihdas ettiği için Erdoğan aldılar Akın Gürlek’i İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı yaptılar. O günden itibaren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı adayımız olduğu için bir siyasi operasyon başladı. İstanbul’da yaptıklarını yaptılar. Bugün gelinen noktada o kişiyi alıp tekrar bakan yaptılar Hakimler Savcılar Kurulu’nun başına.” 

“HÜSEYİN CAN GÜNER, ÖZEL SEÇİLMİŞ BİR İSİM” “Geçtiğimiz günlerde çıkan kararnamelerle Ankara’da İstanbul’un yaptığı gibi siyasi operasyonlar yapmayan, ‘Delil yoksa yapmam, belediyenin nasıl denetleneceği belli. Müfettişler bir eksik bulursa giderim. Eksik yoksa gidip bütün dosyaları alıp iş adamlarla baskı yapıp, efendim iş adamlarını mal varlıklarıyla tehdit edip, gencecik bürokratları uzun yıllar hapisle tehdit edip, onları iftira atmaya zorlayan sistemi biz Ankara’da yapmayız. Bir biz usulüne uygun denetimler yaparız. AK Partili belediyeye ne yapıyorsak CHP’ye de öyle tavrı içinde oluruz’ diyenler gitti.

İstanbul’da bu operasyonları yapan ekibin içinden isimler, buraya geldi ve yerleşti. Burada yapılan operasyon Çankaya Belediyesi’ne, siyasi bir operasyondur. Hüseyin Can Güner, özel seçilmiş bir isimdir.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yıllardır evladı gibi yanında olan, Özgür Özel’in yıllardır avukatlığını yapmış olan, Özgür Özel’in güvendiği ve inandığı, 16 yaşından beri partiye gelip giden, 18 yaşından beri parti üyesi olan, efendim işte gençlik kolları başkanlığından ilçe yöneticiliği ve belediye başkanlığına kadar kritik görevleri üstlenen, hem Özgür Özel’in canını yakacak, hem Özgür Özel’e mesaj olacak, hem de Ankara’da felaketin ilk adımının atıldığı ile ilgili korkuyu Ankara’ya yayacak, mesajı Ankara’ya yayacak, bundan siyasi menfaatler umacak bir adımdır.

O yüzden tek üzüntüm şu. Hüseyin’le her konuştuğumda… Biz birbirimizin her şeyine kefiliz. Hüseyin’in hiçbir yanlışın herhangi bir yerinde, bizi utandıracak herhangi bir şeyin herhangi bir noktasında olmadığını biliyorduk. Polis sorgusu, savcılık sorusu, hakimlik sorgusu… Hiçbirinde Hüseyin Can’ın bırakın tutuklanmasını ve gözaltına alınmasını, çağrılıp da ifadesine başvurulmasını gerektirecek bir şey yok.

Aynı dosya defalarca müfettişler tarafından incelenmiş. Hatta Sayıştay bu rapora, bu ihalenin, ‘Neden iptal ettiniz?’ diye sorulan ihalenin iptalinin kamu yararı, kamu menfaati yarattığını, işin daha sonra daha ucuza yaptırdığını söylemiş. O yüzden Hüseyin Can’ın muhatap olduğu durum, bir yolsuzluk soruşturması ya da bir mali suç dosyası değil; siyasi bir operasyondur.”

“O AÇIKLAMAYI ÇOK AYIPLADIM, ÇOK İÇİMİ YAKTI” (Sayın Kılıçdaroğlu ‘Kuşkularım var’ dedi ve o yüzden sessiz kaldığını söyledi.) “Çok ayıpladım, çok ayıpladım. O çok içimi yaktı. Bir de Hüseyin Can, Çankaya Belediye Başkanı iken Sayın Kılıçdaroğlu defalarca kendisini arar, konuşur, birtakım istekler, talepler… Vatandaşın talebi; kendisine doğal olarak önceki Genel Başkan olarak telefonlar geliyor, istekler geliyor, belki şikayetler geliyor.

Onları söyleyen, Hüseyin Can Güner’in hiç saygıda küsür etmediği ve Hüseyin Can’ın hikayesini bilen ki Hüseyin Can çocukluğunda yetim kalmış. Bir İnfaz koruma memuru annenin çocuğu. Annesi hala Ayaş Kadın Cezaevi’nde gardiyan, infaz koruma memuru. Halen. 33 yıldır o işi yapıyor. Hüseyin Can annesinin Adalet Bakanlığı’ndan aldığı infaz koruma memuru maaşıyla büyümüş. Adalet Bakanlığı lojmanlarında, personel lojmanlarında büyümüş bir çocuk.

Hüseyin Can’da en ufak bir leke olmadığını, onda şüphe duyulacak hiçbir şey olmadığını en iyi bilmesi gerekenlerden biri Sayın Kılıçdaroğlu. Sorunun karşısında takılıp da… Çünkü ne çıkıyor oraya? Bir şey çıkıyor ortaya. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına, örnek Ekrem İmamoğlu’na operasyon yapıldığında Özgür Özel’in ne yaptığı belli. Gidiyor, büyük bir mücadele başlatıyor.

O günden bugüne durmuyor. Kendi hedef oluyor, ailesi hedef oluyor. Saldırıya uğruyor. Çocuklarının, eşinin adresleri ilan ediliyor. En yakınlarına saldırılıyor. Gözaltılar oluyor, bilmem ne oluyor. Dokunulmazlıkla tehdit ediliyor. 54 fezleke geliyor. Özgür Özel belediye başkanlarını yalnız bırakmıyor, arkadaşlarını yalnız bırakmıyor değil mi? Hikaye o. Seçilmiş Özgür Özel. Şimdi bakıyorlar; ‘Siz ne yaptınız?’ ‘Operasyon oldu belediyeye. Ankara’nın kalbine. Niye bir açıklamanız olmadı?’ sorusuna böyle bir uzun sessizlikten sonra ‘Şüphelerim var’ lafı hiç yakışmadı. İçimi yakmıştır, çok ayıp olmuştur.”

“DOSYAYI ELDE TUTUP YARGITAY’A YOLLAMIYOR” CHP lideri Özel, “Yeni partiye ilişkin bir tarih ilan edecek misiniz?” sorusu üzerine şöyle konuştu:

“Bu sorunuzdan bir soru çıkararak ve onu yanıtlayarak başlamak isterim. Önemli görüyorum. ‘Yargıtay’dan bir sonuç çıkmazsa’ diyoruz ya ve Yargıtay’a bir beklenti yönlendiriyoruz ya. Örneğin Sayın Devlet Bahçeli de demişti, ‘Yargıtay’ı beklemeliler.’ Herkes bunu söylüyor ya.

(Sayın Kılıçdaroğlu da ‘Temyiz’ dedi, ‘Çeksin o zaman Özgür Bey’ dedi.) Aynı şey. Şu anda şunu bilelim. Dosya Yargıtay’da değil, dosya kararı veren mahkeme, Adalet Bakanlığı’nın açık baskısıyla… Zaten böyle bir karar veremeyeceğini bütün Yargıtay konuşuyor. Deniyor ki ‘İstinaf Mahkemesi sonuç doğuracak tedbir kararı alır mı?

Bu tedbir kararı sonucu etkiliyor. Bu da Yargıtay’ı yok saymak demek. Nasıl böyle bir karar alınabilir?’ Bu istinaf kararını alan mahkeme BAM Mahkemesi dosyayı 55 gündür elinde tutuyor. Normalde bir günlük iştir gitmesi, yollaması. Düğmeye basacak, dosyanın Yargıtay aşaması başlayacak. Bir gün olmaz; işte tebligat-mebligat, bir hafta.

Onları 15 güne uzatıp, ikinci bir 15 gün yaratıp, NATO’ya kadar ‘Hastayım’ diye izin alıp, NATO’yu boş geçirip, şimdi yeniden rapor almışlar. Düğmeye basmak memurun görevi, oradaki müdürün görevi. O görevi hakim üstüne almış, ‘Düğmeye basmasın’ diye. Düğmeye basmıyor 55 gündür.

O yüzden dosya Yargıtay’a gitmiyor. Bu ne demek? Aldığı karara güvenmiyor, inanmıyor, korkuyor ‘Yargıtay bozacak’ diye. Tabii bir dosyayı elde tutup Yargıtay’a yollamamak nasıl bir şey? Hakimler ve Savcılar Kurulu senin canına okur normalde, normal şartlarda. Karar alıyorsun, dosyayı göndermiyorsun. Koca bir siyasi partinin hak aramasının önüne geçiyorsun.

(Hakim adli tatile kadar mı raporlu?) Üç gün almış. perşembe günü geliyor ama iki gün kalmış oluyor. Yani yapmaya çalıştığını görün. Şöyle bir şey. Normal şartlarda hak aramanın, hele hele bir üst mahkemeye gitme hakkının fiilen engellenmesi nasıl bir suçtur ya? Bunu 55 gündür yaptığı gibi üç - beş gün daha yapıp araya bir 50 günlük daha adli tatil sokmaya çalışıyor.

Ne yapacak? Bu sırada belki ben ne yapacağım? Partiden ayrılacağım, parti kuracağım. Böyle bir sonuç doğurmaya çalışıyor İstinaf Mahkemesi. Peki onu kim denetleyecek? Hakimler ve Savcılar Kurulu. Ondan korkar değil mi? Başı, kendisine bu kararı aldıran Adalet Bakanı’nın ta kendisi. İstanbul’da katliamları yapan, gelen ve geriye gidip İBB operasyonlarını yapan, gelen ve burayı dizayn edip buradaki operasyonları yapan, BAM Mahkemesi’ne baskı yapıp alınmayacak bir kararı aldırtan.” 

“BUNDAN BİR ŞEY MURAT EDİYOR” “Bütün bu Meclis’teki 600 milletvekiline sorsanız 590’ının şaşkınlıkla karşıladığı, bütün siyasi partiler hukukunu altüst eden, artık kimsenin koltuğunun garanti altında olmadığı, bir BAM hakiminin istediği partiyi istediğine verebileceği bir süreci başlatan mevzunun kendisi. Şimdi dünya hukuk tarihinde görülmemiş bir şey. Kararı aldın, ben de hakkımı aramaya gideceğim. ‘Hakkını arama’ diye karara sarılmış, oturuyor. Bundan bir şey murat ediyor.

Murat, bundan bir şey murad ediyor. Bu öyle böyle bir şey değil. Yani yapılan bu iş mutlak kararının, karar alınmadan önce kimin heyete nasıl bağırdığını falan biliyoruz. Heyetteki kadın hakimlerden birinin nasıl bundan etkilendiğini çok yakından biliyoruz. Bunların hepsini günü geldiğinde, ifadelerine başvurulduğunda, tanıklıklarına başvurulduğunda, ‘Nasıl baskılar yapıldı, nasıl yapıldı?’ O kadar büyük bir iştir.

Mahkeme başkanı bir memurun yetkisinde olan sevk düğmesini ‘Sen basmayacaksın düğmeye, ben basacağım’ diyerek 55 gündür benim hak arama, Yargıtay‘ın bu kararı bozma hakkını, Yargıtay’ı hiçe sayıyorlar. Koca Yargıtay binasına dosyanın ulaşmasına engel oluyorlar. Düşünün. Burada Yargıtay‘ın kurumsal kimliği de yok sayılmaktadır, hak ama özgürlüğü, anayasal haklar... Ona bu talimatı veren kanunsuz emir veriyor. Ama bu kanunsuz emri uygulayan anayasayı çiğniyor, anayasal suç işliyor.” 

“BİR HAFTA, 10-15 GÜNLÜK İŞ VAR; ONDAN SONRA…” (Ne zaman ilan ediyorsunuz yeni partiyi?) “Şimdi birincisi, 20 Temmuz elbette zaten bekleniyor. Bunun devamında biz Cumhuriyet Halk Partisi’nde birkaç hukuki mücadele veriyoruz ama hepsini bir hafta, 10-15 günlük işleri var. İşte imzaların gereğini yapmadılar. Delegelerin tamamı, düşünün ki son seçimde o seçimde Kemal Bey’e oy veren 600 küsür delegenin 500’ü bile ‘Yapma Kemal Bey, gel kurultay yap’ diye imza vermiş. Biz o imzaları almışız götürmüşüz ve götürdüğümüz o imzalara rağmen kurultayı yapmıyorlar.

Bunun bir mahkeme süreci var. Biraz önce konuştuğumuz Yargıtay süreci var. Bir de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurduğumuz, Parti Meclisi’nin düştüğü ve 40 gün içinde kurultay yapılması ile ilgili bir süreç var. Bunların hepsi bir hafta, 10-15 günlük işler. Ondan sonra Merkez Yönetim Kurulu’nu toplayıp bir karar vereceğiz. İl başkanlarıyla, bu atanmış butlancılarla değil; seçilmiş il başkanlarımla konuşacağım, Parti Meclisimizle konuşacağız. Ona göre koordineli, eş zamanlı birkaç işi birlikte zaten yürütüyoruz.

Yani şunu da söyleyeyim, bir yandan bir grup arkadaşımız yeni parti kurulumu ile ilgili, bir grup arkadaşımız mevcut bir siyasi partinin hazırda bulundurulması ile ilgili her ihtimale karşı… O zaman da anlatmıştım, bir hazırda parti lazım, baskın seçim olursa seçime girmek için. Görüşmeler falan yapıldı, o konudaki hazırlıklar yapılıyor. Bu konudaki hazırlıklar yapılıyor. Yani tüzük yazılıyor, program yazılıyor, kurucular kuruluna karar veriliyor, birtakım hazırlıklar falan yapılıyor. Onunla ilgili.

Ama Temmuz ayının bitimi, Ağustos ayının başlangıcı ile birlikte bu konuda resmi adım da atılır. Tam olarak 22’sinde kurulacak falan böyle bir şey yok. Hukuki yollar bitip bunlar artık bize bu noktada Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yargı bürokrasisiyle, partinin butlan bürokrasisini eşgüdüm halinde birlikte çalışarak, bizim partideki seçme ve seçilme hakkımızı, partideki siyaset yapma imkanlarımızı ortadan kaldıklarına kani olduğumuz noktada adımımızı atarız.”

“KEMAL BEY’İN HİÇBİRİ İŞİNE GELMİYOR”

(Kılıçdaroğlu’nun ‘Paralel yapıya izin vermem’ sözleri hakkında) “‘Paralel yapıya izin vermem’ dediği Meclis’teki milletvekillerinin eğer partinin Genel Başkanı ki, seçilmiş Genel Başkan bir milletvekiliydim. Atanmış Genel Başkan milletvekili olmadığı için parti bir Grup Başkanı seçti. Kural bu. Meclis de Grup Başkanını ve milletvekillerini muhatap alır. Bu kuralın işletilmesinden önce ‘Efendim işte iki başlılık olmaz, paralel yapı olmaz.’ Milletin gönlünde bir paralellik yok ki.

Milletin gönlünde bir gerçeklik var, seçilmiş CHP. Bir de kayyımlık, butlanlık durumu var. O da seçilmemiş, atanmış, istenmeyen CHP. Maalesef Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu ikileme getiren, o görevi kabul eden kendisi. Ama bugün geldiğimiz noktada Cumhuriyet Halk Partisi’nde hesap; yüzde 50-50, yüzde 40-60, yüzde 70-30 bir bölünme değil. Anketlere, tarafsız - bağımsız anketlere, herkese çalışan anketlere baktığınızda herkesin gördüğü şu; Özgür Özel CHP’nin başındaysa AKP ile farklı üç puandan sekize çıkmış. Yoksa CHP barajın altında.

Yeni bir parti kurduysak parti AKP’nin dört puan üzerinde, geri kalan CHP çok çok daha kötü bir durumda. Karpuzu ortadan bölmeyi bırakın, karpuz bir yanda duruyor sapı bir yanda duruyor. Yüzde 1’lik bir durumda. Biz gittiğimizde geriye kalan, seçilmemiş, partideki ayrılığa sebep olmuş, inat etmiş kurultay yapmamış yapının milletin ve partinin gönlünde olmadığı ortada. Şunu söyleyeyim. Son kez ve bir kez kez daha söyleyeyim.

Madem parti bölünmesin istiyor, ben de asla bölünmesin diyorum. Zaten partiyi bölmeyeceğiz. Seçilmiş CHP olarak bir yere gideceğiz. Butlancılar bir yerde kalacak. Butlana oy vermek isteyen butlana oy verecek. Ama parti bölünmeyecek. Ama parti bölünmesin istiyorsa Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi delege niye seçiliyor? Mahalledeki üye kendisi adına delege seçiyor. İlçede oy kullanıyor. O delege seçiyor, ilde delege oy kullanıyor. O seçiyor, Ankara’da oy kullanıyor. Yani gerçek iradenin mümkün olan en iyi şekilde yansıması için değil değil mi? Bu delege beni seçti dört kez üst üst üste.

Yeni delege seçimleri yapıldı bir yıl önce, hepsi taptaze. Ama Kemal Bey’in hiçbiri işine gelmiyor, çünkü hiçbirinden seçilemeyeceğini biliyor. O yüzden ‘Yapmam seçimi’ diyor. Ben de diyorum ki; ‘Bir de bir yandan diyorsunuz ya ‘arınma’. Gelin en büyük arınmayı yapalım. En büyük arınma, en büyük denizde yüzmekle olur. Gelin 2 milyon üyemize gidelim.

Üyemize diyelim ki ‘Buyrun Kemal Bey konuşsun, Özgür Özel konuşsun.’ 2 milyon üyemiz sandığa oy yatsın.’ Bu milletin, bu partinin bu kültürü var. Ben 2 milyon üyeyi Cumhurbaşkanı adaylığı seçimine çağırdım. Üye olmayanlar ‘Biz de oy kullanamayacak mıyız?’ dediler. Dayanışma sandığı kurduk. 15,5 milyon oy kullanıldı dayanışma sandığında. Bu milletin sandık kültürü var. Bu parti, sandığı getiren parti.

Buradan sizin şahsınızda, bu canlı yayından Kemal Bey’e söylüyorum: Arınacaksak en büyük arınma için milletin hakemliğine başvuralım. En büyük arınma en büyük denizde yüzerek olur. Gidelim 2 milyon üyemize, Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel yarışalım. Kaybeden siyasetten çekilsin. Partiyi bıraksın, partiyi salsın. Ben ayrıca da şöyle bir iddia koyuyorum. Yarıştık, yüzde 90’ın altında bir oy alırsam, bakın yüzde 50 güven oyudur, yüzde 90’ın altında oy alırsam siyasetten tamamen çekileceğim.

Bir gün daha siyaset yapmayacağım. Yüzde 90’ın altında oy aldığımı kendime güvensizlik sayacağım. Sayın Kılıçdaroğlu zaten yaptığımız son kongrede yüzde 50’nin altında oy aldı ilk turda, herkes ‘Çekilmelisiniz’ dedi. O durumda bile çekilmediği için ikinci turda kendisine oy veren 200 delege döndü bize oy verdi. ‘Olmaz artık’ dedi. Kemal Bey kurultayda yüzde 50’nin altında oy aldığında da çekilmemişti.

Zaten bize en büyük eleştiri seçim kaybetmemiz değil, siyasette kazanırsın, kaybedersin. Seçim kaybından sonra gereğini yapmamamız. Özeleştiri yapmamamız Kemal Bey’in döneminde. Ben ne dedim? ‘İster yerel, ister genel. Girdiğimiz seçimden sonra birinci parti çıkmazsak Genel Başkanlığı bırakıyorum’ dedim. Bu iddia koymaktır, siyaset iddiayla yapılır.

Size söyleyeyim, benim burada en zorlandığım, bu çadırların altında ben partim adına dokuz yıl soru cevapladım. En zorlandığım soru şuydu. Diyor ki arkadaş, örneğin NTV yayınında Özgür Akbaş soruyor, Haber Türk yayınında Mahir Kılıç soruyor. CNN’den Büşra Aslantaş soruyor, geçmişi hatırlatıyorum. Diyor ki bana, ‘Sayın Erdoğan dedi ki dün, ‘Ben seçimleri kazanamazsam çekileceğim. Ey Kılıçdaroğlu, Bahçeli siz bu seçimden birinci parti çıkmazsanız siyaseti bırakmaya var mısınız? Bu soruya Kemal Bey’in cevabı ne olur?’ deyince.

Ben kolay kolay soru altında kalmam, ben bu soruların hep altında kalıyordum, zorlanıyordum. Çünkü siyaset iddia meselesidir. ‘Kaybetsem de devam edeceğim’ demek ‘Ben iktidara değil muhalefete talibim’ demek. O yüzden siyaset iddia işidir. Ben iddiamı şöyle koyuyorum. Kemal Bey’e madem delege, üyenin ne dediğini dinlemek için seçilir. Mecburen seçilir ki salonlara sığsın.

‘Gel salonlara sığmayalım, bir genel seçim havasında bir pazar günü Türkiye’de bütün ilçe başkanlıklarımızda sandıkları kuralım. Yarışalım. Kaybeden gitsin. Kaybedersem giderim, bir iddaa koymam lazım. Ben yüzde 90’ın altında oy alırsam gideceğim’ diyorum. Yüzde 90’ın altında oy alırsam siyaseti bırakacağım. Kemal Bey’i bu erdemli, ahlaklı, onurlu ve partili kimliğine yakışır yarışa büyük bir saygıyla davet ediyorum.”

“İSMİ MİLLET BELİRLİYOR” (Yeni partinin ismini belirlediniz mi?) “Millet belirliyor, ben henüz belirlemedim. Ama çok isim de dolaşıyor. İsim ve logo çalışıyoruz. İsimde bir belirginleşme ortaya çıkmaya başladı. Genel olarak bir genel kabul gören isim belli. Logo daha çalışılıyor. Şimdilik ‘yeni parti’ diyelim. Yeni bir isim olana kadar ‘yeni parti’ diyelim.”

Haftanın Öne Çıkanları

Özgür Özel'den bomba iddia: Hakimlere CHP’lileri tutuklayacak mısınız mülakatı yapılıyor

2026-07-12 17:12 - Gündem

Mahiroğlu butlan yönetiminden gelen tehdit mesajlarını ifşa etti

2026-07-09 13:57 - Gündem

İBB davasında Ekrem İmamoğlu salondan çıkarıldı

2026-07-08 15:25 - Gündem

Görevden alınan Nurdağı ilçe başkanı Fatih Dinç

2026-07-13 00:00 - Siyaset

Haluk Levent gözaltına alındı!

2026-07-12 17:07 - Asayiş

CHP'de butlan yönetimi haftalık görevden alma görevini yerine getirdi!

2026-07-10 18:36 - Siyaset

İmamoğlu: Sesimden, sözümden, görüntümden, ismimden korkuyor!

2026-07-10 16:51 - Siyaset

Adanalılar Özgür Özel'i bağrına bastı!

2026-07-11 14:32 - Siyaset

Özgür Özel, Kılıçdaroğlu'na resti çekti

2026-07-14 15:02 - Siyaset

CHP'li Çankaya Belediyesi'ne operasyon: 36 kişiye gözaltı kararı!

2026-07-11 08:17 - Asayiş

İlgili Haberler

Ümit Özdağ: Erken seçimin ne zaman olacağını Erdoğan dahil Türkiye’de kimse bilmiyor

00:07 - Siyaset

Özgür Özel, Kılıçdaroğlu'na resti çekti

15:02 - Siyaset

Bahçeli: FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek ciddi bir yanılgıdır

12:08 - Siyaset

Görevden alınan Nurdağı ilçe başkanı Fatih Dinç

00:00 - Siyaset

Kılıçdaroğlu: Özgür Özel'in partiden ayrılmasına gerek yok...

21:39 - Siyaset

Günün Manşetleri

Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner'in de aralarında olduğu 24 kişi tutuklandı!

09:36 - Gündem

Özgür Özel yönetimi olağanüstü kurultay için mahkemeye başvurdu!

15:55 - Gündem

Ahmet Telli'nin ailesi Kılıçdaroğlu'nun görüşme talebini kabul etmedi

15:49 - Gündem

Ümit Özdağ: Erken seçimin ne zaman olacağını Erdoğan dahil Türkiye’de kimse bilmiyor

00:07 - Siyaset

Bakan Ersoy, Kongre ve Fuar Merkezi’nin temelini attı

00:00 - Yerel