-Ne desem bilmiyorum. Ne desem ülkemde humeyni hayranı İrancılar sövecekler, Turancılar sevecekler. Ancak doğruları yazmak zorundayım, kime dokunursa dokunsun... Ben Türk Devleti'nin ve Türk Dünyası'nın çıkarları doğrultusunda, Türkçü Turancı bir açıdan bakmak istiyorum...
Dünyanın dengelerini dikkate alarak yazmak istiyorum. İran'ın işgal edilmesinden yana değilim. Ancak benim ve Türkiye'nin istememesi ile Amerika işgal planından vazgeçmeyecektir. Irak örneğini hatırlayalım. Biz Irakı'n bütünlüğünü istedik ancak işgaline engel olamadık. Efendim Türkiye yalnız kalır diyeceksiniz. İran, hiçbir zaman Türkiye'nin yanında olmadı ki...
İran hep Türk devletlerinin mezarlığı oldu. Devleti kuranlar Türk'tü, ancak sürekli bir avuç Fars'ın etkisinde kaldılar, Türkçe'yi terk edip Farsça yazmayı tercih ettiler. Günümüzde olduğu gibi 15 milyon Fars 75 milyonu yönetiyor ve kan kusturuyor.
- Türkiye bu satranç oyununda tavrını koymalı, ben de varım demeli, insiyatifi ele almalıdır.
- Amerika, Çin ve Rusya sessiz düşünerek dünyayı paylaşmada anlaşmış durumdalar. Birinci aşamada üç süper devlet en yakınındaki ülkelere çökecekler, diğerleri itiraz etmeyecekler. Sonra ikinci aşamada uzak ülkeler paylaşılacak. Bu gerçeği göz önünde bulundurmak kaydı ile konuyu ele almak istiyorum. Amerika Türkiye'yi okşuyor, seviyor görünüyor, ancak sen dur, seni en son yiyeceğim diyor adeta. Bunu bilmek için kahin olmaya gerek yoktur. Türkiye bu süre içinde güçlü hale gelmeli ki, günü geldiğinde Amerika geri vitese takmalı...
- Şimdi İran'a gelelim: Birkaç asır önce Türkler kuraklık nedeni ile Türkistan'dan yani Turan'dan İran'a geldiklerinde mülteci muamelesi gördüler. Horasan bölgesini yurt edindiler. Ancak ırkçı Pers devleti Türkçe konuşmayı yasakladı, Farsça'yı ve Arap alfabesini dayattı. İtiraz etme şansı olmadı Türklerin. Dillerine, hallerine, terk ettikleri illerine ağlayamadılar bile. Hep acılar çektiler. Sonra Pers Sasani devleti 300 yıl yaşadı. Sonra İran Türk Yurdu haline geldi, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde Türklük şuuru kalmamıştı. Yüzleri kızarmadan Farsça konuşmaya ve yazışmaya devam ettiler. Toplam 1300 yıl bir dil konuşulmazsa yok olur gider.
İşte bu nedenle baskı sonucu Türkçe'ye Farsça ve Arapça sözcüklerin istilasına uğradı. Türkçe yok oluyordu eğer yüksek yaylalarda yaşayan yörükler olmasaydı. Onlar günümüze Oğuz Türkçe'sini taşıdılar. Eveeet biz asırlar önce yasaklanan dünyanın en eski Köktürk runik alfabesinin ağıtını yakamadık ki sıra köksüz bir dil olan Osmanlıca'nın alfabesine gelsin... Hem Türk'e dayatılan bir alfabenin ağıtını neden yapalım ki? Zaten Türk alfabeleri vardı. Ben 'Türkçe'nin ırzına geçilmiş şekline Osmanlıca denir' diyorum. Türk'ün çilesi bitmiyordu bir türlü...
- İki Türk Devleti birbiri ile savaşıyordu. Türk Türk'ü katlediyordu. Şah İsmail ile Yavuz, daha doğrusu Türkçe ile Farsça'nın savaşı, Sünni Acem, Arap anlayışı ile Türkmen Aleviliği arasındaki savaş desek daha doğru olur. Şah İsmail Türkçe konuşuyor, Türkçe yazışıyordu. Yavuz Selim Türk olduğu halde, Farsça ve Arapça resmi dil olmuştu. Türkler ve Türkçe horlanıyor, aşağılanıyordu. Bu yetmiyormuş gibi İslam dünyasına halife olma sevdasını onun beynine yerleştiren idrisi Bitlis'i, Çaldıran'dan önce 40 bin Alevi Türkmen'in katledilmesini tavsiye ediyor. Maalesef bu soykırım yaşanmıştır. Türk Türkü öldürmüştür. Alevi Türkler 1071'den sonra Horasan'dan Anadolu'ya akın akın gelip yerleşmişlerdi. Ne zaman ki Anadolu'da Arap Emevi Sünnileşmesi başladı, Alevi Türkmenlerin kara günleri başladı.
"Kalk gidelim Şaha" doğru diyen Alevi Türkmenlerin Osmanlı'dan İran'a kaçışları tam 100 yıl sürdü. Ancak tekrar İran'a Şah'a dönen Türkler orada da rahat edemediler. Çünkü Şah İsmailleri yoktu artık... Büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. Çünkü Osmanlı orada da vardı. Fetva çıkarmıştı Şeyhulislamdan. Türkmen Alevileri her görüldüğü yerde öldürüle dediler. Sarp dağların, kayaların arasına saklanmaktan başka çareleri kalmamıştı. Öyle yaptılar. Aç kaldılar. Eğitim olmadı. Dedeler öldüler, yeni dede yetişmedi. İnançlarını öğretecek kimse kalmamıştı. Bu çile onların da canlarına tak edince, Kürtlere tanınan imtiyazlardan faydalanmak için Sünni Kürt olmaya karar verdiler. Nüfus yoklamalarında Sünni Kürt olarak kütüklere işlettiler kendilerini. İşte Farslaşma, Sünnileşme yani Araplaşma ve kürtleşme böyle başladı.
- Tabii ki İran'ın bu dayatmacı çarpık siyasetine karşılık Amerika ve İngiltere boş dururmu hiç? Amerika, 'İran halkını Mollaların fanatizminden kurtaracağım' diyerek söylemi ile mevcut yönetimi devirdi ve yerine Amerika'nın köpeği dedikleri Şah Rıza Pehlevi'yi getirdi. Şah döneminde kadınlar ve erkekler batılı gibi yaşadılar. Buna tahammül edemeyen Mollalardan Humeyni yurtdışına kaçtı. Önce Rusya onu yetiştirdi. Sonra Fransa, sonra da İngilizler onu yetiştirdiler. Şah Rızayı deviren İngilizler, Amerika'yı bypass ederek Ayettullah Humeyniyi getirdi. Mollalar devri yeniden başladı. Şimdi de İran halkı Pers ırkçısı olan mollalardan ve devrim muhafızlarından bıktı usandı. Amerika'nın desteği ile yeni çözüm arıyorlar ve sokağa dökülmüş durumdalar. Ancak Tebriz bölgesindeki Türklerin Amerika'nın gazına gelmemeleri, soğukkanlılıkla izlemeleri Devlet Bahçeli'yi memnun etmiş durumda.
Ancak eğer Amerika, İran'ı yıkmaya kararlı ise devrime katılmayan Türkmenler, yeni hükümette masaya oturma haklarının olmayacağını da bilmelidirler. Devrimlerde adama beleş siyaset yaptırmazlar. Kenarda durup ortada oynayacaksın. Kimse yutmaz bunu. Amerika bunu Irak'ta Türkmenlere uyguladı. Türkmenlere hak bile tanımadı. Barzani'ye devlet kurdurdu. Çünkü Türkiye Irak tezkeresini reddetmişti. Türkiye'de yeni Irak'ta havasını aldı.
- İşte İran'da bu kadar çile ve acı ile bugüne gelindi. Suriye'de Beşar Esad zulmü 100 yıl sonra acı fatura ile bitti. İnsan ölümleri milyonu geçti. Çünkü adalet yoktu. Belli bir aile ülkeyi yönetiyordu. Zulüm abad olmadı. İran'da da aynı durum var. Bir avuç Pers, 75 milyonu hiçe sayarak, Pers milliyetçiliğine hizmet ediyor. Kürtlere hak vermiş, 35 milyon Türk'ü hiçe sayarak Türkçeyi resmi dil olarak kabul etmiyor. Türk milliyetçileri cezaevlerinde çürüyor. Bugün İran'da çıkan sokak olayları, artık zulme, haksızlığa tahammülün kalmadığının göstergesidir.
- Peki bu durumda Türkiye ne yapmalı. Türkiye Tarafsız kalmamalı. Suriye'deki gibi İran'ın bütünlüğünü savunurken İran'ın bütününün yönetimine sahip olmalıdır. Bu nasıl olacak dersiniz. Türkiye'nin Turan yolu kapalıdır. Amerika İran'a girerken, Türkiye Tebriz Bölgesini ele geçirmelidir ki, hem Türklerin güvenliğini sağlama almalı, Rahatlıkla karayolu ile Türki cumhuriyetlere gidip gelebilmelidir. Türk Birliği'ni inşa etmeli, Türki Cumhuriyetlerin kıymetli enerji ürünlerini dünyaya pazarlamalıdır. Bu durumda Amerika ile birlikte hareket etmelidir. Geçmişte Irak tezkeresinin çıkması için Amerika adeta Türkiye'ye yalvardı. Solcuların peşin Amerikan düşmanlığı, Erbakan'ın Kürtçü milletvekilleri yüzünden tezkere reddedildi. Peki karlı mı çıktık. Hayır Irak politikamızda 50 yıl geriye gittik. Deniz Bölükbaşı tezkere günü mecliste bir konuşma yaptı, adeta Meclis'e yalvardı. Türkiye'nin Amerika ile birlikte ıraka girmesi şarttır dedi, ısrar etti, ancak etki edemedi, meclis red oyu kullandı.
Bölükbaşı şunları söyledi: Türkiye Amerika ile birlikte Iraka girseydi;
1. Barzani devlet kuramazdı.
2. Türkmenlerin geleceğini garanti altına alırdık.
3. PKK, Kandil'den kaçardı, doğu sınırımızda eylem yapamazdı.
Tezkerenin red edilmesi ile bu fırsatlar kaçtı elden. Evet Irakta korkulanların hepsi gerçekleşti ve 50 yıl içinde bu hakları elde edemeyiz.
- Aynı hatayı İran'da yapmayalım bari. Türkiye olası bir İran-Amerikan savaşı kaçınılmaz ise taraf olmalı. Türk askeri de Amerikan askeri ile birlikte Türk yurtlarına ulaşmalı ve oralarda Türklere ve Kürtlere sahip çıkmalıdır. Aksi halde İran, Türkler ve Kürtlere soykırım uygulayabilir. Doğabilecek Bu vahşetin önüne geçmelidir. Peki neden taraf olmalıdır. İran, Türkiye'ye karşı bardağı taşırdı artık, caminin duvarına işedi. İran, 30 yılda iki defa gerçekleşen Karabağ savaşında Türkiye'nin gözünün içine baka baka, açık açık taraf olmakla yetinmedi, Ermenistan'a tonlarca silah yardımında bulundu. Kendi ülkesindeki Pejak ile savaşırken, Türkiye'deki ve Suriye'deki PKK'ya açık açık silah yardımı yapıyor. Suriye'de Hizbullah'ı kullanarak Türkiye'nin misakı milli sınırlarını genişletmesine engel oldu. İran'daki Türklerin dillerinde eğitim hakkı vermiyor. 8 yıl süren İran-Irak savaşında hep Azeri Türkleri cephede öne sürdü. Saddam da Kerkük Türkmenlerini cepheye sürdü. Ne Arap ne de Fars öldü bu savaşta. Türkü Türk'e kırdırdılar. Türkiye'nin taraf olması için Bu kadar neden yeter sanırım. Efendim İran karışırsa sınırlarımıza mülteci akını olur deniliyor. Olacaklar olursa sınırda bir tampon bölgesi kurulur, orada kamplarda karşılanırlar. Zaten savaş sonrası çökecek olan İran'ı Azeri Türkleri yönetmelidir. Türkiye İran politikasında geç kalırsa İrakta yaşadığı gibi, İran da da nal toplar.
TÜRK BİRLİĞİNİN KURULUŞUNUN HIZLANMASI İÇİN TEBRİZ BÖLGESİNİN KONTROLÜ TÜRKİYENİN ELİNDE OLMALIDIR... BAŞKA YOLU YOKTUR. TÜRK MİLLİ DEVLETİ BU İŞİ HÜKÜMETLERE BIRAKMAMALIDIR.

