19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Saraçhane Parkı’nda bir araya geldi.
Aile Dayanışma Ağı'nın 39. buluşmasında konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, önceki günkü İBB Davası'nda yaşananlarla ilgili; "Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı. Konuşmak, savunmasını yapmak istedi. Hakkındaki 142 iddiaya tek tek cevap vermek istedi. Bu savunmanın belirlenen sürede gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı ortadayken kendisine gerekli zaman tanınmadı. Ekrem İmamoğlu salondan çıkarıldı, susturuldu" dedi.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de, İmamoğlu'nun savunma hakkının gasp edildiğini belirtti. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, "Ülke sıkıyönetim, seferberlik veya savaş halinde bile olsa hiçbir yurttaşın savunma hakkına dokunulamaz” ifadelerini kullandı.
19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Saraçhane Parkı’nda bir araya geldi. 39’uncu buluşmaya; İBB Başkanvekili Nuri Aslan, eski CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, gazeteciler, sanatçılar ve bir grup vatandaş topluluğu destek verdi. Bir yılı aşkın süredir Silivri’de tutuklu bulunan İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada "Her yeni güne, hukuk devleti ilkesini ve demokrasiyi tartışmaya açan yeni bir uygulamayla uyanır hale geldik. Daha dün gece CHP İstanbul İl Başkanlığı'nda yaşananlar da bunun son örneğidir" dedi.
Dilek Kaya İmamoğlu şunları söyledi:
"15,5 milyon insanın oy verdiği, 25,5 milyon insanın imzası ile desteklediği Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun önce, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasında asılı olan pankartı indirildi. Ardından seçilmiş İl Başkanı Sayın Özgür Çelik'in makamına bir baskın gerçekleştirildi. Siyasi partiler, demokratik hayatın en temel kurumlarıdır. Seçilmiş yöneticilere yönelik bu müdahaleler, yalnızca bir siyasi partiyi değil; hukukun üstünlüğünü, demokratik siyaseti ve milletin iradesine gölge düşürür. İşte tam da bu nedenle, 30 Ekim 2024 tarihinden bu yana, 19 Mart 2025'ten itibaren ise çok daha ağırlaşan hukuksuzluklara karşı adalet mücadelemizi sürdürüyoruz.
Gözaltılar, tutuklamalar, iddianame hazırlığı ve duruşmaların ilk celsesi derken belirsizliklerle, hak ihlalleriyle dolu yaklaşık 1,5 yılı geride bıraktık. 1,5 yıldır adalet arıyoruz. 1,5 yıldır sadece tutuklular ve aileleri değil bu ülkenin demokrasiye bağlı tüm bireyleriyle büyük bir dayanışma içerisindeyiz. Aylardır aynı inançla, aynı kararlılıkla bir aradayız. Her geçen gün yeni bir hukuksuzlukla, yeni bir uygulamayla karşılaştık. Ama her defasında bir şeyi daha güçlü gördük: Bu millet, adaletten de demokrasiden de vazgeçmiyor. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum.
"Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı"
İmamoğlu, İBB Davası'nda çarşamba günü yaşananlara ilişkin de görüşlerini, tanıklığını anlattı. "9 Mart 2026 tarihinde başlayan İBB davasının ilk celsesi, 2026 yılının 8 Temmuz günü tamamlandı; bu tarih 19 Mart 2025’ten sonra hukuk ve adalet açısından Türkiye’nin en karanlık günlerinden biri olarak tarihe geçmiştir" diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
"Adaletin, hukuğun yine yerle bir edildiği o gün, Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sevgili eşim Ekrem İmamoğlu, savunmasını yapmak üzere duruşma salonuna geldi, ancak savunması kısıtlanmak istendi. Sadece bizim belirlediğimiz süre içerisinde savunma yapabilirsiniz denildi. Ekrem İmamoğlu; savunmasının bu belirlenen sürede gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını söyledi. Zaman kısıtına itiraz etti, itirazı kabul edilmedi ve buna istinaden salondan çıkarıldı. Susma hakkını kullanmadı, altını çizerek söylüyorum Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı. Ekrem İmamoğlu konuşmak istedi, savunmasını yapmak istedi. Hakkındaki 142 iddiaya tek tek cevap vermek istedi. Bu savunmanın belirlenen sürede gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı ortadayken kendisine gerekli zaman tanınmadı. Ekrem İmamoğlu salondan çıkarıldı, susturuldu. Bu, açıkça savunma hakkına müdahaledir. Hukuk devletinde ve tarafsız yargılamada asla kabul edilemeyecek bir durumdur. Konuşma hakkının engellendiği yerde adaletten söz edilemez. Yaşananlar usulen de adil bir yargılama yapılmadığının ilanıdır. Savunma hakkı engellenemez. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bir yılı aşkın süredir hiçbir delile dayanmadan tutuklu yargılama yapılırken, medyada itibar suikastları düzenlenirken Ekrem İmamoğlu’nun kendini savunmasına bile izin verilmedi. Ne oldu da mahkemenin 1. celsesini 9 Temmuz'a kilitledi? Bunun cevabını siz de biliyorsunuz biz de biliyoruz. İddianamelerin yazılması için hiçbir süre sınırı koymayanlar; 4 bin sayfayı aşkın iddianamede 2.500 yılla yargılanan, 142 eylemle suçlanan Ekrem İmamoğlu’na sadece 1 gün savunma süresi verdiler ve biz, şimdi anlıyoruz ki tüm senaryo Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını engellemek üzerine kurulmuş. Bu, hukuksuzluğun ve kötü niyetin apaçık göstergesidir.