USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

MÜJDELER olsun eeeyyy AHÂLİİİİ !

04-01-2021
TOGG’un (Türkiye Otomobil Girişim Grubu’nun) açıklaması beni ziyadesiyle memnun ettiği için hem sevindim hemin MUTMAİN oldum ve sizlerin de sevinmesini sağlamak için bu yazıyı klavyeye aldım.
Demek ki, derinden gitmişik ve SESSİZ sadâsız bu işi “BİTİRMİŞ” bi duruma gelmişik.
Yani, bi NAL bulmuşuk, geriye 3 NAL ile bi de AT bulmaya kalmışık.
Efendim YERLİ ve MİLLİ otomobil fabrikamızın (Gemlik’teki) BİNASININ inşaatına Ocak’ta BAŞLANACAKMIŞ. Bu binanın inşasında 5 bin kişi çalışacakmış; tesis 22 MİLYAR liraya mal olacakmış ve 2032 yılına kadar da 4 bin 323 kişi istihdam edilmiş olacakmış. (Bu 4 323 kişi sadece inşaat işinde mi, yoksa otomobil üretim içinde mi çalışacakmış, burası biraz meçhulde kalmış ya neyse …)
Vatana millete ve bilumum âlem-i İslâm’a hayırlı uğurlu olsun ve de HAMD ü senâlar, şükürler olsun.
Bina temeli bi NAL sayılır. Binanın bitmesi 4 NAL’ın tamamlanması demektir.
Bi NAL bi LASTİK TEKER, 3 NAL daha olursa eder, dört Lastik TEKER.
CANT işi kolay, her tarafta var. TEKERLERİ CANTLARA geçirdik miydi; gerisi bi AT bulmaya kalmış demektir. Ki bu da çok kolaydır.
Motoru Almanların Bosch’undan, bataryası Çin’den. Elektronik aksamı da İsveç’ten.
Aha o zaman hem YERLİ, hemin de MİLLÎ ve de ELEKTRİKLİ bi otomobil sahibi olmuşuz demektir.
MaşâAlllaaahhh ve maâzAlllaaahhh !
Burada mühim olan senede kaç tane yapacağımızdır.
TOGG’dan yapılan açıklamaya göre senede 175 000 tane yapacakmışık.
Ama, bence biraz MÜTEVAZI davranılmış ve AZ söölenmiş.
Bizim APDAL Kasım’ın dediği gibi, işin olması gereken tam olarak BİLİNEMEMİŞ.
Bakın hele ABDAL KASIM ne demiş ?
ABDALLAR (abtallar), bizim (TÜRKMENLERİN) MÜZİSYEN takımıdır. Göçebe hayatı yaşarlar davul-zurna çalarlar, geçimlerini böyle sağlarlar. Çok hürmetkâr ve mülayim insanlardır.
ASKERE gitmekten ve CENAZEDEN çok korkarlar(dı).
Çoğunun nüfus kaydı bile olmaz(dı). Okula gitmedikleri için okuma yazma da bilmezler(di).
Artık onlar da yerleşik düzene geçtiler ve bu halleri kalmadı (ama yine mütevazı, mülayim ve hürmetkâr insanlardır.)
İşte o eski hallerinden gerçek bir hâtıra:
Bir gün, bizim köyün bitişiğindeki Büyük Karacaören köyüne Oğuzeli Askerlik Şubesi Başkanı Yüzbaşı gelmiş. Daha doğrusu HANİFİ Kiya, Onu yemeğe davet etmiş.
Yüzbaşı aniden çıkıp gelince, asker KAÇAĞI olan Abtal KASIM saklanacak yer bulamamış. Köy odasında kalmış, alt tarafta oturmaya devam etmiş.
Biraz sohbetten sonra birisi Yüzbaşı’nın kulağına, Kasım’ın asker kaçağı olduğunu fısıldamış.
Maksat muziplik.
Yüzbaşı, gayet ciddi bir şekilde Kasım’ı yanına çağırmış ve bağırmış:
-Senin TEVELLÜDÜN kaç ?
Zavallı Kasım, tir-tir TİTREMİŞ ! Okuma yazma bilmeyen, nüfus kaydı bile olmayan adam, “TEVELLÜD” kelimesinin DOĞUM tarihi olduğunu ne bilsin ? Bunu bilse bile DOĞDUĞU tarihi nereden bilsin (ki, bunu anası-babası bile bilemez de, ancak tahmini bir tarih veya belli bir olaya bağlayarak söyleyebilir) ?
Kasım, korkusundan ayakta duramaz hale gelmiş, az daha düşecekmiş ki;
Bizim Şükrü, Kasım’ın kulağına “1000” demesini fısıldamış.
Kasım da, bu “KOPYAYLA”, doğru cevabı yakalayan imtihandaki çocuk gibi sevinerek haykırmış:
-1000, Ağa !
Yüzbaşı da, aynı anda bir sille vurarak kükremiş:
-BİN olur mu ulan ?
Abdal Kasım, bir yandan yediği sillenin acısı, öte yandan asker kaçağı olmanın verdiği korkuyla boynunu bükmüş ve “biraz daha yüksek bir rakam söylersem kurtulurum” düşüncesiyle AĞLAMAKLI bir sesle yanlışını “DÜZELTEREK” cevab vermiş:
-AZ mı oldu GURBAN olduğum ? İKİ BİN OLSUN GADASINI ALDIĞIM ! deyivermiş.
Bilmeyerek yapılan böylesine masûm ve tabii esprili cevap karşısında CİDDİYET mi kalır ?
Herkes gülmüş, sevinmiş, Köy odası ŞENLENMİŞ.
İşte bu hadise de 70 seneden beri söylenegelmiş.
Evet ama, biz biraz CİDDİ olalım, TEVAZUYU bir kenara bırakalım, kendimize güvenelim ve 175 000’de kalmayalım ve daha YÜKSEK bi rakam söyleyelim ve en az 200 000 diyelim.
Ve bütün dünyayı HAYRETE gark eyleyelim, ŞAŞKINA çevirelim Bu suretle de, DIJ GÜCLER olarak, bizimle UĞRAŞILAMAYACAĞINI onlara gösterelim.
Ve de şimdiden SIRAYA girelim ki, 10 sene kadar sonraki seri üretime hem biraz katkı sağlamış olalım ve hem de çıktığı zaman KÂR etmiş olalım.
Tıpkı, evvelce ev telefonları için en az 10 sene kadar sıra beklemiş gibi olalım.
Yaşlılar HATIRLAR ya, C(e)H(aş)P(e) zamanıydı, YOKSULLUK anlarıydı. Bi ev telefonu için 10 sene falan sıra beklenirdi de, çıktığı zaman insanlar sevinç içerisinde günlerce havalara hoplardı.
Ne günlerdi onlar, ne günlerdi bee !?
Şimdi de ööle yapalım, sıraya yazılalım ve çıktığı zaman da havalara HOPLAYALIM (mı ?)
Ne dersiniz, ne diyelim, bööle mi edelim ?
Haaa bu arada, Sabah Gazetesi’nin bir yıl içerisinde 29 kez yerli UÇAK, 46 kez yerli ARABA, (78 kez emekliye büyük zam, 88 kez ekonomi ŞAHLANIYOR) manşeti attığını da söylemeden geçmeyeyim.
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?