İstanbul’da gördüğüm akıl almaz işler

Burhan Bozgeyik

İstanbul’da gördüğüm akıl almaz işler

Son İstanbul seyahatimde gördüğüm “akıl almaz işlerden” bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. İlki depremle ilgili. Deprem olduğunda Fatih semtinde idim. Oturduğum yerde alttan birkaç kez vurulduğunu hissettim. O esnada kitaplarımın yayını ile ilgili bir görüşme yapıyordum. Aklıma mealen, “Kıyametin koptuğunu görseniz de elinizde bir fidan varsa dikin!” hadis-i şerifi geldi. Benim işim buydu, İ’lâ-yı Kelimetullah için söylenilenleri neşre çalışmak… Deprem esnasında oğlum aradı, “Baba arabanın içerisindeyiz, şu an şiddetle sallanıyoruz. Binalardan sesler geliyor, tabelalar düşüyor!” dedi ve telefon kesildi. Fatih’ten metro durağına giderken gördüm. İnsanlar kaldırımlarda oturuyorlardı. Zira çocuk parkları tıklım tıklım dolu idi. Daha önceleri yazmıştım; Zeytinburnu’ndan Avcılar’a kadar bütün sahil boyunca yeşil alanlar satılmış, oralara gökdelenler dikilmişti. Meğerse o yeşil alanlar deprem anında “toplanma alanları” imiş. O toplanma alanlarının bir kısmı bu şekilde satılıp inşaat yapılmasına zemin açılmış, bir kısmı da satılmış, oralara AVM’ler yapılmış. Ortada kala kala ya okulların bahçesi, ya da avuç içi kadar parklar kalmış.

Bir Cuma namazını Ayasofya Camii’nin bir bölümünde açılan mescitte kıldım. Orası neresi biliyor musunuz? Padişahların Cuma namazına geldiklerinde atlarının bağlandığı yer. Namaz öncesi hoca efendinin vaazını dinlerken düşündüm, namaza gelirken görmüştüm, Ayasofya Camii’nin önünde uzun kuyruklar vardı. Turistler gezmek için Ayasofya’ya giriyorlardı. Onlar üzerlerinde kıyafet olmaksızın bizim mabedimize girerken, biz o mabede bir zamanlar ahır olarak kullanılan kısımda namazımızı eda etmekte idik. De gel de hüzünlenme! De gel de ağlama!

Yine Sultanahmet bölgesinden hazin bir manzara: “Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dairesi” olarak kullanılan bina otel yapılmış. Demek ki orası da satılmış. O bina kütüphane olarak kullanılamaz mıydı? Hem niye taşındı? Uzmanlar Kâğıthane’deki o binanın rutubetli olduğu ve vesikaların saklanmasına elverişli olmadığını söylemişlerdi. Bir çalışma için o binaya gitmiş, o arada yapılan çalışmaları ve yayınlanan kitapları görmüş, ilgilileri tebrik etmiştim. Sonradan yeni Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilince akıl almaz işler oldu. Oradaki değerli uzmanlar muhtelif dairelere dağıtıldı. Sonradan bu hatadan dönüldü. İşin doğrusu Sultanahmet’teki arşiv binasının satılması ve otel yapılması canımı sıktı. Bu konu incelenmeye değer…

Yine Sultanahmet’teyiz. Ancak kaldırımlardan yürümek mümkün değil. Zira bütün kaldırımlar işgal edilmiş durumda. Turistler o masalarda yemeklerini yiyor ve içki içiyorlar. Evet, bildiğiniz alkollü içki. Siz şu tuhaflığa bakın, insanlara kendi araçlarında sigara içtikleri için ceza yazılıyor. Ancak alkollü içkilerin alenen içilmesi serbest. Yayaların yürümesi gereken yerin işgal edilmesi de… Peki, bu tablo tek cümle ile nasıl özetlenebilir? “Eşeğe gücü yetmeyince semerini dövüyor!” tabiri bu durumu açıklamaya yeter mi? Yetmezse tarihî bir hâdise sonrasında yaşanılanları hatırlatalım: Kûfeliler Hz. Hüseyin’e (r.a.) ihanet etmiş, şehit olmasına sebep olmuşlar. Sonradan yaptıklarına çok pişman olmuşlar. Sofuluk taslamaya başlamışlar. İçlerinden biri bir âlime gelip fetva danışmış: “Hocam cübbeme pirenin kanı bulaştı, bununla namaz kılabilir miyim?” O âlim öfkelenmiş: “Bre nâbekâr! Hz. Hüseyin’in kanı ne olacak?” Bütün haramlar serbest (içki, kumar, zina, lûtilik, faiz vs.) TV’de çıplaklıkta, zina sahnelerinde sınır yok, sansür yok. Sıra sigara içilen sahnelere gelince buzlama yapılıyor. Breh!.. Breh!.. 

İşte İstanbul’da gördüğüm akıl almaz işlerden bazıları. İstanbul’da kaldığım müddet zarfında bu şehre çok dua ettim. Fatih ceddimi, Yavuz Sultan Selim’i, Aziz Mahmut Hüdâi Hazretlerini ziyaret ettim. Şehirde çoğu defa hüzünle dolaştım, ama hem namazda, hem gezintilerim esnasında; “Ya Rabbi bu şehri o şehit ve gazilerin emanet ettikleri hale kavuştur! Fatih ceddimin ruhunu mesrur edecek halete çevir!” diye dua ettim. Bu şehirle aramızda tuz-ekmek hakkı var. Onun için elimden gelen de bu: Dua etmek…

 

18 Ekim 2019 (Burhan Bozgeyik) 936

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İslâmiyet’e, ahlakta olan bu kadar sukut nereden geldi?

Ecnebi

Üç tip kadın

Cehennem odunları

Sevginin en güzeli: Muhabbetullah

Kartımızı veriniz!

Yavuz Sultan Selim’den “İtibar işte böyle olur!” dersi

Haricî Siyasetin Temel Esasları

Bağırıp çağırmakla davet olmaz!