”İKİ ARKADAŞ”

Karaca Bozgeyik

”İKİ ARKADAŞ”

Kaç arkadaşınız oldu şu ana kadar, kaçını hatırlıyorsunuz, kaçıyla sürüyor bağlantınız, kaçıyla ayrıldı yollarınız, kaçının ismi hafızanızda? Kaçının izi var hayatınızda?...
Sorular çoğaltılabilir.
Bunca geçen zaman içinde bütün arkadaşlıkların dokunuşlarından kaldığımız kadarız. Bütün o arkadaşlıklardan ne biriktirdiysek artık! Arkadaşlıklar geçmişten bugüne, bizi ‘eksiltir’ ya da ‘çoğaltır’. Umarım fazla eksilmemişsinizdir.
İnsan; varoluşunu mutlulukla,sözlerini anlamlandırmakla, korkularını bastırmakla, kuruntularından kurtulmakla, kaygılarını gidermekle, hayallerini gerçekleştirmekle ve elbette ki ekmeğini kazanmakla, borçlarını ödemek ve ötelemekle, ’mal varlığını’ çoğaltmakla meşgul bir varlıktır.
Ve ne yazık ki bu yoğun meşguliyet hali ‘yaşamayı’ başka bir bahara ertelemektedir.
“Hikaye” bu ya!
İki “arkadaş” bir sokakta rastlantı sonucu karşılaşırlar!
Birbirlerini eskiden beri ‘tanımaktadırlar’. Çocuklukları ve ilk gençlik yılları birlikte geçmiştir. Unutmadıkları, birbirlerine attıkları küçük ‘kazıklar’ vardır. Ancak, bu ‘kazıklar’ eskiden atılmıştır, yenilerini yememek için birbirlerinden uzaklaşmışlardır. Ve tabi ki yollar ayrılmıştır.
Hayat bu ya hayatın başka başka mecralarında ‘meşguliyet’ içine girmişler. Şimdi sadece sosyal medyadan birbirlerini takip etmektedirler. Orada da ‘eh işte’ durumu vardır. Zararsızca birbirlerini gözlemektedirler. Bir görünüp bir kaybolurlar. Hayatın seyri içinde yeni ‘arkadaşlıklar’ edinmişler, yeni “maceralara” yelken açmışlardır.
Ve rastlantı bu ya, bir daha hiç karşılaşmayacak şekilde hayatlarına devam ederken ‘sokağın’ birisi onları yüz yüze getirir.
Tam kapanma öncesidir, corona bütün zalimliği ile kol gezmektedir, yüzlerinde maske vardır:
Corona korkusu onları tokalaşmaktan, sarılıp öpüşmekten kurtarmıştır. Zira, samimi olmayan samimiyet gösterisi aralarındaki ‘mesafeye’ hiç yakışmayacaktır.
Biri sözü başlatır, üzülmüş gibi yaparak:
-“Ne olmuş sana, kapitalizmin gazabına uğramışsın mahvetmiş seni” der; Saçların dökülmüş, ne bu yüzündeki çizgiler, avurtların çökmüş, kamburun çıkmış, kilo almışsın az ye az iç ne bu hallerin diye, çıkışır eski arkadaşına.
Geçmişteki samimiyetin cesareti ile akıl verir: Kendine bak biraz, ne bileyim, saç ektir, dişlerini yaptır, spor yap, yürüyüşe çık, yediklerine içtiklerine dikkat et, falan filan!
Söze, üst üste attığı yumruk gibi sözlerle girmişti ve ilk yumruğu atmanın rehaveti vardır üzerinde!
Diğeri bozulan gardını alarak, sendeler vaziyette bir adım geri çekilerek:
-“Ah şu kapitalizm sende de insanlık bırakmamış” diye çakar kroşeyi!
Elde ettiğin rantlar burnunu büyütmüş, kibrini çoğaltmış senin haricinde herkesi ‘kör’ ‘salak’ ‘beceriksiz’ sanıyorsun. Her şeyden şüpheleniyorsun, kaybetme korkusu içindesin, ’kazandıklarını’ kapitalizme borçlusun diyerek sözünü arkadaşının çenesine oturtur.
Hem der, o ‘büyük yüzleşmede’ işbirlikçilikten yargılanırsın sen! Kapitalizmle işbirliği de suçtur.
Diğerinin,
Rengi atar, sararır.
Bunu gören beriki, teselli eder: Kaygılanma, senin hafifletici sebeplerin var. İki öğrenciye burs, beş aileye dağıttığın gıda paketini saydırırsan paçayı kurtarırsın, der.
Sokak dardı ve kalabalıklaşmaya başlamıştı. Birbirlerine daha fazla bir şeyler söyleme isteği olmasına rağmen koşullar, buna engeldi.
Rastlantı bu ya o kalabalığın içinde ben de vardım! Yanlarından geçerken bütün konuşmalarını duymuştum! Birbirinin gelmekte olan bayramını ‘kutlayarak’ ayrılırlarken, bir yazının konusu olacaklarından haberleri yoktu.
Hayat bu ya! İlişkilerimizle, yaşadıklarımızla, düşe kalka ‘meşguliyetlerimiz’ içinde sözlerimizle var olmaya, “değiştirmeye”, unutmaya çalışıyoruz!
Ah şu “Arkadaşlar” bazılarının sözleri yumuşak bir el gibi gezinir başınızın üzerinde, bazıların ki ise sıkılı bir yumruk gibidir, gözünüzü morartır, içinizi karartır.
Sözle savurdukları yumruklar ikisini de sersemletmişti, arkalarından bir süre izledim onları, birbirlerinden uzaklaşmalarını! Aralarında geçen her ne ise hala tazeydi, ve ‘dumanı’ tütüyordu. Dumanları kayboluncaya kadar arkalarından baktım.
Sokak dardı, dünya yuvarlak ve insan hırsı, öfkesi, eksikliğine rağmen insandı. Hayat devam ediyordu. Yetişilmesi gereken ne çok ‘meşguliyet’ vardı, yapılması gereken ne çok ‘siyaset’, birbirinden kopmuş ne çok arkadaş... Ve zaman bir çok ‘duyguyu’ tekrarlatarak döndürüyordu çarkını! Ve ve ve... Ha bire eklenecek bir söz bir ek!
Ah şu eski arkadaşlıklar, söylenilmemiş ne çok söz saklarlar. Yarım kalmış duygular, düşünceler, yarım kalmış ne çok öfke ve hüzün. Yarım kalmış ne çok arkadaşlık!
NOT: Burada bir atasözü ile bitirecektim yazıyı. Ancak, sözün bittiği yerdeyiz. Göreceğiz arkadaşlıklar, her sözün söylenebileceği koşulları, ’enerjiyi’ sağlayabilecek mi?

16 Mayıs 2021 (Karaca Bozgeyik) 1058

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

KAVGA

BOZULMAK

DEVRAN DÖNÜYOR MU?

ÖZELEŞTİRİ VE ŞEHİR

GEÇMİŞİMİZ GELECEĞİMİZ Mİ?

“HER YANLIŞ BİR NAKIŞ”

‘VATANDAŞ OLMAK’ KOLAY DEĞİL!

AYNI, HEP AYNI!

HAYAT!