Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Basın Toplantısında Türkiye gündemdeki konuları değerlendirdi.
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ gündemde olan konularla ilgili düzenlenen basın toplantısında gazetecilere değerlendirmelerde bulundu.Özdağ, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. Yıldönümünü milletçe kutladıklarını. Çanakkale Zaferi Türkün unutturulmaya çalışılan milli kimlik ve gücünün yeniden şahlanışı olduğunu vurguladı. Çanakkale Zaferi'nin Türk milletinin düşüncesine, duygusuna geçişin ilk adımı olduğunu ifada eden Özdağ, Çanakkale’de aynı zamanda milli devletin ve cumhuriyetin duygusal temellerinin atıldığını da vurguladıÖzdağ, basın toplantısında yaptığı değerlendirmeleri şöyle;
"Çanakkale Zaferi ve takip eden süreçte Kurtuluş Savaşı bize tarihi bir gerçeği ifade ediyor. Aziz vatan toprağı şehit kanlarıyla yoğrulmuş ve harmanlanmış, devletimiz ulus egemenliği temelinde şekillenen Cumhuriyetle anlam ve değer kazanmıştır. Bugün 111. yıl dönümünü kutladığımız Çanakkale'de aziz kahramanlarımızı başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi saygıyla, minnetle, şükranla anıyoruz. ‘Ben size taarruz etmeyi değil, ölmeyi emrediyorum’ düstur ve cesaretiyle kurulan Cumhuriyetimizi bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Terörsüz Türkiye adıyla sergilenen silik, korkak ve teslimiyetçi anlayışla ve Anayasa değişiklikleriyle dağıtmalarına Türk milleti izin vermeyecektir. Kanımız ve canımız pahasına devletimizi, milletimizi, vatanımızı Atatürk'ten aldığımız emir doğrultusunda savunmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu aziz vatan şehitlerimizin bize emaneti, tarihi ve kutsal bir miras ve emanettir. Bize emanet ettikleri bu güzel vatanı korumak namus ve şeref borcumuzdur."
"Her Perşembe yapmakta olduğumuz Türk milleti toplantılarımızı bir süredir yapamadık, gerçekleştiremedik. Çünkü Ramazan boyunca Anadolu'da Amasya'dan başlayıp Malatya'ya kadar uzanan bir dizi ziyaretle 13 ilimizde iftar programlarına katıldık. Ziyaret ettiğimiz bu illerde vatandaşlarımızla bir araya iftar sofrasında geldik. Onların sorunlarını dinledik, bizim tespitlerimizi anlattık, çözüm yollarımızı ortaya koyduk. Ramazan ayının sadece sabır, şükür ve kanaat ayı değil, aynı zamanda adalet ve kul hakkının yenmediği aylar olması gerektiğini söyledik. Ama adaletin ve kul hakkının sadece Ramazan'da değil, 12 ay boyunca yenmemesi, saygı gösterilmesi gerektiğini ifade ettik. Gençlerle buluştuk, söyleşi ve sohbetlerde gençlerimize Türkiye'nin güvenli geleceğinin nasıl mümkün olacağını ifade ettik. Mütevazı iftar sofralarında hep birlikte dua ettik ve oruçlarımızı açtık."
“Ramazan eskiden bereket getirirdi, şimdi yokluk ve açlık sınavına dönüştü”
"Ramazan sabır ayı, kanaat ayı, şükür ayı ama açlık sınırının 32 bin lira, yoksulluk sınırının 105 bin lira olduğu ülkede 5 milyon emekliye 20 bin lira bir maaş reva görülüyorsa, 17 milyon emeklinin ortalama maaşı olağanüstü düşükse, 11 milyon işçi28 bin lirayla geçinmeye çalışıyorsa ve 4 bin TL bayram harçlığı veriliyorsa, memleketin emeklisi, işçisi, memuru, çiftçisi, yani orta direk Ramazan'da aç kaldı demektir. Sadece Ramazan'da değil ama. 12 ay boyunca Türk milleti oruç tutmaya zorlanıyor. Ramazan eskiden bereket getirirdi, şimdi yokluk ve açlık sınavına dönüştü. Sadece Ramazan değil, bütün aylar yokluk ve açlık sınavına dönüştü. Emekli vatandaşlarımızın bayramda elini öpecek torunlarına bir hediye veya bayram harçlığı vermeleri neredeyse mümkün olmaktan çıktı."
"Özetle ortada çok büyük bir ayıp var. Ama bu ayıp emeklilerin ayıbı değil, bu ayıp AKP hükümetlerinin ayıbı. ‘Ver yetkiyi, gör etkiyi’ dediler, görüyoruz. İşte ortaya çıkan sonuç bu. Açlık, yoksulluk ve perişanlık. Perişan ettiler, bayramların tadını kaçırdılar. Ama geri sayım da başladı. Bu devran dönecek ve sandık milletimizin önüne gelecek ve başta emekliler ve asgari ücretliler olmak üzere halkımız bu yaşanan açlığın, yoksulluğun ve sefaletin siyasi faturasını iktidara sandıkta kesecekler. Kendisini aç ve açıkta bırakanları seçmen sandığa gömecek."
"Öte yandan ABD ve Siyonist İsrail'in İran'a saldırmasıyla başlayan savaşın 20. gününe de gelmiş bulunuyoruz. Taraflar hava saldırılarıyla karşı tarafın askeri ve ekonomik değeri olan hedeflerini vuruyorlar. ABD ve İsrail tarafı başkent Tahran ve İran'ın batı kesimlerini hedef alırken İran da bölge ülkelerindeki ABD üslerine yönelik saldırılar düzenliyor ve son günlerde bu Amerikan hedefleri dışında İran Körfez'deki petrol ve doğalgaz tesislerini de vurmaya başladı."
"Bu arada İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasıyla bölgedeki deniz trafiği durma noktasına geldi ve petrol fiyatları da 100 dolar seviyesinin üstünü gördü. Bölgedeki petrol rafineri tesislerine de saldırılar düzenlenmesiyle savaş küresel ekonomiyi etkileyecek bir boyuta çıktı. Birleşmiş Milletler teşkilatı kararı olmadan başlayan ve meşruluğu olmayan bu savaşla ABD ve İsrail tarafının İran'da rejim değişikliğini gerçekleştirememesi ve İran'ın Güçlü bir şekilde direnmeye devam etmesi, henüz ülke içerisinde bir isyan ve ayaklanma çıkaramaması, İran'ın füze ve drone kapasitelerini yok edememesi, bölgedeki bir Amerikan savaş grubu merkezinde uçak gemisi olan bunu bölgeden çekmek zorunda kalması, savaşın ağır ekonomik maliyeti ve yüksek teknoloji ürünü mühimmat stoğunda kritik seviyeye gelinmesi, NATO ülkelerinin Amerika Birleşik Devletleri'ne ters cevaplarla destek vermemesi ve ABD'nin savaştan bilinen bir çıkış planı olmaması gibi hususlardan ötürü savaşın uzaması ve saldırgan tarafın stratejik kayıplar yaşaması ihtimali kuvvetlenmektedir."
"Bununla birlikte üzerinde önemle durduğumuz bir husus da ABD ve İsrail'in İran'a yaptığı saldırıların sadece Tahran'la sınırlı kalmaması, savaşın ilk günlerinden itibaren bu iki ülkenin hava saldırılarının Tebriz, Urmiye, Kirmanşah, Hüramabat şehirlerine yoğunlaştığını görüyoruz. İran'ın batısındaki bu yoğunlaşmanın iki amacı olabilir. Bu bölgede İran güvenlik kuvvetlerini vurarak PKK unsurlarının Irak'tan İran'a PKK ve PJAK'ın girmesini sağlamak ve bu bölgeye girecek PKK ve PJAK’lıların bölgede bir ayaklanma çıkarmasına yardımcı olmak."
"Zafer Partisi'nin milli güvenlikten sorumlu kadroları, İran içinden düzenli olarak bilgi almaktadırlar ve almış olduğumuz bilgiler, Batı İran'daki bombardımanın diğer bölgelerdeki bombardımandan farklı olduğunu, burada İran'ın sınır güvenliğinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı, bütün bölgedeki karakolların ve cephaneliklerin vurularak PKK ve PJAK’ın saldırması durumunda, İran güvenlik güçlerinin bir organize direnişi örgütleyememesinin bu bombardımanla hedeflendiği anlaşılmaktadır. İran'da rejime yönelik geniş katmanlı bir ayaklanma gerçekleşmediği için mevcut durumda batı İran'da PKK PJAK idaresinde özerk bir yapı kurulmaya çalışıldığı görülüyor ve PKK-PJAK yönetiminden Güney Azerbaycan Türklerine yapılan çağrıları da incelediğimizde ‘birlikte ayaklanalım’ çağrısının son dönemde sıklaştığını görüyoruz."
"PKK-PJAK’ın bölgede yaşayan yani Güney Azerbaycan'da yaşayan Türk nüfusu hedef alacağı saldırılar düzenleyerek etnik temizlik yapacağına dair bölgeden gelen raporlarda önemli bir endişenin olduğunu görüyoruz. Bu kapsamda AKP hükümetini İran ile diplomatik görüşmelerde bölgedeki yani Güney Azerbaycan'daki Türk nüfusunun güvenlik ve emniyetinin sağlanması konusunda hassas davranmaya çağırması milli, insani ve tarihi bir sorumluluktur diye düşünüyoruz ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın bu konuda hızla adım atması gerektiğine inanıyoruz. PKK terör örgütünün Kerkük'e yapmış olduğu baskını ve katliamı da hatırlatarak benzer bir baskın ve katliamın Urmiye'den başlayarak Güney Azerbaycan'da olmaması gerektiğinin, buna izin verilmemesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Zafer Partisi olarak başta Tebriz ve Urmiye olmak üzere Türk nüfusunun yoğun yaşadığı bölgedeki gelişmeleri ve Türk kardeşlerimizin güvenliğini yakından takip etmeye devam edeceğiz. Ayrıca İran'da ilaç ve tıbbi malzeme sıkıntısı olması ihtimali yüksektir. Değişik ülkelerden Azerbaycan Cumhuriyeti dahil İran'a insani yardımlar başlamıştır. Burada Türkiye'nin de ilaç ve tıbbi malzeme yardımı konusunu değerlendirmeye almasının gerektiğine inanıyoruz."
"Savaşın 4., 9. ve 13. günlerinde İran tarafından atıldığı anlaşılan balistik mühimmat, Türkiye hava sahasına yönelmiş ve Doğu Akdeniz'deki NATO havuz savunma birlikleri tarafından vurularak önlenmiştir. Burada şunun altını çizelim, İran tarafından atılmış olduğunu söylüyoruz. Bu İran'dan atılmış olduğu anlamına gelir ama bu savaşta her şey öyle karışık ki atanlar, İran birlikleri mi? Bunu bilmek mümkün değildir. Evet, bu meselenin iki önemli yanı var, onlara değinmek istiyorum. İran'ın yoğun saldırı altındayken 5 bin 600 km kara sınırı olan ve NATO üyesi olan Türkiye'ye saldırarak yeni bir cephe açması hiç akla yakın bir husus değildir. Bu konuda sahte bayrak operasyonuna dikkat edilmeli ve Türkiye itidalli davranmaya devam etmelidir."
“NATO unsuru olmasa veya NATO füze önlemede başarısız olsa halimiz ne olacak?”
"Diğer yanda Türkiye'ye yönelen balistik mühimmat NATO radarları tarafından tespit edilmiş ve yine NATO füze savunma birlikleri tarafından önlenmiştir. Hatırlanacağı üzere 16 Aralık 2025'te Karadeniz'den gelen bir İHA yine NATO radarlarınca tespit edilmiş, bu drone yaklaşık bir saat batan toprakları üzerinde uçmuş, keşif yapmış ancak Elmadağ, Ankara yakınlarına gelince düşürülmüştü. Şimdi buradan Zafer Partisi olarak kamuoyu önünde soruyoruz. Türkiye'ye yönelen bu balistik füzeleri neden Türk radarları görmüyor, tespit etmiyor? Görüyor, tespit ediyor ise neden NATO radarlarının tespit ettiği kamuoyuna duyuruluyor? Balistik mühimmatı önlemek için yerli füze savunma bataryalarımız yok mu? Bizim yerli çelik kubbe sistemimiz, propagandası yapılıyordu, nerede, faal değil mi? S-400 sistemleri faal mi? Bunlar kullanılmayacaksa niçin alındı? Yoksa S-400'leri kullanmama konusunda bir söz mü var? NATO unsuru olmasa veya NATO füze önlemede başarısız olsa halimiz ne olacak? Biz Türkiye'nin füzelerden korunma işini NATO'ya mı taşer ettik de haberimiz yok. Şimdi de Almanya'dan Adana'ya yeni bir yüksek irtifa hava savunma sistemi geliyormuş."
"Saddam'ın Scud füzelerinden bu yana yaklaşık 50 yıldır çevre ülkelerden kaynaklanan balistik füze tehdidi var. Üstelik bu tehdit, süpersonik füzelerle daha teknolojik ve tehlikeli bir boyut kazandı. Süpersonik füzeler, ses hızından yaklaşık 5-15 kat daha hızlı, balistik eğik atış parabolü yerine manevra yaparak yörünge değiştirme yeteneğine sahipler. Hedefe tam tepeden 90 derece ile ve çok yüksek bir hızla saldırı yaptığı için patriot gibi sistemler terminal safhada hipersonikleri önlemede çoğu zaman yetersiz kalıyorlar. Yani aslında İran'ın bir hipersonik sistemi Küreci'yi hedef alsa patriot sistemi büyük ihtimalle yetersiz kalacak. Durum böyleyken 24 yıldır Türkiye'yi yöneten AK Parti hükümetleri füze savunması ve çelik kubbe hava savunma sistemi konusunda ne yaptılar? İşte ilk ciddi krizle karşı karşıyayız. Savunma sanayii konusunda yapılmış güzel işler olduğunu biz de görüyoruz. Ama bunun yeterli olmadığı ve Türkiye'nin savunmasına yetmediği de ortada."
“Hava sahamıza giren füzelerin milli imkanlar yerine NATO tarafından düşürülmesi eksikliğimizi göstermektedir”
"AK Parti hükümetleri 24 yıllık iktidarları sonunda ana muharebe tankı, Altay ortada yok. Milli Muharip uçak yok. Baristik hipersonik füze programları ve füze savunma alanlarında kayda değer Türkiye'nin savunmasını gerçekleştirebileceği bir sistem henüz üretilmiş durumda değil. Özetle, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin önümüzdeki süreçte bu savaştan alınan dersler doğrultusunda hızla bazı temel modernizasyonları yapması gerektiği açıktır. Hava sahamıza giren füzelerin milli imkanlar yerine NATO tarafından düşürülmesi çok net bir şekilde eksikliğimizi göstermektedir. Oluşan bu güvenlik hassasiyetinin birinci derecede sorumlusu olarak AK Parti hükümetlerini görüyoruz. Bu gelinen aşamada milli savunma sanayinin çağın gerekleri ve bölgemizde oluşan tehditlere göre yeniden düzenlenmesi işini artık AK Parti hükümetlerinin önümüzdeki seçimden sonra yapmayacağı, yapamayacağı anlaşılmıştır. TSK'nın yeniden modernize edilmesi, buna paralel olarak savunma sanayinin geliştirilmesi Zafer Partisi iktidarında partimizin liyakatli, devlet aklına sahip kadroları tarafından gerçekleştirilecektir."
"ABD-İran savaşı ile Türkiye'nin KKTC'nin egemenliğine yönelik bir girişim de 13 Mart 2026'da gerçekleşti. Bu çok önemli gelişmeye Türkiye'de Zafer Partisi dışında dikkat çeken, karşı çıkan, altını çizen hiç kimse olmadı. ABD, 13 Mart 2026 tarihinde yayınladığı bir notam ile askeri operasyonları bahane ederek Doğu Akdeniz hava sahasında KKTC'nin kuzeyi ve Türkiye'nin güneyindeki hava sahalarımızı gasp etme girişiminde bulundu. Yayınlanan notamda bölgedeki hava trafiğine, bölgede tek ve meşru otorite olan Ercan Havalimanı Hava Trafik Kontrol Merkezi yok sayılarak Lefkoşa Hava Trafik Kontrol Merkezi ile telsiz irtibatı kurmaları dayatıldı. Bu notam ile ABD'nin asıl amacı, Rum yönetiminin Adanın tamamının ve çevre denizlerin tek meşru hakimi olduğu fikrini dikte etmektir. KKTC'nin devlet varlığını, egemenliğini ve kurumlarını uluslararası alanda fiilen yok saymak demektir. Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de, Mavi Vatan'da, şimdi de Gök Vatan'da, Antalya Körfezi'ne hapsetme girişimidir. Oysa KKTC, 21 Mart 1977'de Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı ve buna bağlı 225 üye ülkeye notamla bildirdiği gibi KKTC kuzeyinde hava sahası trafik kontrol düzenleme yetkisi Ercan Havalimanı Trafik ve Kontrol Merkezindedir. İstanbul'dan Ankara'dan KKTC'ye nasıl uçtuğumuzu zannediyorsunuz? Herhalde Lefkoşa havalimanıyla irtibat içerisinde değil. ABD'nin bu girişimi Türkiye ve KKTC'nin hava sahalarındaki egemenlik haklarına karşı bir saldırı ve işgal girişimidir. Zafer Partisi olarak KKTC'nin alınan ABD notamına karşı Kıbrıs'ın kuzeyindeki hava sahasında tek yetkili otorite olarak KKTC ve Ercan Havalimanı olduğu yönündeki karşı bildirisini destekliyoruz ve AK Parti hükümetini bu konuda daha aktif bir tutum almaya davet ediyoruz.
Rum-Yunan ikilisinin sinsi planları Doğu Akdeniz hava sahasıyla da sınırlı değil. ABD-İsrail-İran savaşını fırsat bilen Atina, Kerpe Adası'ndan sonra Semadirek adasına da Patriot hava savunma sistemleri yerleştirdi. Hatırlanacağı üzere daha önce Güney Kıbrıs Rum kesimine Fransız, İsrail, ABD askeri üsleri kuruldu, en son Yunan F-16'ları adaya indi. Gelinen aşamada Yunanistan'ın 1923 Lozan, 1947 Paris, 1959 Zürih Garanti Antlaşmasına aykırı saldırganlığı sadece kınama ile geçiştirilemez. Buradan AK Parti hükümetini uyarıyoruz. Türkiye'nin acilen alması gereken tedbirler şunlardır:
Türkiye'nin Kıbrıs'ta deniz ve hava üssü tesis etmesi.
Bozaada ve Gökçeada'da hava savunma, radar ve Hisar, Siper, S-400 füze sistemleri oluşturması.
1959 Zürih Garanti Antlaşması 3. madde, yani tek taraflı garantörlük müdahalesi hakkının saklı olduğunu ilan etmesi.
Konuyu NATO'nun gündemine getirip, NATO bağlamında veto etmesi.
Jetlerimizin artık tekrar Ege görevine çıkması.
Kıbrıs Adası etrafında ve Mavi Vatan sınırları, Münhasır Ekonomik Bölgemiz içinde yeniden petrol, doğalgaz arama faaliyetlerine başlaması, kararlılığımızın gösterilmesi bakımından önemli ve gereklidir.
Bunları seçimlere kadar iktidarda kalmaya devam edecek olan AK Parti'ye önemle altını çizerek ifade ediyoruz.
"ABD, İsrail, İran savaşı başta Türkiye olmak üzere tüm bölgeyi ekonomik ve güvenlik bakımından olumsuz etkiliyor. Rum-Yunan sinsiliğiyle fırsatçılığı karşısında AK Parti iktidarının silik ve sessiz tavrı ve teslimiyetçi tutumu güvenlik riskleri ve tehditleri oluşturuyor. Oluşan bu tablo karşısında Türkiye'nin bugün İran'a ama İsrail'in eski Başbakanının Washington'da bir toplantıda Amerikalı düşünce kuruluşu yetkililerine söylediği ve Netanyahu'nun da her fırsatta dile getirerek Türkiye'yi tehdit ettiği g’electe Türkiye ikinci İran olacaktır’ söylemi ciddiye alınmalı ve gereken önlemler hızla yaşama geçirilmelidir."
"Bu çerçevede Türkiye'nin vakit geçirmeden parlamenter demokratik sisteme geri dönmesi gerekiyor. Çünkü Soğuk Savaş sonrasında ABD'nin bütün dünyada saldırmış olduğu ülkeleri incelerseniz bunların hepsinin otoriter başkanlık rejimiyle yönetildiğini görürsünüz. Hiçbiri parlamenter demokrasiyle yönetilmiyor. Parlamenter demokrasi Türkiye için sadece bir siyasal sistem değil, aynı zamanda bir milli güvenlik rejimidir."
"Diğer yandan Türk silahlı kuvvetlerinin oluşan riskler karşısında yeniden düzenlenmesi ve modernize edilmesi gerekiyor. Kuvvet Komutanlıkları hızla Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanmalıdır. İran’a son saldırılarda ortaya çıkmıştır ki jandarmanın da TSK bünyesi içinde kalması gerekmektedir. Onun için jandarmanın TSK'ya bağlanması ve idari yönden İçişleri Bakanlığı'na bağlılığının devam etmesi gerekiyor. Askeri yargı tesis edilirken, GATA Gülhane Askeri Tıp Akademisi açılmalı ve askeri sağlık sistemi hızla kurulmalıdır."
"ABD-İsrail-İran savaşları, İran'daki Afganların Mossad tarafından nasıl rahat devşirildiğini göstermiştir. Milli İstihbarat Akademisi'nin Ağustos 2025'te yayınladığı raporda Zafer Partisi'nin yıllardan beri dikkat çekmiş olduğu tehdit çok net bir şekilde ifade edilmiştir. Bu, yurt dışından gelip ülkemizin ekmeğini yiyen, suyunu içen milyonlarca insan içerisinden Mossad'ın ve diğer istihbarat servislerinin eleman devşirmesi daha kolaydır. Bu insanların artık vatanlarına dönmesinin vakti gelmiştir."
"Keza son savaş göstermektedir ki hava savunma ve füze savunma sistemlerimizin geliştirilmesi gerekmektedir. Keza menzili 2000 kilometreye ulaşacak hipersonik füze imalatı geliştirilmek zorundadır. Ancak bunların imal yerleri ve stokları bugün olduğu gibi Ankara'nın çevresindeki ovalarda yapılamaz. Bu olağanüstü büyük bir tehdide açık bırakmak demektir. Bunların muhakkak çok güvenli şekilde coğrafya içine, dağlık bölgelerde dağların içerisine gizlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur."
"Türkiye'nin ana muharebe tankını, Altay'ı bir an önce motor sorununu çözerek üretime geçmesi gerekmektedir. Keza beşinci nesil savaş uçağı Kaan 4,5 ama beşinci nesil savaş uçağının motor meselesinin halledilerek üretime geçilmesi bir zorunluluktur. Türk Hava Kuvvetleri'nin yeni bir atılım içerisine girmesi, gök vatanın savunulması açısından bir zorunluluktur."
"Siber vatan doktrini çerçevesinde siber savunma ve karşı tedbirler konusunda bir yeni siber ordu düzenlemesi TSK içerisinde gerçekleştirilmek zorundadır."
"Hudutlarımıza yeniden mayın döşenmeli ve oluşturulacak müşterek hudut güvenlik komutanlığıyla kara, deniz ve hava sınırlarımızın güvenliği tek bir komuta altında ve eşgüdümle sağlanmalıdır. Türk milletinin gıda güvenliğini sağlamak için yarından itibaren köylerin canlanması için modern tarım tekniklerinin ziraatte uygulanması için harekete geçilmelidir."
“Türk Silahlı Kuvvetleri tarikat ve cemaatlerin ya da iktidarın değil, Türk milletinin ordusu olacak”
"Biz Zafer Partisi olarak saydığımız bu tedbirler konusunda eylem planlarımızı hazırladık, dosyalarımızı oluşturduk. Milletimizin desteği ve teveccühüyle zafer iktidarında bir gün kaybetmeden AK Parti'nin kaybettiği 24 yılı telafi ederek onarıma başlayacağız. Böylece Türk Silahlı Kuvvetleri, dosta güven, düşmana korku veren yapısı ve teknolojik donanımlarıyla, tarikat ve cemaatlerin ya da iktidarın değil, Türk milletinin ordusu olacak. Yeniden Atatürk ideallerinin ordusu olacak."
“NATO her şeyden önce çok büyük sarsıntılardan geçen bir ittifak. Anlamını yitirdiği düşünülen bir ittifak. Amerika Birleşik Devletleri'nin çıkacağını söylediği bir ittifak ama çıkmasının muhtemel olmadığı bir ittifak. NATO ittifakı birçok eylemde Türkiye'nin menfaatlerini gözetmeyen bir ittifak. Ama bütün bunlara rağmen Türkiye'nin NATO'da kalması, Türkiye'nin güvenliğinin sağlanması anlamında da önemli. En azından Türkiye'ye karşı açık düşmanlıkların yapılamamasını sağlamak için içeride bulunmanın faydaları var. Ne zaman ki Türkiye kendi uçağını yüzde 100 yerli uçağını, milli uçağını yapar, yüzde 100 yerli ve milli tankını yapar, yüzde 100 Türk süpersonik füzelerini yapar, hava savunma sistemlerini yapar, o gün dünyanın değişen şartlarına göre tekrar bir durum değerlendirmesi yapılabilir. Bugün ise NATO ittifakı sarsılan ve sallanan bir ittifak olmakla birlikte Türkiye'nin ne olduğunu ne bittiğini içinden görmesi gereken bir askeri yapıdır.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ “Sizi ittifak ziyaretlerinde az görüyoruz, ittifaka bakış açınız nedir?” sorusuna şu yanıtı verdi:
"Biz daha çok partileri değil, millete ziyaret ediyoruz ve sürekli Türkiye'yi dolaşıyoruz. İlçe ilçe dolaşıyoruz. Bu yıl 90 ilçe ziyaret etmişim arkadaşlar tespit etmişler. Ramazan'da da 13 il ziyareti gerçekleştirdim. Özetle şu anda yapmamız gereken şey Zafer Partisi olarak programımızı seçmene anlatmak için sahada olmak. Bu sadece benim sahada olmam değil, Genel Başkan Yardımcılarımızın, Genel İdare Kurulu Üyelerimizin, İl ve İlçe Başkanlarımızın da sahada olması anlamına geliyor. Muhakkak seçimlerin yaklaştığı bir aşamada, siyasal sistemin ittifak dayatması çerçevesinde biz de seçim ittifakı yapabileceğimiz bazı siyasi partilerle bir araya geleceğiz. Ama bugün için henüz çok erken. Evet, söylediğiniz gibi diğer partiler arasında bazı nezaket ziyaretleri yapılıyor, görüşmeler yapılıyor. Ama onların da içinin çok dolu olmadığını, siyasette 24 saatin çok uzun olduğunu ve bugün için sonuca ulaşmayacak ziyaretler olduğunu düşünüyoruz.”